Pazar, Ocak 18, 2009

Beyoğlu Underground Sinemalarında "SÜT" ve "SINIF"

Cuma akşamı deniz otobüsüne yetişeceğim diye, bürodan fışkırarak çıkarken cep telefonumu masamda unutmuşum. Farkettiğimde, geri dönüp alabilmem sözkonusu değildi. Asıl acı gerçeği, kendisinden haber beklediğim bir kaç insanla bağlantımın kopmuş olduğunu farkedince yaşadım; ben bu alete bağımlı olmuşum, yazık ki.
Kös kös ertesi günü bekledim ki, gidip telefonumu alayım.
Cumartesi Cumartesi karşıya geçmek zorunda kalınca, bari, kaçırdığım iki filmi göreyim de şu trafik eziyetine değmiş olsun, dedim.

İstanbul'da bir hafta oynayıp, alıcılarının yüz vermediği "sanat" filmleri ya Beyoğlu'nun ya da şanslılarsa Beyoğlu yanında Kadıköy'ün de az sayıdaki sinemasında bir hafta daha yer bulabiliyor.

Semih Kaplanoğlu'nun "Süt"ü Alkazar'daydı. Aman neyse yakaladım, sevinciyle koltuğuma yerleşip seyre başladım. Ve fakat, "Yumurta"yı çok sevmiş olmamın bütün etkisine ve filmi sonuna dek izleme sabrıma rağmen, "Süt" beni bayılttı. Dahasını anlatamayacağım, Fatih Özgüven bütün hissiyatıma tercüman olmuş.
Burayı tıklayıp, yazısını okuyabilirsiniz.
Tıpkı, onun gibi ben de, yine de üçüncü film olan "Bal"ı yine de ümitle beklemekteyim.



2008'in Cannes'inde ödül alan "Sınıf" ise, Kaplanoğlu'nun durgun kamerasının tam aksine kıpır kıpır bir aktüel kamerayla çekilmiş, sürekli konuşmalarla başınızın döndüğü, zaman ve olay gelişiminin olduğu, bunun yanında sosyolojik gözlemler de yapabileceğiniz bir film.
Filmi, sahici bir yeraltı sineması -bildiğiniz bodrum işte!- olan Yeşilçam sinemasında izledim.

Daha kırk elli yıl önce, disiplinin dayak olarak algılandığı bir eğitim sisteminden, -hatırlayınız "Le Choristes"/"Koro" filmi- eğitimin demokratik bir ortamda, tartışarak yapılabildiği, insanların hatalarının arada kazalar da olsa hoşgörülebildiği bir eğitim sistemine evrilmesini gözlemiş oldum. İmrenmenin verdiği acıyla...


.

4 yorum:

metin dedi ki...

Ekmekçikız Hanım,

Bu iki filmi de seyrettim. Sınıf'ı neredeyse hiç beğenmedim; eksik bir film, derdini hangi sinema dilinde anlatacağını bilememiş, arada derede kalmış bir film. Koro ise etkileyici geldi bana ve içimdeki yarayı azdırdı.

şule dedi ki...

cuma aksami sana ulasmaya calisip ulasamayan cep telefonu magdurlarindan biri olarak selam ediyorum buradan :)

Ekmekcikız dedi ki...

Metin Bey,
Sınıf'ı seyrettikten sonra, "Altın Palmiye alacak nesi vardı" diye sordum kendime. Sinema özelliği hiç etkileyici değil. Sanırım, benim için "eğitim sistemi üzerinde düşünmek konuşmak" olan etkisi Fransa'da çok daha çarpıcı olmuş ki, bu ödülü almış diye karar verdim.
Bir de "Süt"ün öldürücü durağanlığı ve hiç bir şey anlatmamasından sonra, iyi gelmiş olmalı.:))
"Koro"ya gelince, o sinema işte! Hikayesiyle, oyuncularıyla, duygularıyla sinema.
Sizin hangi yaranıza dokunduğunu tam anlayamadım, okul sistemi eleştirisi mi, müzikle ilgili bir şey mi?
:)

Ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Telefon Mağdurum,
:)))
Neyse ki aradan gün geçince bütün sorunları aştık, değil mi?
:))