Pazartesi, Mart 13, 2017

BİZE İYİ BAKIN ÇOCUKLAR...

...dedi, bir arkadaşımız. 
O bunu söylerken, biz özel izinle girdiğimiz V numaralı anfiden çıkıyorduk. Çünkü bize ayrılan yarım saat dolmuştu ve biz çıkınca içeride  gençlerin gireceği  vize sınavı olacaktı.
Gençler bizim bir zamanlar olduğumuz gibi hukuk öğrencisiydi. Aramızdaki tek fark, bizim o sıralarda sınavlara girip mezun olduktan sonra geçirmiş olduğumuz 35 sene idi.
Devam etti arkadaşımız, ...ve 40 sene sonraki halinizi görün, sonra da yol yakınken tekrar bir düşünün isterseniz.
Çocuklar sınav telaşı içindeydiler, bu amcaların teyzelerin orada ne aradığını anlamadılar muhtemelen. Biz telaş yıllarını geçenler, onlarda kendi gençliğimizin yansımasını gördük biraz.



Ertesi gün, oğluma anlatıyordum dönem arkadaşı buluşmasını, fakülteyi, hatırladıklarımı ve unuttuklarımı. Çok acayip dedim, beş sene oralarda idim yüzlerce defa bahçeye çıktım hiç dikkat etmemişim, Süleymaniye Camii'nin o kadar elini uzatınca tutacakmış gibi yakında göründüğüne...
Oysa sen dikkatlisin, çevrene bakarsın dedi oğlum.
Sanırım, o yıllarda yaşadığım sıkıntılı ruh hallerinin etkisi bu, başın önde kimselere görünmeden gelip gitmek, içine kapanık yaşamak, başını şöyle kaldırıp etrafa göz alıcı şekilde bakmamak...
Yazık oldu, yazık.




Önceki sene arabuluculuk sınavı için fakülteye geldiğimde, bütün binaların çevresi tahta perdeyle çevriliydi, tadilat vardı. Şimdi merkez bina ( İÜ Rektörlük Binası ) ve çevredeki diğer fakülte binaları boyanmış, bakılmış, mermerler parlatılmış, etraf aydınlanmış gibi duruyor. Sadece binalar değil, bahçede rektörlüğün önündeki heykel de pırıl pırıl olmuş.
Eskiden olduğu gibi, yine heykelin önünde sıralandık, fotoğraflar çekildi. Sonra binanın içindeki balkonlarda, havuzlu iç avluda da fotoğraf, fotoğraf... 
Biz hep buradaydık aslında, hiç bir yere gitmemiştik ki, demek için mi?



Karnımız acıktı, hava soğuktu.
Süleymaniye'ye yürüdük, kuru fasulya pilav yemek için.
Bazı arkadaşlar, eskiden gelmezdik buralara dediler. Evet kızlar pek gelmezdi buraya, o zamanlar daha çok bir kaç kahvehane vardı, bir kaç kuru fasulyeci vardı, o kadar. Küçük esnafların dükkanları vardı buralarda, bir de derse girmek için en emniyetli yolun üniversiteye toplu halde girmek ve orada buluşmak olduğuna karar vermiş sol öğrenci grupları.
Çok sonraydı, artık 77 - 78 girişliler mezun olmuştu, zamanla Süleymaniye'nin kuru fasulyecileri meşhur oldu ve sıra sıra dizildiler caminin karşısına.

En son, Kapalıçarşı'daki Şark Kahvesi'ne gittik ve yorgunluk kahvelerimizi  içtik. O zamanlar, kahve de içmezdik aslında, çay içerdik.

Öyle işte!
Çok güzel bir gündü, zamanın kanatlarında çırpındığımız.

4 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

İnsan rutin bir şekilde hayatın meşgalesiyle yaşarken etrafındaki güzellikleri pek farkedememiyor ya da o güzellik ortamın bir parçası haline geldiği için dikkat çekici olmuyor. 25 yıl çalıştığım okulun pencereleri denize bakardı. Günlerce bazen aylar boyu-üstelik sürekli dolaşarak-ders anlatır görmezdim, sonra bir an çok kısa bir an gözüm pencereye ilişir ve şaşırırdım: "Aaa deniz görünüyor" diye. Hayat gailesi mi, telaş mı neyin nesiyse. Ama şimdi ağaçta yürüyen tırtılı görüyorum, o da bir garip.
Yıllar sonra buluşmaları çok keyifli oluyor gerçekten, daha nicelerine...

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Leylakcığım,
Sanırım hayatı daha telaşsız ve sindirerek yaşamaya ve bunun değerini anlamaya başlamakla ilgili bu yeni ve açık algılar.
Ne çok ayrıntı varmış hayatta ve ne güzellermiş! Keşke gençken daha çok farkına varabilseydik. Neyse buna şükür, hayatını öylece tüketenler o kadar çok ki...

şule dedi ki...

büyüdüğümüz yerlerde geçmişin ayak izlerinden yürümek hem çok keyifli hem de beni çok hüzünlendiriyor ne zaman İTÜ'ye gitsem...dostlarla bulusmak iyidir her seye rağmen. ne güzel olmus :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Şulem,
Hüzün veren akan giden zaman mı, gençliğin naifliği mi bilemiyorum. Bazen ikisi birbirine karışıyor.
Ve evet, eski dostlarla buluşmak güzel. :)