Pazar, Mayıs 12, 2019

ANTALYA'YI BİLMEZMİŞİM, MEĞER...

Bir arkadaşım Antalya'ya taşındı, yerleşti. Ben de ziyaretine gittim, gezmeye bahane mi ararsın?
Ziyaret konusu kış başından beri gündemde, bu sene tahminlerin üstünde sert bir kış geçince ziyaret  bahara kaldı. Sonunda hafta içi yola çıktık ki,  biletlerimizi nerdeyse kırk gün öncesinden almıştık.



Başlangıçta  güneşli, parçalı bulutlu gözüken hava koşulları, biz Antalya'ya inip arkadaşımızın evine ulaştıktan az sonra hızla değişti. Öğle yemeği için balkona denize nazır vaziyette kurulan sofrayı, çıkan buz gibi rüzgar fırtınaya dönüşünce toplayıp, selameti içeri kaçmakta bulduk.
Sonra da uzun uzun Kaleiçi'ni gezdik dolaştık.

Yukarıdaki fotoğrafı, ikinci gün sabah yürüyüşünden, Konyaaltı'na yukardan bakan güzelim parktan


İkinci gün öğleden sonra hava daha çok bulutlandı, güneş kaçtı. 
Biz de soluğu Antalya Müzesi'nde aldık. Müthiş tarihi eserlerle dolu bir şölen yeri gibiydi kocaman müze. İki saatten fazla süre orada kaldık, müze bahçesindei çiçekler ve bahçedeki tavus kuşları ile değişik cins tavuklar ayrıca ilginçti.

Yukarıdaki fotoğrafta Yat Limanına yukarıdan bakıyoruz, manzara nefis.





Bu defa Karaoğlan Parkı tarafından Yivli Minare'ye doğru bakmaktayız.




Antalya, kocaman, yeşil, bakımlı parklarla dolu, tertemiz bir şehir. En azından dışardan gelene ilk bakışta böyle bir vaadi var.

Bir önceki fotoğrafın neredeyse karşısındaki başka  bir parktan, Yat Limanı üzerinden, Karaoğlan Parkı'na bakış



Geçen sen Küba'da görüp hayran kaldığım upuzun palmiyelerden Antalya'da varmış, imparator palmiyesi demişlerdi adına galiba.
Upuzun, sağlam, bir gövde ve ucunda daha az yapraklı bir tür bu.



Kaleiçi'nden çıkıp parkta yürürken tanıştık kendisiyle, o bir çitlembik ağacı.
Yaşlı ve kocaman gövdesi falezden denize doğru eğilmiş, kayalar ve gövde kaynaşmış adeta.
Yanındaki tabelada kendisi için yıllar önce yazılan şiir var. O eğrilmiş oyulmuş gövdeye bakmayın siz, yaprakları öyle yeşil ve canlı ki...




Antalya'daki son günümüzde bir cennet bahçesine düştük. Arkadaşımızın ailesindeki genç ziraat mühendisinin fidan yetiştirdiği Aksu tarafındaki bahçeye gittik.
Asmasıyla, katmerlisiyle güller mi dersin, kan kırmızı gelincikler mi, sarılı beyazlı papatyalar mı?
Çiçekleri geçtim, dalları basmış kara dutlar bir yandan çağırıyor, yeni dünyalar diğer yandan...
Dalından meyve yemeyeli o kadar uzun zaman olmuş ki, ellerimden kırmızı sular akana dek dut yerken kendimi darı ambarına düşmüş aç tavuk gibi hissettim bir an!



Tabii ki, Antalya'nın nefis yiyecekleri meyve ile sınırlı değil.
Çarşı içinde küçücük bir dükkanda yediğimiz nefis şiş köfteyi, yanında sunulan ızgarada hafif pişmiş tatlı beyaz soğanı ve ilk kez tattığım tahinli piyazı unutmak mümkün değil.




Bizi gülümseten bir bilgi vereyim size; Antalya'da benim yenidünya demeyi sevdiğim, İstanbul'da çoğunlukla Malta eriği denen meyveye muşmula deniyor.
O güzelim ince kabuklu tatlı mı tatlı meyveye nasıl olmuş da muşmula demişler, bilemedim.



Antalya bize meşhur güneşini göstermemekle iyilik yaptı, bu defa.
Böylece, serin havada, rahatça gezdik dolaştık.
Meğer Antalya ne keyifli bir şehirmiş!


4 yorum:

*mehtAp dedi ki...

Antalya ya yıllar yıllar önce gitmiştim, sıcağı çok fenaydı.
Biz eskiden muşmula diye bilirdik, sonra kibarlaştı galiba yeni dünya ,sonra malta eriği oldu adı:) Yiyince tadı biraz mahoş olur,yüzün biraz ekşir hatta ondandır belki,muşmula suratlı diye lafı vardır:)
Güzel bir Antalya yazısı olmuş, sevgiler.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Mehtap,
Antalya'yı ben de hep dayanması zor sıcağıyla hatırlardım. Bu defa, bize misafirperver davrandı sanırım. :)
Benim muşmula diye bildiğim, bazı yerlerde döngel de denen, biçim olarak yeni dünyaya benzese de, daha ufak ve daha koyu renkli ve sonbahara doğru olan bir meyvedir.
Oluyor böyle benzerlikler... ;)

Leylak Dalı dedi ki...

Ah Ekmekçim ah, hep böyle teğet mi geçeceğiz. O anlardan birinde size katılmayı ne kadar isterdim oysa. Fakat Antalya'nın sonbaharı da nefis olur, bu defa bana gelmen için bekliyorum. Şehrimiz güzel Allah için, ilk intibana güven, bina sayısı biraz artsa da hala yaşanması kolay bir şehir, tabii yazın sıcağından kaçmak koşuluyla.
Muşmula meselesine gelince, ilk geldiğim yıllar ben yeni dünya dedikçe suratıma tuhaf tuhaf bakılınca ben de muşmula demeye başladım. Aslı yeni dünya tabii ki, burada çınara kavak, kavağa da çınar diyorlar zaten :) İşin komiği muşmulaya da muşmula diyorlar :)
Yeni Antalya seyahatinde bu kez rastlaşmak dileğiyle. Mayıs sonu Ankara'dayım, onu da bildireyim buradan, belki orada kesişir kümeler :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Leylakcığım,
Bu sene bir imkansızın şarkısı çalınıyor aramızdaki arka planda, galiba.
Bizim Ankara'lı bu sömestr Almanya'lı oldu, bu Mayıs'ta Ankara bana zor biraz. Yine de umut kesilmez, Ankara'lının abisi askerlik için başkente gelecek Haziran sonu. O da olmadı, yine denk düşeriz biz illa ki; gönüller bir zaten. :)