Salı, Ağustos 07, 2018

TEMMUZ'DA MAVİ

Kaç gündür yazacağım, bir denk düşüremedim, bloga yazma haline kavuşamadım.
Ben tatildeyken hastalanıp, rahatsız olmayayım diye düşünüp haber vermeyen kibar oğlumun geçirdiği virütik üst solunum yolu enfeksiyondan kurtulması  ilk konumuzdu. Doktor, ilaç derken ben de anne güçlerimi seferber ettim, çorbalar, muhallebiler, tavuklu pilavlar, meyveler filan, yavaş yavaş iyiliğe döndü hastamız.
Sonra sıcaklar bastırdı ve ben yaz depresyonundan muzdarip, eli kolu kalkmaz vaziyette sadece kitap okuyacak gücü bulabildim.
İki gün önce fotoğrafları yükleyip yazmaya başlıyordum ki bu defa da blogger su koydu, ip'sine ulaşılamadı, yüklenemedi, yazılamadı, filan falan...
Oysa muradım Temmuz bitmeden bu senenin mavisini yazmaktı.




Aslında daha önce defalarca mavi yolculuk anısı yazmıştım.
Hep söylüyorum, denizseven bir kişi iseniz, mavi ve yeşille içiçe olmak size ayrı bir mutluluk veriyorsa, 10-12 kişi ile 1 hafta 24 saatinizi birarada geçirmeyi göze almışsanız ve Ege'nin dantela kıyılarına hayransanız, ne yapıp edin bu yolculuk için bütçenizi denkleştirin.
Nerdeyse, 1 haftalık bir yurtdışı gezisi maliyetinde olan bu tatil, bütün negatif yüklerinizi üzerinizden akıtıp gidermenizi sağlayacak ve sizi mutlu edecektir.




Bu seneki teknemiz "Derin Deniz"i geçen seneki yolculuğumuzun sonuna doğru demirlediğimiz bir koyda yanımıza yanaştığında görmüştük. Zarif ama sağlam duruşlu bir tekne idi ve güvertesindeki sükunet hoşumuza gitmişti.
Gezimizin organizasyonunda başrolde olan cevval arkadaşımız,  o sırada denize giren komşu tekne yolcularıyla konuşmak üzere denize atlayıp, bir küçük soruşturma ve memnuniyet araştırması yapmış ve "fiyatı uygun olursa seneye bu tekne ile çıkalım" kararına varmıştı.
Derken kış geldi, yaz programı yapılmaya başlandı ve çeşitli yazışmalar, görüşmeler sonucu Derin Deniz tatilinin tarihi belirlendi. Gittik ve selametle döndük. 
Doğrusu, tekne ve personel bakımından beklentilerimizi karşılayan güzel bir tatil yapmış olduk.




Gelelim, oradan kalan anılara...
Gün doğumunda çalışmaya başlayan motorun sesini duyup sessiz sedasız güverteye çıkışlarımız, serin esen rüzgardan korunmak için sarınıp bürünüp, güneş çıktıkça ısınıp o mavilikte yol alışımız,  Marmaris kıyılarından Datça'ya seyre dalıp gidişlerimiz...





Yanaştığımız koyda, akşam rüzgarı dinip yemeğe oturduktan az sonra "aa, ay çıktı" uyarısıyla nasıl yapıp net bir fotoğraf çekeriz arayışına girmelerimiz,
O sırada komşu teknelerden gelen sesler, müzikler, kahkahalar, ışıklar,
Üç gün boyunca ezberlediğimiz şarkıyı, bizden başka kimsenin olmadığı bir koyda bağrış çağrış söylemelerimiz,
Dans edip sıcak basınca, özenilip giyinilmiş kıyafetlere boş verip mayoları çekip denize atlamalarımız...




Dolunay zamanı, ay tutulmasını ve yanıbaşında kocaman parlayan marsı seyretmek için uygun açılı koy bulacak mıyız endişemizi yok ederek en güzel yere konuşlanmamızı sağlayan Ahmet kaptana selam olsun!
Yukarıdaki gecikmiş yelkenli, ay çıktıktan ve fakat tutulma başlamadan hemen önce nerdeyse son anda Kadırga koyuna girerken, hepimiz "amann manzaramızı kapatacaklar" diye huysuzlandık şehir insanları olarak, itiraf ediyorum. 
Hiç bir şey olmadı tabii ki! Koca deniz, ne olsun?




Bu sene, İstanbul'a yağmurların yağdığı sırada, fırtınalı havada denizdeydik. O havalar bize bol rüzgar ve serin deniz suyu olarak yansıdı. Olsun varsın...
Yine bin çeşit maviyi, bin çeşit yeşili bir arada, arka arkaya, iç içe gördük, yaşadık; "içindeymişik, yeşilmişik, sazmışık!"

.


Bazen kimsenin bilmediği bir korsan koyunda yüzdük, bazen ufak bir adanın etrafında, bazen dağ keçilerini seyrederek, bazen ağustos böceklerini dinleyerek...
Sabah 7'de gözümüzü açıp, yüzümüzü denizde de yıkadık, akşam 7'de "artık çıkın güneş gitti üşümüyor musunuz" uyarılarına kulak asmadan da denizin keyfini çıkarmayı sürdürdük.




Yolculuğun ortasında ikmal yapmak için Bozburun'a çıkmıştık. Karada bulunmayı özlememişiz bile; geçen sene keşfettiğimiz Okyanus pastanesindeki acıbadem kurabiyelerinden almayı ihmal etmeden, meyveli sorbelerimizi yiyip, koşarak teknemize döndük.

Kısmet!
Seneye görüşmek dileğiyle...

4 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Oğluşuna geçmiş, sana da sefalar olsun. Nice mavi yolculuklara sağlıkla...

bilge ve annesi dedi ki...

bayılıyorum bu yazıları okumaya, bu arada geçmişler olsun...

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Leylakcığım,
Sağolasın, her iki dileğin için de! :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevdacığım,
Hızımı alamayıp, bir yazı daha döktürdüm valla.
Ve teşekkürler. :)