Pazartesi, Temmuz 17, 2017

TEMMUZ'DA

Temmuz'a gelmeden bayram günleri vardı.
İstanbul sessiz sakindi; insanlar tatile gitti, memleketine gitti, inşaatlar sustu... 
Sakin günler mutluluk vericiydi.

Arife günüydü, önce çocuklarla kahvaltı yapıp sonra onları babaannelerine bayram ziyareti için yolcu ettim. Derken günlerdir üst üste sıkıştıran işler güçler  birden bitiverdi. Kendimi Kadıköy'e atıverdim, biraz denize bakıp nefeslenmek için. Oradan da Beşiktaş'a, yine vapurla. 
Yetmedi, Beşiktaş'ta bir gezinti motoru buldum ve boğaz turu yaptım, bir buçuk saatliğine turist oldum.
Bayramım ilk gün annemde misafir vardı, dayımlarla birlikteydik, yemek yedik, bayram sevinci oldu. Sonraki günler arkadaşlarımla kısa yürüyüşler, kahve oturmaları, annemle park gezmeleriyle geçti. 



Bayramdan sonraki hafta çocuklar geldi, annemin doktor kontrolleri vardı derken yine hareketli bereketli günler geçirdik.
Sonra çok cazip bir "köye gelin" daveti aldım ve hemen kabul ettim.
Bir can arkadaşım iki sene önce Ayvacık yakınındaki bir köyde ev almıştı. Sonra buradaki evi kentsel dönüşüme girince denk düştü ve evdeki  eşyalarını değerlendirmesine vesile oldu. Köydeki evde bazı tadilatlar yaptırdı, yeni evi düzenledi. Bahardan beri arkadaşlarını sırayla çağırıyordu, "buralar birlikte olunca güzel" diyerek.
Sahiden de öyle! Mutfak penceresinden böyle bir manzaraya bakarak yemek yapmayı kim istemez?



Üç arkadaş birlikte kahvaltılar ettik, köyün tepelerine tırmanıp gün batımı rüzgârında manzarayı içimize çektik, serin denizlere girdik, Midilli'ye karşı balık yedik kadeh kaldırdık, yolda gördüğümüz bütün çiçeklerin adını bilmek istedik, kelebek çiçekleri topladık, uzun sohbetler ettik...
Tekrarını nasip etsin dileklerimizle, mutluluk içinde dört gün geçirdik.
Yukarıdaki çiçek, yabani havucun çiçeği, bilmek isteyen olursa...




Assos'ta bir gün batımı sonrası yokuş aşağı inerken gördüğümüz bir taş dükkanından bu ender görülen  taşlardan aldık.
Ender, çünkü, quartz ve epidot gibi ayrı oluşum dönemlerine ait iki mineralin bir arada olduğu pek görülmezmiş.
Şansımıza denk düştü.



İstanbul'a döndükten sonra bir akşam Çengelköy sahilinde annem, kızkardeşim ve ailesiyle bir  güzel günbatımı yemeği yedik.
İyi ki, şakayla karışık anneme "bu senin doğum günün için erken kutlama" demişiz. Sonraki günlerde üst üste gelen üzücü haberler ve cenazeler nedeniyle annemin doğum gününde bir kutlama imkanımız olamadı.
Bir hafta içinde iki arkadaşım babalarını, bir arkadaşım annesini kaybetti.
Yaprak dökümü gibi...
Birlikte güldüğümüz arkadaşlar ağlarken onlara sarılabilmak tek tesellimiz.

Hiç yorum yok: