Perşembe, Ocak 10, 2019

SOĞUK SAVAŞ


Geçen hafta sonundaki buluşmada ben "Roma" filmini gördüğümü ve ne çok beğendiğimi anlatırken, arkadaşlarımdan ikisi "Cold War"a gittiklerinden ve ne çok etkilendiklerinden söz ediyordu.
Öyle güzel söz ettiler ki filmden ve görselliğinden,  mutlaka görmek istedim. 
Bugün İran filmi "Üç Hayat" filmini görmek niyetiyle yola çıkıp, CKM'deki seansını uyduramayınca Başka Sinema kapsamında Kadıköy Sinemasında gösterilen Soğuk Savaş'a çevirdim yönümü. 
Ne kadar iyi yapmışım, üşengeçlik etmemişim. Hem Kadıköy'e inip hafta sonu kalabalığından uzak Bahariye 'nin tadını çıkardım, hem de güzel bir film gördüm.

Yönetmen Pawel Pawlikowski, filmin senaryosunu yazmakla kalmamış, görüntü yönetmenliğini de yapmış.  Pawlikowski'nin filmini anne ve babasına adamış olması, bana soğuk savaşın ailesi üzerinde bıraktığı izlerle film arasında paralellikler olduğunu düşündürdü. Belki de doğrudan benzerlik yoktur, sadece ortak toplum hafızasından süzülen damlalar vardır. 
Yönetmenin sinemayla ilk buluşmalarının belgesel filmlerle olması, geçmişinde fotoğrafçılık bulunması, neden filmin görüntü yönetmenliğini de kendisinin yaptığının açıklaması belki.

Soğuk Savaş'ın etkileyici görselliğinin yanısıra, filmdeki müzikler, şarkılar da çok güzeldi. 
Filmin ana teması olan Dwa Serduzska / İki Kalp şarkısının türkü, çok sesli, caz şarkısı tarzındaki tüm söylenişleri aynı zamanda aşkın geçirdiği evrimi de anlatıyordu bence.

Oyuncular Joanna Kulig ve Thomasz Kot geçen yılları, Zula ve Wiktor'un aşklarını nasıl yaşadıklarını etkileyici ve başarılı şekilde yansıtıyorlardı.

Filmdeki dans ve müzik topluluğuna benzeyen Sovyet Kızıl Ordu Korosunu Açıkhava Tiyatrosu'nda izlediğimiz yıllar geldi aklıma. O zamanlar sahnedeki sanatçıların ustalıklarını becerilerini alkışlar, ne kadar yetenekli bir "topluluk" olduklarını düşünürdüm/düşünürdük. Aradan yıllar geçtikten, devlet düzenleri alt üst olduktan sonra, ancak şimdi anlıyorum ki, onlar sadece "topluluk" değil, tek tek hikayeleri olan bireylermiş.



Filmin en sevdiğim sahnelerinden birisi, yıllar sonra kavuşan aşıklar Zula ve Wiktor  Paris sokaklarında yürüyor.


4 yorum:

sibel özer dedi ki...

Filmi not aldım tesekkurler

Leylak Dalı dedi ki...

Film boyunca uyudum, kendimi tutamadım, gözlerim kapandı kapandı gitti. Oysa ne hevesle gitmiştim. Yatağımda uyuyamayan yılların uykusuzu ben ne hikmetse sinemada mayışıyorum. Filmin yarısından çoğunu kaçırdım böylece ve ne seyrettim hiç anlamadım inan ki :) Şarkının "oy oy oy" nameleri kulağımda, arkadaşlara "sonunda ne oldu yav" diyerek çıktım sinemadan. Ne ayıp bana :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sibel Hanım,
Nefis yemek tariflerinize hayran kaldım.
Filmi beğeneceğinizi umuyorum.
Sevgiler.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Leylakcığım,
Bence filme bir kez daha git, bu defa uyuduğun kısımları görüp geçen defa uyanık kaldığın yerlerde uyursun belki! :-))
Şaka bir yana, 80 dakikaya neler sığdırmış yönetmen; iki hayat ve o yılların ince bir özeti...
Filmi seyrederken, senin uyuduğunu yazdığın aklıma geldi, tamamını yakalasan severdin diye düşündüm. Filmin sonunda ne oldu sorusunun cevabı kadar, olaylar nasıl gelişti sorusunun cevabı da önemliydi.
Bu arada ben de Üç Hayat filmini kaçırdım ne yazık ki, bu hafta gösterimden kalkmış.