Perşembe, Mart 30, 2017

kozkavuran, böceklerin hareketlenmesi, çaylak, ağaçların yeşillenmesi...

Gün dönümü dedik, ekinoks dedik, kaldık orada sanki. Oysa günler kuşun kanadında geçiyor, birer birer. Fırtınalar hiç sektirmiyor gününü, doğa takvimini uyguluyor.
Bu arada leyleklerin geldiğine, İstanbul semalarında görüldüklerine dair rivayetler var, ancak ben henüz göremedim kendilerini

Geçen hafta bir gün İstanbul Modern'e "Liman" sergisine gittim. Antrepolar yıkılmadan önceki son sergi, son elveda. Galata-Port dedikleri inşaat silsilesi nedeniyle Karaköy Kabataş hattında bir dolu yer yıkılıyor,  kazıklar çakılıyor filan, yapılacakmış yeniden. İnşaatlar bitince İstanbul Modern de tekrar taşınacakmış...
Sergi, karma fikirlerle doluydu, video işleri de vardı, heykelimsiler de, eski yeni resimler de. Hepsi bir arada İstanbul'un şimdiki zamanı ve yakın geçmişi hakkında etkileyici hatırlatmalar yapıyordu.
Sergi çıkışı, İstanbul Modern'in merdivenlerinde kalakaldım.
Öndeki acayip büyük inşaat vincinin arkasında kalıvermiş gözüken zarif Nusretiye Camii ne zaman özgürlüğüne kavuşacak acaba?




O hafta hoş bir rastlantı oldu.
Bir yakınım BİFO Konseri için bilet var dedi, abonmanı varmış ve o gün gidemeyecekmiş.
Programda Çaykovski'nin 1. Piyano Konçertosu ve Rahmaninof'un Bahar Ayini vardı, bu program kaçmaz dedim, karşıya geçmeye üşenmedim. 
Konser başlamadan yerimi ararken, bana verilen biletin yanındaki koltukta çok eski bir arkadaşımın oturduğunu gördüm, ikimiz de çok şaşırdık. Tesadüf işte, birbirini hiç tanımayan iki tanıdığım aylardır BİFO konserlerinde yan yana otururlarmış!
Konser için yollara düşmeye üşenmemenin bir başka bonusu Kadıköy'de iskele önündeki tığ işiyle giyinmiş ağaçlara selam vermekti.
Hem o gün rüzgar sahiden üşütüyordu, giyinmeleri iyi olmuş. 




Geldik bu haftaya...
Bir poyraz esti güneşe rağmen donduk, bir lodos esti bulutlu havada bunaldık, bahar kendisini iyiden iyiye hissettirdi.
Son bir kaç senedeki gibi paldır küldür kıştan yaza geçmiyoruz bu sene sanki, bahar dalları  çiçekleri sırasıyla kendilerini gösteriyorlar.
Son zamanlarda gelinlerin fotoğraf çekim platosu gibi kullanılan ve ona yapılan bu haksızlığın tepemi attırdığı Fenerbahçe Parkı'nda o gün hiç fotoğrafçı yoktu, şükür. 
Ve olması gerektiği gibi ağaçlar gelinlik kız edasıyla süzülüyordu. İşte bir tanesi...



Bugün, kardeşim, annem ve ortanca dayım birlikte sahil yolundan geze dolaşa Tuzla'ya kadar gittik, köfte yedik. Kocaman sahil parklarının ve güneşin keyfini çıkardık.
Köftecide hoş bir şey var.   Gelen müşterilerin lokanta için ya da orada neden bulunduklarına dair yazdıkları notlar masaların üstünde cam altında saklanıyor.
Merakla bir kaç masadakini okudum. 
Şöyle mesela: 
"Hayatımızda yepyeni ve taptaze bir başlangıç yaptığımız bu günü hayat bizi nereye getirirse getirsin unutmayalım! İyi ki varsın ve beni ikna etmeyi iyi ki başardın!"
Tarihe bakılırsa bu geleceğe mektup gibi, 16.09.2017.
Başka bir tanesi, kendisine sorulan önemli soruya cevap verir gibi yazmış:
"Değildir! Ama ilk zamanlar güzel geçebilir. Yaklaşık  1 yıl sonra her şey rutine bağlanır ve varsa çocuk üzerinden yaşanılır, mutlu olunur. Evlilik insanın iç güdülerine aykırı toplumsal bir harekettir. Zaten aksi olsaydı boşanmalar olmazdı. Köfteler çok lezzetliydi, teşekkür ederiz"
Haydi buyrun bakalım, felsefi bir tartışma başlatabiliriz, hemen.



Bahar dalı, bahar, keyifli anılar filan ile oyalanıp duruyorum da asıl konu geri planda sürüp gidiyor.
Bakalım göreceğiz, ak koyun kara koyun ne imiş.

Hiç yorum yok: