Pazartesi, Mart 02, 2015

KAPI, KAPILAR, KAPIDA KALANLAR...

Leylağım, 
İza'nın Şarkısı için yazdıklarıma senin yazdığın yoruma cevap yazıyordum, baktım laf lafı açıyor yazdıklarımı buraya taşıdım. 

Sen yorumda Szabo'nun diğer kitaplarından biri olan The Door / Kapı ' nın filme çekildiğini, seyrettiğini ve beğendiğini söyleyince, ben de haftasonu hemen seyrettim. 
Benim için yönetmen İstvan Szabo deyince akan sular durur, ayrıca.  
Eminim kitabını okuma zevki bambaşkadır. Okuma zevkinden ayrı tutarak söyleyeyim ki, Kapı güzel bir filmdi ve bence en önemli yanı yazar Magda Szabo'nun ruhunu taşıyor olmasıydı. 

Kadın oyuncular rollerinin hakkını veriyor, karşılıklı olarak birbirini dengeliyor. 
Hellen Mirren için övgüye gerek olmamalı, "The Queen / Kraliçe" başlıbaşına bir abide, oynadığı her filmi, filmdeki karakteri canlı kılan özel oyunculardan kendisi.
Film boyunca diğer kadın oyuncuya nereden aşina olduğumu düşündüm durdum. Sonra öğrendim,  Martina Gedeck "Başkalarının Hayatı" filminin kadın oyuncusu imiş.

Filmin sonunda  ne müthiş insanlar ve ne zor hayatlar var duygusuyla sarsıldım.



O zor hayatları ve onların hikayelerini birileri gözlüyor ve bize anlatıyor.
Peki sonra ne oluyor?
İnsanlar, değil sadece insanlar, insan toplulukları, onları yönetenler hayatı birbirlerine zindan etmekten vazgeçiyor mu? Hayır. Her türden eziyet ve kötülük devam ediyor ediyor ediyor...

Cuma akşamüstü İstaklâl Caddesindeki kitapçılardan birinde, Mephisto, bakınıyorum. En alt kata indim paket kağıdı gibi bir şey arıyorum; kağıtlar, kalemler, resim malzemeleri burada. 
Geride, aradaki eşya raflarından birinin dibinde, dizlerinin üstüne çömelmiş bir çocuk resim yapıyor. 5-6 yaşında bir kız. Nasıl keyifli, nasıl herşeyi unutmuş.
Yaptığı resimde bir aile var. 
Dünyadaki o yaşta tüm çocukların yaptığı gibi bir resim  gibi  işte.
Dünyadaki o yaştaki tüm çocuklar gibi olmayan şey, o kız çocuğunun Suriye'li bir mülteci  olması. 
Kış günü, o havada, ayağında bir terlik, sırtında pamuklu bir pantalon ve bulüz, uzun zamandır sıcak ve su yüzü görmemiş belki.
Taksim civarında her gün onlarcasını gördüklerimizden...
Belli ki, kitapevinde çalışanların elinden gelen bu. Çocuğun orada bir süre kalmasına, biraz ısınmasına müsade ediyorlar. 
Çocuk belki yaptığı resmi oradaki abi-abladan birine hediye edecek, belki dışarıda kardeşine götürecek.

Zor hayat mı demiştik?


6 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

İçim acıdı be Ekmekçim, elimizden de başka bir şey gelmiyor zaten ya da zorlamıyoruz ne bileyim :(
Kapı neredeyse birebir uyarlanmış filme, ilk kez bu kadar cuk oturmuş bir film izledim desem yeridir, beni asla hayal kırıklığına uğratmadı. Martina Gedeck deyince The Wall'ı da izlemiş olabilirsin.
Ben bugün Foxchatcer'den sonra yabancı dilde aday filmlerden birini Wild Tales'i izledim, bayıldım. Mutlaka izle derim...

bilge ve annesi dedi ki...

"Kapı" kitabına bayılmıştım filmi izlediğimde şok olmuştum kafamda ne canlandıysa filmde onu gördüm muhteşemdi. Anlattığın çocuk gözümün önüne geldi, boğazım düğümlendi, onları her gördüğümde hissettiğim acıyı tarif edemiyorum...

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Leylakcığım,
Mültecilerin çoğu evlerine yakın bölgede yaşam mücadelesi vermekle beraber, memleketin her tarafına özellikle büyük şehirlere dağıldılar sanırım. İstanbul'da Taksim'de Arapça bilen turistlerin etrafını sararak para ve yardım istiyorlar. Dilenebilmek bile dil bilmek gerektiriyor.
Acı bunu yaşamaları ve bizim olana bakakalmamız...

Filmlere bakarak olacağım.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevdacığım,
Kitabı okuyup filmi seyrettikten sonra hayal kırıklığına uğramadığına göre, yönetmen İstvan Szabo'nun yazar Magda Szabo'nun dünyasını yansıtabildiğine dair gözlemim doğru imiş. Kitaptan film uyarlamak zordur, ne de olsa.
Çocuklar, maalesef, her türlü kıyımdan en çok etkilenenler.

şule dedi ki...

bir sürü izlenecek film ve okunacak kitap var. hayat kaçıyor yahu biz iş güç peşinde koştururken...

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Şuleciğim,
Bu hızlı devinim içinde hayat kaçıyor, haklısın.
Nasıl oluyordu da eskiden daha sık görüşebilirdik, anlayamıyorum inan!