Cumartesi, Kasım 04, 2017

günler geçerken...

en son ekşi maya, pepeçura arasında bir yerde kalmışım, devam edeyim
hafta sonunda kızım geldi, hızlı bir karar verdi biletini alıverdi, bir yandan da pazartesinin tatil olmasını fırsat bildi,
cumartesine bir karşı kıyıda açık hava gezmesi, bir arkadaş toplantısı ve bir akşam yemeği sığdı, nasıl oldu becerdik anlayamadım,
pazar da hareket bakımından cumartesiden pek farklı değildi, annemde bir aile yemeği, ankara yolcusu için azık hazırlığı derken, bir koşturmacadır gitti,
pazartesi, sabah sporundan sonra evde amatör kuaförlük faaliyetiyle geçti, kızım çok güzel saç boyadığım için olsa gerek yakında bana bir sertifika verecek, sanırım,
akşamına yine evine kavuşan yavruyu özlemek kaldı bana



salı, haftanın en gezmeli günüydü 
önce karaköy vapuru,  kısa bir galata turu atarken "salt galata"ya denk düşünce, turun uzaması
eskiden aşina olunan yerlerin caddelerin yeni yaşantılarına tanık olunması, eskiyi hatırlama çabası,
salt galata'nın çeşitli cephelerinden yeniden hayran olunan manzaralar, tanıdık binalara yeni bakış açıları,



sonra, onca sene yakınlarında geçirilen zaman boyunca hiç bilinmemiş adeta gizli kalmış bir botanik bahçesinin gezilmesi,
sola bakıyorken, haliç'teki metro köprüsü va arkasındaki yüksek binalar,
sağa bakıyorken, galata kulesi ve ağaçların arasından seçilen galata köprüsü,
yine şehre duyulan hayranlık ve son zamanlarda sıkça olan yitirilene hayıflanma duygusu



haftanın kalan günlerinde  ılık havadan yararlanıp sokağa çıktım,
ilkinde yine karşı kıyıdaydım,  karaköy galatasaray hattında gezip dolaştık, s. ile, 
ikincisinde ana, bacı, oğul ile suadiye sahilinde öğleden sonra güneşi altında miskinlik yaptık,
sonraki gün pazar kuruldu, alışveriş, ayıkla, yıka, pişir derken gün geçti gitti, hafta yine bitti



hep bir merak, hep bir heyecan...
o kapının arkasında ne var acaba?

Hiç yorum yok: