Perşembe, Şubat 05, 2015

Miro ile bir gün ve devamı...

Yarıyıl tatilinin ilk haftası göz açıp kapayana dek geçti. 
Çocuklar çoğunlukla arkadaşlarıyla bir yerlere gittiler, iki gün babaanne ziyaret edildi, derken bir baktık ikinci hafta da yarılanmak üzere.
Ricacı oldum, bir gün de bana ayırsanız... Hemen program yaptık, Sabacı Müzesi'ndeki "Joan Miró. Kadınlar, Kuşlar, Yıldızlar" başlıklı sergiye gidelim dedik.
Çarşamba sabahı oğlum kahvaltıya geldi, hafta içi yavaş bir güne başlamanın keyfini çıkardık. Kahvaltı sonrası yola revan olduk, gece arkadaşında misafirlikte olan kızımı aldık. 
Emirgan'da, yola çıkmadan ağzına bir lokma atıp sonra da acayip acıkan kızıma kahvaltı ısmarladım, o kol böreği ziyafeti çekerken biz de oğlumla kazandibi taam eyledik.



Karnımız tok, keyfimiz yerinde müzeye girdik. resimleri seyrettik, videoları izledik, gözümüz şenlendi. Buradaki üçleme yıldız, ay ve güneş.

Sabancı Müzesi'ndeki sergi güzel hazırlanmış ve oldukça kapsamlı.  Burada, sergiyle ilgili kapsamlı bilgi yer alıyor, bir tık lütfen! 

Miro'dan sonra, müzenin sürekli kolleksiyonundaki Türk ressamlarının eserlerini de ihmal etmedik. Özellikle İstanbul manzaralı resimlere, manzaraların bugünkü yapılarla görünmez olmuş halini düşünerek, içimiz sızlayarak baktık.



Müzenin içi kadar, bahçesi de cazipti.
Bir yandan o güzelim boğaz manzarası, diğer yandan bahçedeki bitkiler içimizi açtı.
Mimozalar açmıştı, çok şaşırdım, biraz erken değil mi?
Yukardaki fotoğrafta bir çitlembik ağacı var. Ağacın yanından çıkıveren genç dal, nasıl büyümüş yeni bir ağaç haline dönüşmüş ve ana ağaçla nasıl kaynaşmış.
Görebildiniz değil mi?



Eh, zamanın nasıl geçtiğini anlamadan o kadar uzun süre gezip yorulunca, karnımız zil çalmaya başladı yeniden.
Yeniköy'e doğru yola koyulup, iskelenin sokağındaki balıkçıda karnımızı bir güzel doyurduk. Ben hamsi yedim, çocuklar tekir. Pek lezzetliydi doğrusu.

Balık sefasından sonra bir alış veriş merkezine tıkadık kendimizi, gençler bir şeyler baktılar, bir iki parça alış veriş yaptılar.
Sonra onlarla bir süreliğine ayrıldım, onlar abinin öğrenci evine gitti, ben arkadaşımla baleye gittim.
Baleye gelmeleri için öneride bulunup ısrarcı olduysam da kandıramadım.
Oysa gelseler seveceklerdi, eminim. Zira İDOB güzel  bir üçleme yapmış, klasik, neoklasik ve modern balelerden oluşan üç perdeli bir gösteri düzenlemişti.
Trafiğin en boğucu olduğu saate rastlayınca nefes nefese girdim salondan içeri, ama koşturduğuma değdi doğrusu.
Burada, biraz bilgi var isterseniz. Tık, lütfen.



Sanat dolu keyifli bir günü  tez zamanda tekrarı dileğiyle ve yine müze bahçesinde çektiğim ve kokina olduğunu sandığım şu güzellikle noktalayayım.
Nefis değil mi?

2 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Gün başlıbaşına nefis olmuş zaten Ekmekçi bacım, çocuklarla olan her gün güzel, benimkiler gibi uzakta olunca daha da bir güzel oluyor.
Miro sergisini görmeyi çok isterdim ama hep kaçırıyorum bu tarz etkinlikleri, ankara'ya Cermodern'e de çok güzel sergiler geliyor, hep kış sezonu. Belki ucundan son sergiyi yakalayabiliyorum, ne yapalım kısmet :)
Böyle kırmızı meyveli çok bitki var ama bu hakikaten kokina sanırsam, biraz daha açık renklilerinden Ankara'da çok, ateş dikeni diyorlar onlara da.
Hafta sonun güzel gelsin...

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Leylağım,
Sen yılın bir kısmında şehir aşırısın ya, biz de oğlanla iki farklı kıtada yaşıyoruz, haftada bir ancak görüşüyoruz. Kızın da okulu, arkadaşları derken birlikte koşturmaca olmadan keyifli vakit geçirme sınırlı zamana kalıyor.
Böylesi bir günün tadı damakta kalıyor. :)
Miro sergisi uzun zamandır gördüğüm en iyi sergilerden biriydi doğrusu. Darısı başına. :)
Ben de sana güzel bir hafta sonu dilerim, haftaya kar geliyormuş. ;)