Salı, Kasım 05, 2019

BİR FİLM, BİR SERGİ

İki gündür, sanatın insanın damarlarını taa içinden beslemesi hissini coşkulu şekilde yaşıyorum.
Hava lodos, ılık rüzgar baygınlık vermeye başladı, başağrısı ve sıkıntı hali eksik değil.
Neyse ki sanat var, ruha iyi gelen ve bedendeki fiziksel sıkıntıyı uzaklaştıran. 
Yine de, bu yazıyı yazmak için bilgisayar başına oturduğumdan beri, fim ve sergiyle ilgili eleştileri okumak, fotoğrafları seçmek işleriyle öylesine ağırkanlı davranarak  ve uzun süre uğraştım ki, ayrıntılı yazı yazacak halim kalmadı, sanırım.



Filmimiz  " Parasite / Parazit ". 
Mayıs ayında Cannes'te Büyük Ödül alan ilk Kore filmi.
On seneden fazla süredir, Kore sinemasını hayranlıkla izliyorum. Her sene, bir öncekinden etkileyici yeni yönetmenler ve filmlerle tanışıyorum.
Parazit (ben bu isim yerine Türkçe "Asalak" denmesini tercih ederdim) senaryosu, anlatım dili, oyuncuları, yönetimiyle dört dörtlük bir film.
Çok ciddi bir sistem eleştirisi yaparken, bir yandan  hikayesini traji-komikten kara filme geçen bir uslüpta anlatıyor.


Filmin konusunu anlatırken, spoiler vermemenin imkanı yok. O nedenle, Mehmet Açar'ın konuyu olabildiğince açık vermeden anlattığı ve filmi çok güzel yorumladığı şu yazısını buraya bırakıyorum.
Böylece, hem eleştiriyi hem konuyu tadını çıkararak okuyabilirsiniz. Tık lütfen! 



Abdülmecit Efendi Köşkü'nde İstanbul Bienali'ne paralel zamanda açılan "The Child Within Me / İçimdeki Çocuk" sergisi, son günlerin en popüler sanat olayı oldu.
Kapıda bir saatten az bekleyip içeri girebilirseniz, şanslısınız. Bir serginin bu kadar ilgi çekmesi bir yandan çok hoş, diğer taraftan keşke daha çok sergi açılsa ve onlar da böyle kuyruklarla izlense diye düşündürtüyor.



Serginin düzenlendiği yerin tarihi bir köşk  ile bahçesi olması ve bu kadar klasik bir mekana taban tabana zıt çağdaş eserlerin yapının her köşesinden ve bahçedeki ağaçların arasından fırlaması, işlerin etkileme katsayısını artırıyor, bence.



Yukarıdaki iş Nancy Fouts'a ait, adı Hummingbird Turntable / Sinekkuşu Pikap



Alt ve üst kat arasındaki merdivenlerdeki fotoğraflar,
Uzaktan başka görünüyor, yakından bakınca daha başka ayrıntılar gülümsetiyor.



Jan Fabre'nin "The Man who Measures the Clouds / Bulutları Ölçem Adam" heykeli,
Yalnız biz gezerken gökyüzü bulutsuz  olunca, bizim genç bulut yerine ağaçları ölçer gibi oldu.

Sergi hakkında biraz daha bilgi, burada. Bi tık! 

Hiç yorum yok: