Perşembe, Ekim 30, 2014

SONBAHAR'DAN KIŞA GEÇERKEN... EDREMİT KÖRFEZİ, KAZDAĞLARI

Meteoroloji bültenlerinin çok şiddetli yağmur uyarısı verdikleri günün sabah saatlerinde yola çıktık. Arkadaşım, "çok şiddetli yağarsa kenara çeker bekleriz en fazla, hava güzel olacak güzel" demişti, haklı çıktı.Üstelik yolda çok hoş bir tesadüf oldu, bize yakın başka bir yerde konaklayacak bir arkadaşımızla karayolunun ortasında buluşuverdik.Şöyle bir düşünün, birisi İstanbul'dan sabah 9'da öbürü İzmir'den 12'de yola çıkan iki araçtan birinin diğerini Akçay Güre arasındaki karayolu ışıklarında sollama ihtimali yüzde kaçtır, sizce? Bizim örnekte, İzmir'li şöför, İstanbul'lu arkadaşına  trafik ışığı geçişinde makas attı ve yüzde yüz yakalandı !



Sardunyalar, tesadüf buluşmasındaki mola esnasında az önce yağmış yağmurdan nasiplerini almış, nasıl da canlılar... 


Kaldığımız yer, Edremit ve Akçay'ı geçip Güre'den saptıktan sonra Kazdağları eteklerine doğru uzanan Çamlıbel köyündeki Zeytinbağı otel. 
Çantalarımızı odamıza bırakıp köyde yürüyüşe çıkıyoruz. Mandalina, nar ve zeytin ağaçları meyve dolu. Dalından az önceki şiddetli yağmur sırasında kopmuş bir nar ve mandalina önümüze düşüyor. Nasıl da tatlılar.
Günbatımını izleyip, akşam ezanı okunurken otele dönüyoruz.
Akşam yemeği, bir lezzet ustasının elinden çıkma, sade ve damak tadını almanın zirvesinde zeytinyağlı yemekler yiyoruz. Sonra da balık ve tatlı.
Geriden tatlı tatlı gelen müziği dinliyor ve sohbet ediyoruz. Masalar yavaş yavaş boşalıyor. 
Biz de serin ve temiz havayı ciğerlerimize çekip, uyumaya gidiyoruz.


 Masalar boşaldı, servisler toplandı. Fotoğraf, gerçeğini yansıtamıyor sadece fikir veriyor belki; içerinin ışığı, dışarının yeşili, ikisinin birbirine yansıması...


Sabah, gündoğumunda kuş sesleriyle uyanıyoruz.
Yağmur ara vermiş, güneş bulutların arasından süzülüyor.
Az sonra arkadaşım çığlığı basıyor, yatağında bir kırkayak kıvrılmış yatıyor. Bir gazete parçasını kullanarak kırkayağı yerinden alıp, törenle dışarı çıkarıyoruz.



Kırkayaktan az öncesi, tel pencerenin ardından güneşi yakalama çalışması


Kahvaltı  muhteşem ! 
Çeşit çeşit değişik reçel; akasya çiçeği, limonlu ananas, siyah üzüm...
Pişi mi isterim dediniz, ev yapımı ekmek mi, arka bahçedeki kümesin tavuklarının yumurtaları mı?
Zeytinler bahçeden, otlar, biberler bahçeden, mandalina nar suyu tabii ki bahçenin meyvelerinden...



Kahvaltı, nihayet sona erdiğinde kahve içmek için önce yer seçmeli; manzaraya karşı balkonda güneşlenerek mi, bahçede ağaç altında mı?


Hiç şüphesiz oturmaya gelmedik, buralara.
Kızılkeçili, Zeytinli, Hasanboğuldu, Zeytinalan. Yeni yerler, yürüyüşler.
Akçay, bir sahil kasabasının kışa hazırlanma halleri, sahilde çay bahçesinin emeklilere kalmış halleri.
Edremit, ünlü Cumhuriyet lokantası kapalıymış. Olsun, biz de Ömür lokantasına gideriz.
Bahçeler arasında yürürken önümüze çıkan kocayemişler, böğürtlenler, narlar ve zeytinler zeytinler; yeşiliyle, siyahıyla, irisiyle, yabanisiyle kaç çeşit zeytin var böyle?


Narı burnundan açıyorum dedi, küçük çocuk. 
Şehirden uzakta, doğanın içinde büyümenin nimeti işte.
Narı nasıl açıp yiyeceğini bilen bir küçük çocuk.


Kızılkeçili'de su başındaki mesire yerinde kocaman ağaçlar var. 850 yaşında bir çınar, en görkemlisi. Diğer asırlık çınarlar, meşeler onun yanında bebek sanki.


İşte onlardan birisi, kuzeyi gösteren yosunlarını giyinmiş bir meşe.


Gezdiğimiz yerlerden birisi beni yıllar öncesine, çocuklarımın küçüklüğüne götürdü beni. Oniki onüç sene önce bir yaz günü Çamlıbel tepesindeki Pınarbaşı'na gitmiş, çay içip gözleme yemiştik.
Sıcak yaz günü, aşağılar yanarken nasıl da serin ve huzur vericiydi.


Pınarbaşı'da yazın cıvıltılı sesleri şimdi ağaçların dallarında yaşıyor.Masalar toplanmış, salıncaklar boş, havuz sonbahar yapraklarıyla dolu.


Gelelim, yolculuğun ganimetlerine.
Dönüş yolunda görülen her satıcıda durulup alınan taze meyve ve sebzeyi, Akçay'daki mandıranın nefis lor peynirini, tenekeyle zeytinyağını bir kenara bırakırsak, benim için asıl ganimet, gezdiğimiz yerlerdeki ağaçların altından ellerimizle topladığımız zeytinler oldu.



Şimdi bekliyorum; tuza bastığım zeytinler kara sularını salacak, ben onları her gün çevireceğim, kara sularını süzeceğim ve sonunda zeytinler tatlanacak, soframızda yerini alacak.


8 yorum:

mavi dedi ki...

Ne güzel bir tatil olmuş öyle... Hele o zeytinler hadi bakalım afiyetle yersiniz inşallah..

bilge ve annesi dedi ki...

Ne güzel bir yazı ve fotoğraflara bayıldım, hiç görmedim oraları, umarım bir gün görürüm.

OĞUZ ÇAKIR dedi ki...

kaz dağları gerçekten her mevsim güzel ve huzurlu. Ne iyi etmişsiniz giderek...

Küçük Mucizelerim dedi ki...

O nar tepesi kesilmeden nasıl açılıyormuş merak ettim doğrusu.
Annem de yaptı siyah zeytin. ama benim için yeşilin yeri farklı.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Mavi,
Güzeldi, evet. Zeytinler olsun diye heyecanla bekliyorum. :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevdacığım,
Kesinlikle görülesi yerler. Umarım ilk fırsatta yolun düşer. :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Oğuz bey,
Belki bu mevsim en iyisi, bir de bahar ayları... :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Küçük Mucizelerim,
Aradaki bir fotoğrafta "burnundan açılmış" bir nar var, avucumda.
Çok kolay oluyor. :)