Pazartesi, Ocak 23, 2017

GEÇ KALDIM GEÇ KALDIM !

 Alice'in tavşanı gibiyim, geç kaldım geç kaldım diye söyleniyorum içimden, yazmakta çelınç sözünü tutmakta geç kaldım.
Ve fakat mazeretim var, Ankara'dan kızım geldi.
Cumartesi sabaha karşı kızımın "anne gişeleri geçtik, çok açım" mesajıyla gözümü açtım. 07:20'de evdeydi, on dakika sonra kahvaltı yapıyordu. O sırada abisi sınava girmek üzere evinden çıkıyordu.
Sonra karnı tok, mutlu mesut uyudu kızım. O ara blog yazısını yazdım işte.
Öğlene doğru sınavdan çıkan oğlum "anne köprüyü geçiyorum,  açım" diye aradı. Bir kahvaltı sofrası daha kurdum.
Öğleden sonra abisi kahvaltı sonrası şekerlemesine başladığında, kızım uyandı. Yeni bir sofra kur kaldır faslı oldu. 
Neyse, sonunda akşam yemeğinde ortak bir sofrada buluşabildik.

Pazar günü sabahtan apartman toplantısı vardı, öğleden sonra ancak eve dönebildim. Konulardan, konuşmalardan, gerilmekten  başıma ağrı girdi. Hava serindi ama biraz yürüyüş iyi gelir diye kendimi sokağa attım.  İyi yapmışım. 
Eve dönmeden önce kızımla karşılıklı oturup, Suadiye'de yeni açılan muhallebicide salep ve kahve içtik. Fotoğrafın görünmeyen kısmında artık başının ağrısı geçmiş ve kızının bıcır bıcır anlattıklarını gülümseyerek dinleyen anne sureti var.



Kahveli fotoğraftan sonra, bu araya çelıcın 6. günün sorusunu alalım.
Deniyor ki, hatırladığın en eski anını anlatır mısın?

Hatırladığım en eski anılar, üç yaş civarından; kardeşimin doğumu, kundağa sarılıp sarmalanmış o pembe beyaz bebeği ilk görüşüm, mesela...
Ondan bir adım öncesi, kamyonla Andırın'dan Yerköy'e gidiyoruz, çünkü babamın tayini çıkmış, annem kardeşime hamile, doğuma bir hafta kalmış. 
Annem, babam ve ben eşyaların yüklendiği kamyonla birlikte yolculuk ediyoruz. Yılbaşına az kalmış, hava soğuk, Toroslar'ı geçiyoruz. 
Geceyarısı mola yerindeyiz, bir çay içip ben babamın kucağında, annem yanı başımızda kamyona yürümeye başlamışız. 
Tam o anda, elektrik kesiliyor, birden zifiri karanlık! 
Ve olan oluyor; karanlıkta annem boşluğa adım atıp hemen yan taraftaki adam boyundan yüksek çukura düşüyor.
Sonrası, korku ve heyecan dolu.
Annem karanlıkta çukurdan çıkarılıyor, Niğde'de sabaha karşı doktor bulunuyor, şükürler olsun, anne ve bebek iyi durumdalar,  Ankara'ya kadar yola devam ediliyor, anneannemde misafir oluyoruz.
Bir kaç gün sonra eve o pembe beyaz kız çocuğu kundaklanmış olarak geliyor.
Altı değiştirilirken, şaşkınlıkla gülüyorum ve yıllarca her bebek gördüğümde tekrarlanacak cümleyi söylüyorum; "Aa! Ayakı da vaaarrr!"



Bugün, yine, son dönemlerde yaşadığım sıradan günlerden farklıydı. 
Bin çeşit koşturma yanında uzun zamandır unuttuğum bir hisle doluyum; evde benden başka birisi var.
O başka kişinin mutluluk veren  varlığı ve onun getirdiği zamanlama değişiklikleriyle doluydu, gün.
Kızım örgü örmeyi öğrenmek istedi.
İlmek attım, deneme ve öğrenme örgüsünü eline tutuşturdum. Önce şişleri tutmayı, sonra ipi atmayı, örmeyi gösterdim. Uzun uzun denedi o da. Önce haraşo, sonra düz örgü, sonra lastik örgü derken, epey yol aldı.
Şimdi kardeşine kaşkol örme niyetiyle örmeye devam ediyor.

Ben de çelıncın 7. sorusuna geliyorum:

Eğer bir hayvan olsaydın, hangisi olurdun?

Kuş olmak isterdim.
Kuş olmak isterdim de hangisi olacağım ruh halime göre değişirdi.
Bazen sabahın erken saatlerinde dem çeken bir bülbül, bazen ada vapurunun arkasında bir martı, bazen baharın ilk güneşini yüzümüzde aydınlatan bir leylek, bazen ekmek kırıntısı peşinde cıvıldaşan bir serçe, bazen de yüksek bir dağın tepesinden aşağıdaki vadiye doğru dalışa geçen bir şahin...
Bu ara bir uçasım var.
Öyle!


8 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Ekmekcim karışık duygular içindeyim bu ara, çocukların yurtdışı olayı kafama takılıyor, gündem takılıyor, birilerine bir şeylere kızıyorum. Keşke yakın yerlerde otursak arada bir oturup sohbet etsek ne güzel olurdu bir fincan kahvenin başında.
Kızına ve oğluna sevgilerimi yolluyorum, bahtları güzel olsun dilerim ve sana gözün aydın diyorum hala yanındadırlar inşallah...

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Leylakcığım,
Hepimizin kafası karışık, hepimizin içi sıkılıyor...
Oğlum sordu, sizin gençliğinizdeki olaylı günlerde de "bu saçmalık hiç bitmeyecek" diye düşündüğünüz oldu mu?
Kızım söyledi, "içimde kötü şeyler olacak hissi var"!
Ne dersin bu gençlere?
Evet, yakın olsak arada dertleşsek çok daha iyi olurdu. Neyse ki buradan böyle küçük nefesler alabiliyoruz.
Sizin çocuklara da şans ve iyilik dileklerimi iletiyorum.

Elif Ayvaz dedi ki...

ben de atlarım korkusuyla boş vakitlerimde soruları yazıp günlere planlıyorum.

ATALET dedi ki...

Gecikmis gözün aydın.. kızına ogluna sevgiler.
Cocukları doyurup uyutmak.. en haz aldığım sey..
Sevgiyle..
Atalet

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Elif,
İtiraf ediyorum, ben de dün bugün için tedbir aldım. ;)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Ataletciğim, teşekkürler. :)
Koca kazık oldular ama, evet, ben de halen çocuk besleme faslına bayılıyorum. :))

Oytunla Hayat dedi ki...

Gözünüzaydın :)

Nasıl da şenlenmiş eviniz, gönlünüz...
Eski günler geldi aklıma, üniversiteden anneme geldiğim zamanlar... Koştur koştur hep hadi onu yapalım, bunu yapalım... İnşallah oğlumun bugünlerini görmek de nasip olsun bana :)

Bloglar özgür kadınlarla dolu, genel de herkes uçmaktan yana...
Özlemlerimiz bu yönde demekki...

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Şebnem,
Oytun'un en güzel günlerini görmesini dilerim, zaman öyle çabuk geçiyor ki,
eli kulağında bence o günlerin. :)
Ev canlandı evet, ısındı, ışıldadı. :))