Pazar, Kasım 17, 2019

BUGÜNLERDE...

Hava halen pastırma yazı kıvamında. 
Doğalgaz faturalarını düşününce iyi, güzel de gelecek senenin ekinlerini, meyvelerini düşününce hiç hoş değil bu kadar kurak, yağışsız bir sonbahar geçirmemiz.


İstanbul'un Bodrum kıvamındaki havasının güzelliğine odaklanacak olursak, begonvillere bakalım biraz.
Ya da artık soğuk hava gelsin, yağmur yağsın ve begonvillere gelecek sene Bodrum'da bakalım.




16. İstanbul Bienali kapanmadan bir sergi alanını daha gördüm, gezdim.
MSGSÜ İstanbul Resim Heykel Müzesi Şantiyesi, Bienalin en büyük sergi alanlarından birisiydi.
4 katlı ve henüz tam anlamıyla bitmemiş binada düzenlenen sergiyi "7. Kıta"yı düşünerek gezdim. Çok etkileyici işler gördüm.


Üstteki yazı, bir üstteki fotoğraftaki işin sanatçısını ve yapıtını anlatıyor.
Bienalin özellikle gençler tarafından ilgiyle izlendiğini görmek, benim için sevindirici bir gözlem oldu.



Bienal'de sergilenen işler kadar mekanlar da çarpıcı oluyor.
Fotoğrafı serginin olduğu binanın en üst katından çektim. Sağ tarafta eski İstanbul Modern Müzesi'nin olduğu alandaki şantiye ve devamında Galataport'a kadar uzanacak olan bölgedeki yapılar var. Daha arkadaki tarihi yarımada görüntülerinin bu kocaman inşaatın beton duruşu ile çelişmesi, beni çok etkiledi.



Güneşli bir sonbahar günü daha.
Aradan geçen 41 senede, hem bu bölge bütünüyle değişti, hem de hava o günle taban tabana zıt.
1978'de 10 Kasım'da babam toprağa verilirken, bir gün önceki lodos sonrası yağan deli yağmurdan sonra hava aniden soğumuş ve kar yağmaya başlamıştı.
O zaman Çamlık Mezarlığının çıkışı Trakya Otogarı'nın kalabalık ve hengamesine denk düşerdi. Şimdi burada güzel ağaçlar, sukunet var; öyle ki, ağaçların üstünde uçuşan papağanlar bile bu sessizliğin tadını çıkarıyor.



Bu haftanın kayda geçilmesi şart olayı okuduğum son kitap...
Hasan Ali Toptaş'ın son kitabının çıktığını bir ilan panosunda gördüm. İki saat sonra tesadüfen yolumun düştüğü kitapçıda kitabı buldum ve iki günde su içer gibi okuyup bitirdim.
Dedem, biz küçükken onlara misafirliğe gittiğimizde geceleri bize masal anlatırdı. Masalların konusu aklımda değil, sadece o masalları nasıl heyecanla ve ilgiyle dinlediğim aklımda.
O günlerden yarım asırdan fazla süre geçmişken, bu defa büyüklere Hasan Ali Toptaş'ın kaleminden yazılmış gerçekçi masalları aynı heyecan ve merakla okuyorum.
Okuduğum dördüncü kitabında artık kesinlikle eminim ki, dilimizi bu kadar canlı, değerini vererek kullanan bir yazara kulak vermek, paha biçilmez değerde.


Hiç yorum yok: