Perşembe, Nisan 27, 2017

VADİ O KADAR YEŞİLDİ Kİ!

Heybeliada
Çam limanı tarafına doğru yürüyüş halindeyiz
Ancak iki üç adımda bir durup bir çiçeğe, bir ağaca, bir dikene bakıyoruz
Bakmaktan yürüyemiyoruz
Burası bir vadicik, bin türlü bitki var
Selvisi, zeytini, erguvanı, yerdeki nebatın cinsi yok, sayısı çok
Fotoğraf o kadar azını gösteriyor ki!
Burada hiç olamayan var bir de; kuş sesleri, böcek sesleri, esintinin yüzdeki serinliği...




Burası Ruhban Okulu'nun iç avlusu
Okul ile kilise arasındaki geçiş,
Kilisenin önünde kim bilir kaç yaşındaki  mor salkım
Kapının iki tarafında iki kocaman kök
Kütüklerin devamında kalın dallar, onların ucunda taze filizler, sarılanlar, açanlar
Fotoğrafa sığmadı bile, şöyle yamulttum da çektim de, ehh işte!



Pazartesi, Nisan 24, 2017

IHLAMUR KASRI'NDA BAHAR

Yıllardır önünden, çevresinden geçip de bahçesine girmediğim bir güzellik varmış, meğer.
Hafta sonunda A. ile gezelim dolaşalım eyleminde iken, Beşiktaş'tan başladık ve ayaklarımız bizi Ihlamur Kasrı'na getirdi, sonunda.
İyi ki de getirmiş.


Erguvanlar coşmuş zaten, ama bir yandan da çeşit çeşit egzotik ağaç var.
Maymun çıkmaz mı istersiniz, ginkgo biloba mı dersiniz, yapraksız manolya, mantar meşesi, mayıs çiçeği ağacı mı?
Neler de neler...



Bu mor salkım, ama mor olmayanı, nadir görülen beyazı.
Albino mor salkım!
Aman canım, şaka.
Wisteria o, anlı şanlı, mis kokulu.



Artık leylaklar geçiyor yavaş yavaş.
Bu ağaç gibi değil de, çalı gibi olanlarından.
Miss kokulu güzel mi güzel.

Yolunuz Ihlamur Beşiktaş güzergahına düşünce, mutlaka uğrayıp bir çay için orada.
Kitabınızı alın yanınıza mutlaka, kuş sesleri eşlik etsin size.

Cuma, Nisan 21, 2017

mistirli

bu ne, değil mi?
anlamı ne "mistirli"nin?
bu bir şeyin adı, ama anlamı yok!
mistirli, bizim evin bir "şey"i!

ben ilk okul son ya da ortaokul birdeyim.
hayatımın en güzel yılları!
bir gün, babam, "haşlanmış yumurtanın üstüne dökelim, güzel olur" diyerek bir karışım yaptı.
kulağımda kalan "... abiden öğrenmiştim, istanbul'da yurtta yapardık" gibi sözler, sanki.
adı ne bunun, baba?
mistirli!

yapılan şu:
6-7 kaşık zeytinyağı, yarım limonun suyu, birer tutam sumak, kırmızı biber, karabiber, tuz.
karıştır, çırp, ekmeğini banarak afiyetle ye.
bu kadar işte!

ilk sefer haşlanmış yumurtanın üstüne dökmek için yapılmıştı ya, sonra ben bu mistirliye bir dadandım bir dadandım ki...
her gün her gün yapıp, ekmeği banıp banıp yiyorum. ekşiyi oldum olası severim, mistirlinin içindeki sumak tadı beni benden alıyor.
bir kaç sene bol bol mistirli yapıp yemiştim, sonraki yıllarda da arada yaptığımı hatırlıyorum. 
zaman geçti gitti ve kim bilir kaç senedir mistirli yapmak aklıma bile gelmedi.
yıllar sonra birden mistirli nostaljisine daldım, çocukluğuma doğru bir seyahate çıktım.

oysa sıradan bir akşamdı, annemde oturmuş televizyona bakar gibi yapıyor arada annemle konuşuyordum.
derken bir çocukluk arkadaşımla önce messengerdan sonra whatsappdan yazıştık.
bir süre sonra eve döndüm ve doğrudan mutfağa seyirttim. 
bir yandan ekmek ısıttım, ekmek ısınana dek acele "mistirli" yaptım ve sıcak ekmeği banarak afiyetle yedim.
ardından bir güzel ağladım, çocukluğuma, az önce ağzımda kalan tada, babamın da bizimle olduğu mutlu günlere... 

babamın canına ruhuna değsin!

Cuma, Nisan 14, 2017

HER ZAMAN HATIRLA !

Her zaman hatırla, insan ömrü bir gün kadar kısa ve göz açıp kapayıncaya dek geçiyor.
Oysa bizim o çok önem verdiğimiz varlığımızdan, ömrümüzden daha önemli olanlar var. 
Üretenler ve onların eserleri, iz bırakanlar ve onlardan kalanlar, adı sanı bilinmeyen yaşam sürdürücüler...

Yazmayalı bir hayli oldu, bir kaç kez niyetlendim, elim gitmedi. 
Çünkü, nefesimizi tuttuk bekliyoruz.
Ne olacak peki?
Devam edecek hayat, ne olsun, 




Ben şimdi Ayasofya'nın içinde gördüğümde, hayranlıkla etrafında döndüğüm bu yekpare devasa mermer küpe bakayım.
Aradan geçen 1500 yılı düşüneyim. 
Yaşanan onca sıradan ve tarihi olayı bir de.
Bu da geçer yahu, diyeyim.
Derin nefes alayım.



Taş parçası ne olacak ki, derseniz yaşayan bir canlıya dikeyim gözümü.
Kış sonunda birbirine yüzlerce defa girmiş düğümler gibi duran bu köke bakayım.
Üzerinde mor salkımların ya da belki boru çiçeklerinin açtığını düşüneyim.
Baharda ya da en geç yazın pırıl pırıl parladıklarını hayal edeyim.
En iyisi gidip arayıp bulayım, ne açmış bir göreyim.

Çarşamba, Nisan 05, 2017

işte öyle...

ayy! sinir oluyorum, itiraf edeyim de içim şişmesin. nasılsa burada biz bizeyiz. 
ilk önce davranışlarına kızmıştım. kendi çıkarları için en yakınındakileri acımasızca kullanmaktan çekinmeyen, küstah hareketler.
sonra yüzkitabının kamuya açık sayfasında rastladığım sözleri cahilce geldi,
güya  fikirleri var ve onları ifade ediyor, ama gör nasıl bir ben dedim doğru budur edası.
insanların dünya görüşü olabilir tabiatıyla, iyi de bunu karşındakini hiçe sayarak söylemezsin.
üstelik bunu yapan okumuş, eğitim almış, meslek sahibi olmuş da neylersin ki kafa geçen yüzyılda örümceklenip kalmış.
gerçi ben niye onu önemsiyor ve kızıyorum? 
bu da ayrı konu!
demek ki, kendime iğneyi batırmalıyım yoksa çuvaldızı batırmak böyle, olmayacak.




balkonun mutfak tarafındaki penceresinde nisbeten ılıman bir mikro iklim var.
bu karanfil ve küpe saksıda nerdeyse kış boyu açtı.
eh, bahar gelmiş artık açmaya devam edilmez mi?