Salı, Şubat 03, 2015

Zeyrek, Süleymaniye, Levent, Taksim...


Ocak ayı bitti.
Bu demektir ki, 2015 yılının ilk ayı bitti.
Ben ise halen oturup 2014 yılı muhasebesi yapacağım, kendimle söyleşip bu yıl ne istedim, ne oldu, gelen gideni arattı mı sorularını sorup cevaplarını alacağım.
Öyle  bir tasarım vardı daha doğrusu, gün oldu Şubat'ın 3'ü...
Neyse, tasarlamayı bir kenara bırakayım da olana bakayım şimdilik.

Olan şu:
Pazar günü lodos tüm İstanbul'u, Marmara'yı, Ege'yi önüne katmış uçururken  yolumuzu Ayın 1'i kilisesine düşürdük. Neden? Çünkü, o gün ayın biri idi.
Kilise Zeyrek'te.
Zeyrek, şehrimizin en eski yerleşim yerlerinden. Ayın Biri Kilisesi İMÇ olarak bilinen bir dönemin ünlü plakçılar çarşısının arka sokağında.
İMÇ'nin karşı tarafında ise Zeyrekhane bulunuyor. Zeyrekhane, 1118 yılında Bizans imparatoru tarafından Pantokrator Manastırı'nın bir bölümü olarak inşa ettirilmiş ve konak olarak kullanılmış yapı imiş.
Biz gezerken, "Zeyrekhane" adını tabeladan okuyup yolumuza devam ettik, oysa şimdi okuduklarıma bakarak, kendimi "iyi halt ettik" diye kınıyorum.
Zeyrekhane'yi ıskaladıktan sonra "Kadınlar Pazarı" adıyla bilinen Siirt, Van, Muş yörelerinin yöresel yiyeceklerinin satıldığı semte ulaştık.
Burası ortasında ağaçlı geniş bir park. Parkın iki tarafında sıra sıra dükkanlar yer almış. Dükkanlarda peynirciler, balcılar, büryan kebapçıları, mumbar, işkembe satan kasaplar, kaçak çayların demlendiği çayhaneler sıra sıra. Ayrıca yol kenarında kıyılmış tütünler satılıyor.
Kadınlar pazarında kültür bakımından bambaşka bir dünyaya gidip, hemen kıyısında taa Bizans'tan  kalma Bozdoğan kemerine ulaşınca bir de zaman sıçraması yaşamak işten bile değil.





Zaman sıçraması Zeyrek'ten ayrılınca da devam etti. Bozdoğan Kemerini geçip Şehzadebaşı tarafına yürüdük. 
İşte buyrun şimdi de Osmanlı'nın en kudretli  zamanındayız. 
Şehzadebaşı semtine adını veren Şehzade Camii, Mimar Sinan'ın çıraklık eserlerinden. Çok zarif bir camii. Cami, Sultan Süleyman'ın Hürrem'den olan oğlu şehzade Mehmet'in ölümü üzerine yaptırılmış. Ayrıntı için buraya tık
Caminin geniş bahçesinde çok gün görmüş, çok zamanlar geçirmiş bir çınar ağacı var. Yukarıdaki fotoğrafta ağacın ulu gövdesinin sadece bir kısmının yakın çekim hali var. 
Çınar, belki yıldırım düşmüş ve yanmış, belki hastalanmış gövdesi oyulmuş; fakat her türlü canlı, sağlam ve ayakta. O görmüş geçirmiş gövdeden genç sürgünler çıkmış, yeniden yeniden toprağa tutunmuş, dallar dallar uzanmış, büyümüş, yayılmış.
Hayranlıkla uzun uzun seyrettim, ayrılamadım yanından.




Yeni hedefimiz, Süleymaniye. 
Süleymaniye Camii'ni Eylül ayındaki tarihi yarımada günümüzde gezmiş, ardından soluğu caminin karşısında sıra sıra dizili kuru fasulyecilerden birinde almıştık. 
Evet, yine öyle oldu.
Bakınız, buradaki kuru fasulyeciler Erzincan usulü fasulye yapıyor. Fasulyeler iri iri ve kabuksuz ve de çok lezzetli!
İstanbul'da başka ne çeşit fasulye varmış diyen meraklısı için burada, şahane bilgi var. Tık, lütfen!

Zaman dar. Kırk yılın başı atmışız kendimizi sokağa. Bir güne birkaç faaliyet birden sığdırmalı, sonra kalana kar yağıyor. 
Öyleyse, ver elini Vezneciler.
Hoop metro vee Haliç'teki metro köprüsünden geçip, Taksim üzerinden Levent. Aynı güzergahı yukarıdan yapmaya kalksak trafikte takılıp kalacakken, onbeş yirmi dakikada Kanyon'a geldik bile.

Şöyle gülelim komik bir film olsun filan derken, seans denk düşmediği için, Foxcatcher'ı seçiyoruz.
Filmin fragmanını gördüm, oyunculuklara o kısa sürede bile hayran kaldım. Yönetmenin benim için sıkı bir referansı var; Capote'nin yönetmeni.
Yine de güreş konulu bir film ilginç olur mu acaba diye küçük bir tereddüt duymuyor değilim.
Tereddütüm tamamen boşunaymış.
Benette Miller, usul usul anlatıyor hikayesini. peki, nasıl oluyor da, film çıkışında midemizde bir yumruk oturuyor? Ustalık bu olsa gerek.



Gün bitiyor.
Yeni gün ve yeni hafta başlıyor.
Lodos fırtınası şekil değiştiriyor, iki gündür esen rüzgarın taşıdığı bulutlar tonlarca su bırakıyor gökyüzünden.

Sonra yeni gün, yeni rüzgarlar, yeni bulutlar...
Öyle işte!



4 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Zeyrekhane'yi ıskalamakla iyi etmemişsiniz, ben bile gezdim :) O gün senden ayrıldıktan sonra ama baharı tercih et ve o şahane manzaraya karşı açık havada iç kahveni.
Bakar mısın İstanbulluya istanbul önerisi yapıyorum. Ne yapayım ben Lale'nin yetiştirmesiyim :)

bilge ve annesi dedi ki...

Sen böyle olunca ne güzel oluyor İstanbul:))

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Leylağım,
İnan boş bulunmanın dik alası bizimkisi. Neyse, oldu bi defa...
Ha bu da ders olacak, gelecek sefer o kahve höpürdetilecek. :))

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevdacığım,
İstanbul her daim güzel. Bazen biz onun değerini bilmeyenlere rağmen. :)