Perşembe, Şubat 22, 2018

ŞUBAT'TA YEME İÇME HALLERİ

Yazı konusunda arayı açtım yine.
Önce günlük sırasında düzenli bir özet geçeyim istedim, sonra bu iş uzayacak yine tembellik ağır basacak iyisi mi sınırlı bilgiyle yetinelim düşüncesi ağır bastı.

Şubat lodoslu günlerle başladı. Ayın ilk hafta sonunda sıkı bir lodos fırtınası vardı. 
O günlerde çocuklarla Fatih Akın'ın filmi Paramparça'ya gittik, çok etkilendik. Bir kaç gün sonra, arkadaşımın fazla bilet davetiyle Süreyya Operası'nda bir keman piyano resitaline gittim.
Derken kızımın tatili bitti ve Ankara'ya döndü.



Hafta sonunda kardeşim ve yeğenlerim çaya geleceklerini haber verdiler.
Evdeki malzemeyle, kaç zamandır aklımda olan bir ekmek yaptım.
Aslında ekmek mi demeli yoksa ekmek görünümlü poğaça mı emin değilim.



Hamuru, sütlü yağlı mayalı yoğurdum, yumuşak kıvamda tuttum, kabardı, elimle pat patlayarak açtım. 
Önceden soğan, kıyma, kırmızı kapya biberi, küçük doğranmış yeşil zeytini birlikte yağda çevirip içini hazırlamıştım.
Açtığım hamura içi yerleştirip, rulo yaptım. yağlı tepsiye yerleştirip biraz daha kabarınca fırına verip pişirdim.
Sonra dilim dilim kesip çayla yedik,  gençler pek sevdi; bir dilim bir daha derken bitiverdi.




Geçen haftanın üç günü Kars'taydım. Mavi yolculuk arkadaşlarımla bir tura katıldık ve Ali Canip Olgunlu ile Kars'ı gezdik.
Dört sene önce gittiğim Doğu Anadolu gezisinde bir gece Kars'ta kalmıştık. Ancak bu defa mevsim kıştı ve bu kış şehrini bu haliyle yaşamak çok başkaydı. 
İlk akşam Kafkas dans topluluğunun gösterisini izledik, öncesinde yemekte yörenin meşhur kaz etini ve bulgur pilavını yedik.
Yemek sonrası bahçede karlar üstündeki varillerde yanan ateşi izlemek ve ısınmak için çay içmek tam da buraya özgü bir gece eğlencesiydi.



Ertesi gün hedefte Çıldır vardı. 
O muhteşem beyazlık ve sessizlik dünyasında atlı kızakla gezdik, buz tutmuş gölde karlar üstünde yürüdük. 
İşte  size gölde buz üstünde açılmış bir delik, tıpkı Eskimolar gibi. Oradan avlanan sazanlar bir güzel kızartıldı ve öğlen yemeğinde bize ziyafet oldu.



Kars, kırk sene Rus işgalinde yaşamış bir şehir.
Ruslar, egemenlikleri süresince Kars'a sadece düzenli bir şehir planı ve Baltık mimarisinde nefis taş yapılar yapmakla kalmamışlar, çay konusunda da öncülük  etmişler.
Arkeoloji müzesinden etnoğrafik eserler bölümümde sergilenen semaverler, çay takımları o günlerden kalma.
Ayrıca şehrin çarşısında sıralanan peynir ve bal satan dükkanlar da, şehrin eski sakinleri kafkas göçmeni Molokanlar'dan yadigar.

Hiç yorum yok: