Salı, Kasım 07, 2017

ATATÜRK ARBORETUMU

 Geçen baharda bir pazartesi günü arboretum'un kapısında kaldığımızdan beri aklımızda, bu hafta gidelim, olmadı haftaya gideriz... Haftalar aylar geçti, gele gele geldik bu haftaya. 
İyi olmuş bu haftaya kaldığımız aslında, sarılar, kızıllar, kahverenkleri ve her dem yeşiller; hepsi bir arada.
Arboretum, ağaç müzesi niteliğinde bir botanik bahçesi. İstanbul'da 1949 yılında Orman Fakültesi bünyesinde kurulmaya başlanmış, tamamlanması 1982'yi bulmuş. 
Burada arboretum hakkında oldukça geniş bir bilgi ve tanıtım bulacaksınız. Tık lütfen!



Ana kapıya çok yakın  bir yerde tam 250 yaşında iken, kuvvetli rüzgâr nedeniyle 2016 yılında yıkılan gürgen beni çok etkiledi. Ondan biraz uzakta bir baba meşe de çocukların ağaçların yaşını anlamalarına yardım edecek şekilde sergilenmişti.
Ağaçların önemli olanlarının, özel olanlarının ya da belli başlılarının altlarında küçük plakalarda Latince ve Türkçe isimleri yazılmış.
Ancak, basit bir genel harita hazırlanmış olsa veya görülecek önemli yerlerin bir krokisi olsa, meraklısının çok daha  mutlu olacağından eminim. Onca bitki ve ağaç aşinalığıma rağmen cinsleri tam anlayamamış olduğum için, kendi adıma, bunun yararlı olacağından eminim.



Arboretumun bulunduğu kocaman alanı, keyifle çevreye bakarak, arada fotoğraf çekerek iki saatte gezdik. Yorulmazsanız daha uzun süre de dolaşabilirsiniz.
Oturup dinlenecek bir kaç bank var, ama onun dışında piknik yapar gibi yayılacak bir alan olmadığı gibi, çay kahve içilecek kır kahvesi filan da yok.
Bu "gelin, gezin, gidin" düşüncesi uygun olmuş belki de, bu kadar kısıtlı olmasına rağmen, içeride gelin damat fotoğrafı çekenler vardı. Neyse ki, çekim için bir ücret karşılığı izin veriliyor  da , güzelim arboretum bedava film stüdyosu olmaktan kurtulmuş, biraz.



"Sararıp dökülmeden önce kızaran yapraklar ki onlar, 
Şan verdiler ortalığa bütün bir sonbahar
Mevsim dönüp de yeniden yeşermeye başlayınca rüzgâr
Çıplağında o atın, yine onlar koşacaklar
O çocuklar
O yapraklar
O şarabi eşkiyalar
Onlar da olmasa benim gayri kimim var?"
demiş, çok sevdiğim Yaprak Dökümü şiirinde Can Yücel.



Öyle işte! Bak dur...
Belki kulağına hayatın anlamını fısıldayan olur.
Kim bilir?

4 yorum:

bilge ve annesi dedi ki...

Ne güzel fotoğraflar...yaprak dökümü...Can baba...hayatın anlamı bence ağaçlar kesin fısıldamışlardır:)) öpüyorum...

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevdacığım,
Evet, sarılınca fısıldıyorlar ya da bana öyle geliyor. :))

şule dedi ki...

ah ne çok istiyorum gitmeyi...ama işte, dünya işleri bırakmıyor yakamı :(

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Ben yolunu öğrendim Şulem, götürürüm seni. Ne zaman istersen. :)