Salı, Mayıs 15, 2018

KÜBA GÜNLÜĞÜ - 4

Bu sabah Küba'nın güney doğusundaki Santiago de Cuba'ya  kadar gideceğimiz 5 günlük yolculuğumuza başlamak üzere yola çıkıyoruz. 
Bavullarımızı topladık, otobüsümüze yerleştik; henüz güneydoğuya doğru gittikçe yolların asfalttan bizim eski şose denilen yollara daha çok benzeyeceğini bilmiyoruz. 
Otoyol yok, ama iki şeritli düz yollarda yolculuk ediyoruz. Sonraları yollar daralıyor ve böbrek taşı olanların rahatça düşüreceği şekilde sarsılarak yol alınıyor.



Laguna del Tesoro, Guama, Zapata Yarımadası

Zapata yarımadası yemyeşil, hiç tanımadığımız bitkileri hayranlıkla seyrederek Guama'ya geliyoruz. Buradaki lagünde bir tekne gezisi yapıyoruz, gezi bana Dalyan'da tekneyle yaptığımız yolculukları hatırlatıyor. 
Zapata'nın sulak arazisinin bitkilerinin yanısıra timsahları da  meşhur!
Sayıları hayli azalan timsahları korumak için Boca de Guama'da bir çiftlik kurmuşlar, timsah yetiştiriyorlar. Bir süre tembel tembel göletin kenarında yatan timsahların bir oltanın ucunda kendilerine uzatılan et parçalarını kapışlarındaki çevikliği izliyoruz, bazı arkadaşlar bunu videoya çekiyor filan, ama ben tek bir kare bile çekmemişim inanın.




Taina köyündeki bitek arazi yağmur mevsiminde sular altında kalıyormuş, şimdi ağaçların kökleri görülüyor

Timsah çiftliğinin hemen yanında, eskiden oralarda yaşayan adanın yerlilerinin anısına yapılmış bir köy var. Taina köyünde, yerlilerin yaşamları kimi heykeller kimi canlı mankenlerle canlandırılıyor; ne yerlermiş, nasıl yaşarlarmış...
Yerlilerin bir kısmı İspanyollar tarafından altın getirmedikleri ya da hazinelerinin yerini göstermedikleri için öldürülmüş, ki zavallıların altınla ilgileri yokmuş. Geri kalanların çoğunluğu ise saldırganların getirdiği bulaşıcı hastalıklara kurban gitmiş.

Buradan ayrılınca "Domuzlar Körfezi" adıyla bilinen,  Amerikan istihbarat teşkilatı tarafından Castro'ya karşı düzenlenmiş ve Küba ile ABD arasındaki ilişkilerin kopmasına neden olan olayların ve çatışmaların yaşandığı Bahia de Cochinos'taki Playa Giron müzesine gidiyoruz.




Tomas Tery Tiyatrosu, Cienfuegos, 

Akşamüstü güneyin incisi Cienfuegos'a varıyoruz ve ünlü tiyatro binası kapanmadan içerisini gezmek imkanını yakalıyoruz.
Bu tiyatronun ilginç ve acıklı bir yapım hikayesi var. Köleleri tedavi eden ve sonra tekrar satan ve servetini bu yolla edinen bir doktor yaptırmış binayı.
Bina ahşap ve kocaman sahnesi olan, yakın zamana kadar çalışan bir tiyatro salonu. Kısmen hayranlık, kısmen kızgınlıkla geziyoruz yapıyı.




Union Hotel'in iç avlusu

Cienfuegos'taki otelimiz elden geçirilerek yenilenmiş güzel bir eski yapı, iç avlusu insana ferahlık hissi veriyor.

Yemek sonrası yakındaki meydana yürüyoruz ve kahvelerimizi içerken gitar eşliğinde şarkı söyleyen güzel sesli kadın şarkıcıyı dinliyoruz.
Müzisyenler şarkı arasında önce kendi CD'lerini satmaya çalışıyorlar, alan olmayınca doğrudan şapka çıkarıp gönlünüzden kopanı istiyorlar.

*

Sabah, Cienfuegos'tan hareket etmeden önce şehirdeki puro fabrikasını ziyaret ettik.
Puro yapımı, milli servet değerini verdikleri önemde olduğu için, fabrikasının içinde fotoğraf çekmek yasak, o nedenle bu geziye ait bir kare yok elimde.
Fabrika görevlisi, bütün bölümleri sırayla gezdirdi, yapılan işlemleri tütünün gelmesinden kutulanmasına kadar tek tek anlattı.
Bu arada, görevlinin resmi ifadesiyle de öğrendik ki, puroların kadın işçilerin bacakları üzerinde sarıldığı tam bir efsane! 
Purolar  yapım aşamasında ciddi kalite denetiminden geçiyor, sarıldıkları zeminin tahta ve düzgün olmasından yapışkan olarak kullanılan reçinenin kokusuz oluşuna kadar onlarca kural var uyulması gereken.
Puro saran işçilerin işleri esnasında radyo tiyatrosu dinlediğini gördük, eskiden işçilerden biri sırayla diğerlerine gazete okurmuş. Eh, zaman Küba'da da değişim getiriyor, haliyle.



Santa Clara, Comandante Che Guevara'nın mozolesinin üstündeki heykeli

Sabah yoldaki ilk uğrağımız Santa Clara şehri. 
Burada Che tarafından ele geçirilen ve Batista ordusunun cephanesini taşıyan zırhlı treni, olayın geçtiği yerde görüp oradaki açıkhava  müzesini geziyoruz.

Küba'da eskiden yaygın bir demiryolu ağı varmış. Bu ağ, şimdi malzemesizlikten çoğunlukla atıl halde duruyormuş. Karayolunda hemen hemen her şehirde kesişen hemzemin geçitlerden geçtik, ancak hareket halinde pek az tren gördük.

Sonraki durağımız, Che'nin ölümünden 30 yıl sonra Bolivya'dan taşınan mezarı ve mozolesinin üstüne dikilen heykeli. Buradaki müze de çok etkileyici.
Küba'da Che'yi çok sevdiklerini gözlüyoruz; Arjantinli bir doktorun ülkesinden gelip, eline silah alıp onların özgürlüğü için savaşması Kübalıları çok etkilemiş; onu Amigo/Dost olarak anıyorlar.




Manaca İznaga'daki 45,50 metre yüksekliğindeki çalışan köleleri izlemek ve kaçakları engellemek için yapılmış gözetim kulesi

Öğlen yemeğinden sonra, Los İngeos vadisindeki şeker kamışı plantasyonları arasından geçip, sert rüzgarın serinletmeyi pek de başaramadığı sıcak havada Trinidad'a doğru yol alıyoruz.
Kilometrelerce uzanan şeker kamışları, uzaktan biraz mısır tarlasını andırıyor.
Yol boyu rehberimiz bize adanın tarihinden, kölelerden, özgürlük savaşlarından bilgiler veriyor.




Ancon, Karayip denizi

Hedefimizde akşam olmadan Karayip denizi kıyısına ulaşmak var. Neyse ki günler uzun ve hava sıcak.
Akşamüstü sonunda kalacağımız tatil köyündeki odalarımıza bavullarımızı atıp, mayolarımızı giyip kendimizi ılık ve tuzlu Karayip denizine atıyoruz ve çıkmak bilmeden deniz keyfi yapıyoruz.

Akşam yemek sonrası, sivrisinek hücumuna maruz kalıyoruz. Sivrisineklere karşı, özellikle ilaçlama yapılmıyor. Böcekleri zehirlemenin sadece onlara değil tüm canlılara zarar verdiği bilgisi Kübalılarca malum kısacası, darısı bizim aklı evvellerimizin de başına diyeyim.

Gece, otobüsle 15 km uzaktaki Trinidad şehir merkezine gidiyoruz. tarihi kentin meydana bakan merdivenlerinde canlı müzik dinliyoruz. Yakınımızda oturan iki İngiliz kızı, Türk olduğumuzu öğrenince, aa biz Tarkan'ı çok seviyoruz diye çığlıklar atıyorlar.

Benzer sevgi dolu çığlıklar Türk olduğumuzu öğrenen Kübalılardan da geldi, yolculuğumuz boyunca.
Neden mi?
Çünkü, Türk dizileri tüm Güney Amerika'da ve o ülkelerin TVlerini izleyen Küba'da çok seviliyor ve dolayısıyla İstanbul ve Türkler Latin Amerika'lıların favorisi!



2 yorum:

bilge ve annesi dedi ki...

Sevgili Ekmekçim, Küba gezisini ig'den takip etmiştim ama buradan okumak ne kadar keyifli, baştan okudum bayıldım devamını merakla bekliyorum, sevgiler:))

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevdacığım,
Fotoğraflar üst üste binmiş gibi hissediyordum, başlangıçta. Yazdıkça tekrar hatırlıyorum yolculuğu. Ben de merak ediyorum desem? ;)