Cumartesi, Mayıs 12, 2018

KÜBA GÜNLÜĞÜ - 1

Günlüğün bir başlangıcı var elbet.
Bir de onun  öncesi var, yeni yılın ilk haftalarına denk düşen.
Yeni yıl kararları alınmış; bu senenin temel konusu mümkün olduğunca çok seyahat edebilmek.
Yurt içi ilk hedef, bir de yurt dışı olursa harika olur.
Önce Kars sonra Kapadokya yolculukları planlanıyor, derken bir teklif geliyor Küba'ya gitsek!
Nasıl, ne zaman, kimler gidiyor, kaç para, taksit yapıyorlar mı?
Sorular ve cevaplar ardarda sıralanıyor, bir heyecan dalgası yükseliyor ve sonra karar anı; hadi mi? Hadi!
Önceleri gelecekte bir ihtimal gibi, ay geçiyor, hafta geçiyor, sonunda günler kalıyor.
Vizeler alınıyor,  kitaplar okunuyor, bulunan bilgiler paylaşılıyor, bavul hazırlığı yapılıyor.
Sonunda o gün geliyor, 27 Nisan gecesi havaalanında buluşulacak, 28'in ilk saatlerinde yola çıkıyoruz..
Uçuşumuz THY ile, doğrudan İstanbul'dan Havana'ya, 13 saat sürecek, 10 bin km yolumuz var.



Küba, yeşil bir timsaha benzetiliyor, bir otobüsün camında gördüğüm Küba bayrağı renklerindeki bu şekil gibi duruyor.

Küba, Karayiplerin en büyük adası, 110 bin kmkare civarında, nüfusu yaklaşık 11 milyon.
Amerika'nın Florida kıyısına çok yakın, onun 180 km güneyinden itibaren kuzeybatı güneydoğu yönünde Panama'ya doğru uzanıyor.
Kuzeyinde Florida körfezi, güneyinde Karayip denizi var.
Neden yazıyorum bu kadar kitabı bilgiyi derseniz, çünkü orası bambaşka bir dünya, bizim bulunduğumuz yere göre, dünyanın dibinde değilse bile üçte iki yolunda.  
İstanbul'dan 01:40'da hareket ettik ve saatimizi 7 saat geriye alarak sabah 08:30'da Havana'ya vardık.



Havaalanından şehre doğru giderken ilk gözümüze çarpan, hep sözü edilen eski arabalar oluyor.

Araba kalabalığı pek yok ve trafik rahat akıyor.
Çoğu taksi olmak üzere, tek tük yeni araçlar da var. 
Özel araçların büyük çoğunluğu eski ama bakımlı arabalardan oluşuyor.
Halkın taşınması eski tip otobüsler, kamyon kasasından bozma otobüsler, bisikletler, motorsikletler ile yapılıyor.



Ernest Hemingway'in evi Finca Vigia'da çalışma odası

Havana yakınlarındaki Paula Tepeleri ilk durağımız, Hemingway'in evini ziyaret ediyoruz.
Kocaman bahçesi, yüzlerce bitki, yüzme havuzu, tenis kortları, gözlem kulesi, arka bahçede bir sundurma altında korunan  teknesi "El Pilar"... Hepsi bizi yazarın dünyasına yaklaştırıyor.



Balıkçı köyü Cojimar'daki küçük kale

Günümüz Hemingway temasıyla devam ediyor, öğlen yemeğini "İhtiyar Balıkçı ve Deniz" romanında sözü edilen Cojimar köyünde bir sahil lokantasında yiyoruz.
Lokantadan içeri girer girmez, on gün boyunca her öğünde alışkanlık yapacak bir şey oluyor ve bir orkestra müzik çalmaya başlıyor.
Hava sıcak, 30 derecenin üstünde termometre, eh, tropik iklim kuşağındayız ne de olsa.
Yemek sonrası köyde biraz yürüyüp, evlerin parlak renklerini izleyip, insanları tanımaya çalışıyoruz.
Akşamüstü Havana'ya dönüyoruz, yolda kalenin karşısındaki parkta bulunan Atatürk büstünü ziyaret ediyoruz ve hepimiz çocuklar gibi seviniyoruz. 
Sonunda otelimiz Capri'ye ulaşıyoruz, odalarımıza yerleşiyoruz.
Uzun bir gün oldu ve henüz bitmedi, akşam yemeği için dışarıya çıkılacak, günün sonunda yorgunuz, biz yataklarımıza kavuşurken dışarıda müzik devam ediyor.


4 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Sefan olsun Ekmekçi bacım, darısı Leylakçı bacına olsun. Merakla devamını bekliyorum...

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Darısı başına Leylakçı bacım, hem de canı gönülden olsun ve bir an önce gerçekleşsin. Zira Küba'da da değişim rüzgarları hızla esmeye başlamış.
Biran önce yazıp bitirmek için uğraşıyorum, fotoğrafları ayıklayıp hatırlayıp anlatmak güç oluyor. ;)

Oytunla Hayat dedi ki...

Küba günlüğünü görünce hemen başlangıcına ışınlandım. En çok görmek istediğim yerlerin başında geliyor.

Seninle gezmek şahane olacak eminim ;)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Şebnemciğim,
Darısı başına dileğim senin için de geçerli ve umarım benimle gezmekten memnun kalırsın. :)