Salı, Eylül 25, 2018

PALAMUT MEVSİMİ BAŞLADI

Palamut, bu seneki balık mevsimine hızlı bir giriş yaptı, bol bol çıkıyor, seveninin yüzü gülüyor.
Buyrun size anaakımhabermedyasıtarzı bir yazı girişi!
Olmadı ama, daha uygunu için kafam çalışmadı.
Rica edeyim, aşağıdaki palamut tabağına bakarak idare ediniz şimdilik.



Geçen hafta salı günü ani gelişen bir teklif ve olaya balıklama atlama sonucu, mevsimin ilk serin ve rüzgârlı gününü Burgaz adada geçirdim.
Küçük bir arkadaş grubu ile işe gitmek zorunda olduğumuz günler imrenerek düşündüğümüz şeyler yaptık; uzun kahvaltı, çay sohbeti, keyfe göre yürüyüş, saati geçmiş telaşsız zamanlarda yemek yemek...



Perşembe günü, "benim karşıya geçmem ve kızımın gözlük camını ısmarlamam lazım" bahanesiyle öğlen vakti yola çıktım.
Önce, asıl amacı yerine getirdim, optisyene reçeteyi verdim. Sonra, SALT Beyoğlu ve İstanbul Modern'deki sergileri gezdim. 
E kırk yılın başında geçiyorum karşıya, değerlendirmek gerek.
Daha iki sene öncesine kadar haftanın beş günü nasıl gider gelirmişim o yaka senin bu yaka benim?
Yine hayretler içinde kaldım.



Sen iki üç hafta Kadıköy'den dışarı çıkma sonra aynı hafta içinde üç kez karşı kıyı talimi yap! 
Olacak iş mi? Oldu evet, çünkü geçerli sebebim vardı!
Cumartesi günü 13. Contemporary İstanbul sergisi için biletimiz vardı. Sabahtan yola çıkıp, kuyruklara girip dört saat kadar  galerileri gezdik, yerli yabancı sanatçıların son eserlerini izledik, çağdaş sanatta neler oluyormuş anlamaya çalıştık.

Yukarıdaki resim Kore'li bir sanatçının, o kadar az çizgi ile bu kadar içten duygu dışavurumunu izlemek hoşuma gitti.

Aşağıdaki heykel bir İtalyan sanatçının (dı, sanırım). Onun da insana hayal kurduran sevimli cazibesine kapıldım. 



Pazar günü apartmanımızın yıllık toplantısı vardı; hani herkeslerin üzerine iş kalır aman ha duygusuyla kaçmaya çalıştığı, ama yine de birileri şu şu işleri şöyle şöyle yapsın diye talimatlar verdiği ve katılan bir kaç kişinin söylene soflana işleri yapmaya çalıştığı toplantılardan...
Bizimki bu sene dört saat sürdü, seneye "artık herkes sırayla yapsın" kararı uygulanacak mı, bakalım?!



Aynı gün, gecenin geç vakti yoldan beklediklerim, oğlumla kızım yorgun ama keyifleri yerinde olarak geldiler.
Kumkuat likörü ve uzo onların gezi armağanı.
Güzellikler olsun.

Pazar, Eylül 16, 2018

Nasıl da geçti bütün bir yaz ?!

Şairler en çok güz için şiir yazmış olabilir mi?
Belki bahar için yazmışlardır, sayan olmuş mudur?
Düşünüyorum da, kış için şiir yazılmamıştır herhalde.
Kar için yazılır, yağmur için yazılır, rüzgâr için yazılır...
Mutlaka, sadece kış üzerine şiir yazmış şair vardır, olmaz mı?
Yaz için şiir yazılmış, hem de bir kaç tanesi çok güzel şiirler...

Ahmet Hamdi Tanpınar, "Bütün Yaz"da sanki romantik bir gençlik aşkını seslendirmiş.


"Ne güzel geçti bütün yaz,

Geceler küçük bahçede…
Sen zambaklar kadar beyaz
Ve ürkek bir düşüncede,
...." 

Cemal Süreya'nın  "Dört Mevsim"de anlattığı daha tutkulu bir aşk olmalı.


"Yaz mezarına gömsünler sizi

İlk kezmiş gibi buluştunuzdu
Son kezmiş gibi seviştinizdi
Yaz mezarına gömsünler sizi
..."

Yahya Kemal Beyatlı'nın anlattığı rüya gibi "Geçmiş Yaz"ın ikinci dörtlüğü hepimizin bildiği, içli içli eşlik ettiğimiz sanat musikisi şarkısının sözleri...


"Rü’yâ gibi bir yazdı. Yarattın hevesinle,

Her ânını, her rengini, her şi’rini hazdan.
Hâlâ doludur bahçeler en tatlı sesinle!
Bir gün, bir uzak hatıra özlersen o yazdan

Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin:

Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde;
Mehtâb… iri güller… ve senin en güzel aksin…
Velhasıl o rü’yâ duruyor yerli yerinde!
..."

Oktay Rifat, öyle bir  "Koca Bir Yaz" anlatmış ki, ruh hali olarak bana en yakın olanı diyesim geldi.


"Koca bir yazı çekirdek içleyerek 

sinamalarda geçirdim. 
taban teptim sokaklarda 
tırnak yedim uyudum, 
denize baktım usanmadan 
ölüme inandım, 
güzel çok güzel olduğunu düşünerek, 
Güzelim, düşünerek, 
çekirdek içleyerek, 
Güzelim, çekirdek içleyerek 
koca bir yaz geçirdim, 
şimdi yorgunum biraz.
..."


Koca bir yaz geçti ya da koca bir yazı geçirdim.

Biri başında biri ortasında iki deniz tatili yazdan kalan keyif anıları, 
Diğer zamanlar sıcak, rutubet, bunalmak, 
çekirdek değil de mahjong çitlemek - öyle evet!- 
sabah erken sokak tepmek -aman sıcak bastırmadan!-
bir kaç güzel kitap okumak, bir kaç film seyretmek, -neyse ki!-

Şimdi yorgunum biraz.




Çam ağacı,
Tepesinden bakışla,
Mevsimsiz...

Cumartesi, Ağustos 18, 2018

LEYLEKLER DÖNÜYORLAR

Dün sabah ilk göz kırpan mesaj "leylekler göçe başladı" diyordu. 
İş yeri Mecidiyeköy'de olan arkadaşımız sabah erkenden dönüş yolundaki leyleklerin fotosunu çekip bize göndermişti.
Fotoğrafı  görünce imrendim, aklımdan "keşke ben de görebilseydim" düşüncesi geçti.
Sonra bir süre, çoğunluğu gezisever ve de bol bol gezer olan grubumuzda leyleği havada görmek ve gezmek üzerine geyikler döndü.

Akşamüstü balkonda annemle oturuyorduk. İki gündür hava yeniden iyice rutubetli olmuş bulutlar çoğalmıştı, başımı kaldırmış bulutlara bakıyordum. 
Aa! 
Leylekler!
Hem de bir kaç tane filan değil, koskocaman bir sürü...
Dakikalarca üstümüzden geçtiler, deniz tarafından gelip Ataşehir tarafına doğru uçup gittiler.
Biraz video çektim, bir kaç fotoğraf yakalamaya çalıştım.
Sabahki dileğim gerçekleşmiş, leylekleri uçarken görmüştüm.

Ne önemi var leylek sürüsü görmenin diyeceksiniz belki de?
Doğrusu, havadaki her şey ilgimi çekiyor; bulutlar, kuşlar, yıldızlar, gezegenler... Onları izlemek, ne olduklarını anlamak, tanımak keyif veriyor. 
Budur!



Leylekler, her sene Mart ayına doğru Güney Afrika'dan yola çıkarak, kuzeye Avrupa'ya doğru gelirler. Bu yolculuklarını Akdeniz'i  aşarak değil, karalar üzerinden geçerek; batıda Cebelitarık boğazı üzerinden İspanya'ya geçerek, doğuda Mısır, Lübnan, Rift Vadisi üzerinden Hatay'a geçerek yaparlar. 
Anadolu'da bir kısmı yazı geçirir, bir kısmı Avrupa'ya ve Rusya'ya doğru devam eder.
Leylekler, uzun mesafeleri daha az enerji harcayarak katetmek için kanat çırpmadan süzülerek uçarlar. Gündüzleri yerden yükselen sıcak hava akımları sayesinde yükseklik kazanırlar, geceleri kırlık yerlerde durup dinlenirler.
Yapılan çeşitli araştırmalar ve analizler sonucunda leyleklerin ağustos ayında erken göçe başladıkları senelerde kış mevsiminin özellikle Avrupa'da çok sert ve yağışlı geçtiği bilgisine ulaşılmış.

Daha ayrıntılı bilgi ve haberin tamamı burada, tık lütfen!

Bakalım, önümüzdeki kış mevsiminde leyleklerin içgüdüsünü haklı çıkaran haberler alacak mıyız?

Pazar, Ağustos 12, 2018

ağustos'ta bir pazar günü

eskiden bu kadar değildi sanırım, ama, son senelerde ağustos ayı yoruyor beni; kendimi amaçsız, hedefsiz hissediyorum, şu sıcaklar gitsin artık ve normal bir insan olayım halet-i ruhiyesiyle geçiyor günlerim.
acaba bu teorim doğru mu merak ettim, geçmiş ağustoslara doğru bir sondaja giriştim.
galiba, hep olduğu gibi "ağustoslar sıkıcıdır" teorim de sadece  aksi ispatlanana kadar geçerli!
bi bakalım neymiş?




bugün, bilgisayar karşısında çürüdüm, zihnimi aman sakın yormayayım diyerek magazin haberleri okudum, mahjong oynadım, o kadar. 
neyse ki, sabah erkenden bir saat onbeş dakikalık sahile inmece yürüyüşümü yapmıştım, sayesinde yosun bağlamaktan kurtuldum.
bir de ilhan berk'ten bir şiir okumuştum sabah, saatli maarif takviminin arka sayfasındaydı, eski temmuz aylarını anıyordu, tesadüf!
"bir eski temmuz mu bu geçmiş yıllardan?
yosun, kavun ve deniz kokan
..."
12.08.2018

***

sabah annemle kahvaltı yaptık.
öğlende şule ile buluşup kahve içip sohbet ettik. sonra birlikte kore filmi "hizmetçi" ye gittik, "old boy"un yönetmeni chan-wook park'ın son filmiydi. akıp giden, zeki, oyun içinde oyun anlatan bir filmdi. şule'yle sinemaya gittiğimizde hep 12'den vuruyoruz sanki, memnuniyet garanti!
akşam evde yanlızım, kızım babasında. yine bir film seyrediyorum. bu defa "pina", ünlü dansçı pina bausch'u anlatan bir film. çağının ötesinde yaşayan ve aşılması güç insanlardan, pina.

13.08.2017

***

geceyarısını geçe eve geldi çocuklar; oğlum alaçatı'da arkadaşlarıyla tatile giden kardeşini havaalanından alıp getirdi, biraz sohbet muhabbet derken geç yattık.
oğlum, sabah kahvaltıdan sonra laboratuvara gitti, kızımın kahvaltısı öğleden sonrayı buldu.
öğleden sonram yemek ve ekmek yaparak geçti.
akşam, kardeşim ve yeğenlerimle caddede buluşup sevdiğimiz köftecide yemek yedik.

14.08.2016

***

gökova'da mavi yolculuktayız.
yediadalar civarında tuzla'da konakladık.
ay henüz büyüyor, gece bol yıldızlı.

09.08.2015

***

kahvaltıdan sonra, annemle birlikte oy kullanmaya gittik, döndük sonra eve.
sabah kızım biraz keyifsiz kalkmıştı, sonradan ateşi yükseldi.
akşam oğlum, kardeşim ve kızları yemeğe geldi, gece ateş sürdü.
onikinci cumhurbaşkanlığı seçiminin sonuçları açıklandı.

10.08.2014

***

sabah yürüyüş yaptım, eve dönüp kahvaltı hazırladım.
öğleden sonra biraz caddeye çıkalım dedik, ama bayram sonrası dükkanlar henüz kapalı.
akşamüstü kardeşime gittik, bahçede mangal yaptık, hem de yarın bodrum'a doğru yola çıkıp  tatile gideceğimiz için, oğluma erken doğum günü kutlaması yapmış olduk.

11.08.2013

***

sabah erken kalkıp, şeftali tatlısı yaptım.
çocuklar uyanıp hazırlanınca kardeşime kahvaltıya gittik.
akşama kadar oturduk, lafladık, kağıt oynadık. bir ara şiddetli bir sağnak yağdı, geçti.
akşam caddeye indik, bayan e. ile buluştuk, yemek yedik. sonra p. ve ş. de geldi, kahve içip sohbet ettik.

12.08.2012

***

pazar günü, yeni bir kardeşte aile toplaşması günü.
bu sene sonuç beklemekteyiz; kızımın liseye girişi, oğlumun üniversiteye girişi bu senenin konuları.
bekliyoruz sonuçları...

14.08.2011

***

Cuma, Ağustos 10, 2018

tahta mandallar


çamaşırları balkonda kuruturdum eskiden
şehir büyüdükçe havadaki toz ve kirlilik artışına, inşaatların getirdiği de eklendi, kaç sene oldu çamaşırları ev içinde kurutur oldum

hazır balkonu yıkamışken, ağustos güneşi 32 derecede ısıtıyorken, havada sıkı bir poyraz varken, asıl önemlisi "anne bu gömlekler akşama kurur mu" için çözüm ararken, çamaşır asacağını balkona açıverdim
rüzgâr eserken çamaşırları yerinde tutmak gerek, ilk asılan tişört hoop yerinden uçuverince hatırladım  
içeri koşup plastik bir kutuya istiflediğim mandalları buldum
ohh neyse, çamaşırları nazlı nazlı güneşte salınmaya bıraktım sonunda

mandal kutusunun içi çeşitli zamanlarda alınmış mandallarla dolu; bazısı çocuklarla gidilen tatil yerinde mayo asmak için, ya da devre mülk evinde havlu asmak için alınmış, bir kısmı balkonda çamaşır kurutulan zamandan yadigâr
ve hepsi çeşitli biçim ve renklerde plastik mandallar
sadece beş tane tahta mandal kalmış kutunun dibinde, plastiğin fendi ahşabı yenmiş

tam şuraya "tahta  mandal yapılıp satılmayalı hayli zaman olmuştur" yazmıştım ki, kısa bir internet araştırmasıyla anladım, bir tür aksesuar ya da ilginç eski eşya faslından "ahşap" mandal satılıyormuş
haydi bakalım! uçtu gitti benim tahta mandala güzelleme yazısı fikrim



neyse artık...
diyeceğim o ki, bazı nesnenin varlığı zaman içinde başka şeye dönüşüyor, 
peki o nesneyle ilgili hatıraları olan insanın, o anıları dönüşüyor mu?