Perşembe, Aralık 08, 2016

KASIM'DA HAVAİATTAN

Kasım'da hava dışarıda olmaya, göğün altında vakit geçirmeye izin verdi.

Güzel günbatımları gördüm, güzel bulutlar, yapraklarını dökmeye hazırlanan güzel ağaçlar...


Kasım başındaydı, akşamüstü içimden sahile doğru yürümek geldi.
Önce karşıma yelpaze şeklindeki bulutlar çıktı, sonra şurup rengi bir günbatımı.
Şurubi ışıkları adeta içime çekerek, gülümseyerek yürüdüm, mutlu oldum.



Kasım ortalarında pastırma yazı bitip yeniden başladı durdu.
Ağaçlar "sararıp dökülmeden önce şarabi eşkiya kıvamında kızardı" durdu.
Düşündüm durdum, en sevdiğim mevsim olan ilkbahara ciddi bir rakip çıktı, sıralamamı değişsem mi?



Ayın sonlarına doğru günler iyice kısaldı, akşam serinliği hissedilir derecede arttı.
Olsun varsın. Belki de bulutların arasından inatla çıkan günbatımı yansımalarının sebebidir o soğuklar. Kim bilir?

Salı, Aralık 06, 2016

KASIM'I ATLADIK SANKİ

 Atlamadık tabii ki, ama öyleymiş gibi oldu. Hemen nerdeyse hergün "bugün artık oturup yazacağım" diyerek geçti.
Yazamadım...

Yazamayınca hiç olmadı fotoğraf ekleyeyim, diyorum.
Böyle İznik çinili, şömineli bir kış fotoğrafı iç ısıtsın diye, mesela.




Bunca senedir ilk kez yolumun düştüğü Mihrabat korusu, Beykoz'a yakın.
Ulu servilerle, topçamlarla dolu. Boğaza tepeden bakan sarp bir yamaçta.
Sıcak yaz günlerinde mutlaka gidilmeli, keyfi çıkarılmalı.




Pazartesi, Ekim 31, 2016

MAVİ YASEMEN


Kendime haftalık program çizelgesi yapıyorum. Her gün için ayrı bir iş icat ediyorum. 
Çizelgeme yazdıklarımı genel bir ifadeyle "iş" olarak nitelersek, o gün için planladığım ya da tasarladığım iş yapılıp bitmiş olursa kendimi kutluyorum.
Her sabah mutlaka Tibet'in 5 Hareketi'ni yapmak ve sonra gün içinde yürüyüş yapmak en sevdiğim "iş"lerimden. Buna kimi günler çiçekleri sulamak ekleniyor, haftada bir kez pazara bir kaç kez markete gitmek, en az bir defa "annemi dışarıya çıkarmak" vb.

Geçen hafta annemle "İkimizin Yerine" filmine gittik. Sinema öncesi döner yedik, biraz yürüdük. Böyle küçük geziler annem için büyük bir faaliyet gibi oluyor, hem günlük rutini dışında oldukları için, hem artık hareket ettiçe çabuk yorulduğu için.

Aynı gün akşamına "koca yaz geçti görüşemedik" faslından olarak, Şule ve Aslı ile balık yemeye gittik. Üçümüz de döküldük anlattık sohbeti koyulttuk.
Bir başka gün, Miss Melty ile sonbaharın renklerini görmeye ormana gitmeye niyetlendik. Sonra o gün hava soğudu ve biz ancak Moda civarındaki ağaçları seyir ile yetindik. Olsun o da güzeldi, uzun uzun yürüdük ve sohbet ettik. 

Haftasonu cee deyip kaçmaya büyük yeğenim geldi, ikibuçuk günlüğüne; annemde toplandık çoluk çocuk biraz hasret giderdik.



Yürürken yürürken, yazdan kalma mavi yasemenlere denk geldim. Fotoğrafta biraz soluk çıkmışlar, akşamüstüydü ışık az gelmiş.
Bir de bu aralar yeni dünya ağaçları çiçeklenmeye ve mis gibi kokmaya başladılar ki, ohh!

Pazartesi, Ekim 24, 2016

BU HAFTAKİ PAZAR ALIŞVERİŞİNDEN; HÜNNAP

Bu sene hemen arka sokakta kurulan semt pazarımıza daha sık gitmeye başladım.
Gençlikte annem kendisine taşımada yardım etmem için beni pazara götürdüğünde çok sıkılırdım. O alışveriş ve pazarlık durumları tamamen başka bir dünyaya ait gibi hissederdim ve pazarları sevmezdim.
Şimdi farklı, şimdi pazara gitmeyi seviyorum. Mevsim meyveleri ve sebzelerinin rengârenk sıralandığı tezgahlar, ille de malını öven satıcılar, en iyiyi en ucuza bulmaya çalışan alıcılar, bir kaç hafta üst üste gidince tanış olunan haller... Hepsi ayrı keyifli.
Üstelik, zaman zaman çok farklı meyve ve sebzeler keşfetmek imkanı oluyor.
Bu haftanın ilginç keşifleri -şimdi adını tam olarak hatırlayamadığım- bir cins turp ve bir kaç haftadır gördüğüm şu meyve oldu.



Meyvemiz, hünnap!
Satıcının "şekere birerbir ilaç!" diye sattığı hünnap, şifalı bitkilerden sayılıyormuş.
İğde ile elma karışımı bir görünümü ve tadı var.
İki gündür ev ahalisi ve misafirlerin eğlencesi oldu, hünnap.
Önce mutfak masasının üzerindeki hünnaplara "ne bu?" diye bakılıyor, tadınca önce pek bir şeye benzetilemiyor sonra bir kaç tane daha yeniyor ve "ilginçmiş" deniyor.

Ağzınızın tadı yerinde olsun.


Pazar, Ekim 23, 2016

EKİM RAPORUNA GELİNCE

Güya arayı bu kadar açmayacaktım, açıldı yine...
Geçen posttaki Ankara yolculuğu başlangıçtı, sonra yurta yerleşmek için, sonra üniversite açılınca, sonra bir haftada ev özlemi basınca, gidildi gelindi. Bu git gelin hepsi benim değil, başlangıçtaki yerleşmek için olanı benim dahil olduğum.
Taşınma hareketı nedeniyle bavul sayısı dördü bulunca ve abinin dersi olmayan bir güne denk gelince, açılış yolculuğuna arabayla ve hep beraber gidildi.


 Fotoğraf Ankara yolundan, Bolu'yu geçmiş Kızılcahamam'a yaklaşmış olmalıyız


Çiçekkız'ımı Ankara'ya ikinci kez gönderdikten sonra, "havalar daha fazla soğumadan denize gitmek lazım" diyerek Miss Melty ile düştük yollara uçtuk Antalya'ya vardık Çıralı Olympos sahiline.
Ne kadar iyi yapmışız, o üç günlük dinlenme nasıl da ilaç gibi gelecekmiş ruhumuza...


 Upuzun bir sahil, yürü yürü doya doya, arkada  gözüken güzelim Tahtalı dağı ya da efsanevi adıyla Olympos


 Henüz ilk günden uzun lezzetli ve muhabbetli kahvaltıdan sonra artık sahile şezlonga oturur oturmaz dibimize yerleşen ve ille de ne yersek ortak olan tekir efendi


 Nar ağaçları, zeytin ağaçları, mandalina ağaçları ve güzelim narlarla dolu dallar


 *Olympos antik kentinde geçirdiğimiz yarım gün aklımdan çıkmıyor, o defne ormanı, o devrilmiş yatmış ama dirençle yaşayan ağaçlar, kayaların arasından suya ulaşan kökler, şu altı kollu koca çınar, hepsi aklımda yaşıyor artık


 Çıralı'ya doğru sahilde kum zambağı, mis kokulu, zarif mi zarif ve dayanıklı mı dayanıklı


* Çıralı sahiline doğru yürüyüş, etrafta caretta carettaların yavrulama alanları var, aman ezilmesinler, rahatları kaçmasın, siz buradan yürüyün insan kardeşlerim


*İşte Ekim'in ışığı, meyvesi, rengi, güzelliği, yaşasın emekliliğin zaman sınırı olmayan rahatlığı

Not: * işaretli fotoğraflar Miss Melty'nin gözünün gördüğüdür, aman deyim!