Salı, Haziran 18, 2019

ÇIRALI'DA ZAMAN

Yine Çıralı'dayım, büyülü bir plaj burası.
Yüzünüzü denize dönünce sağ tarafta Olympos antik kentinin liman girişini koruyan denize uzayan burundan, sol tarafta Yanartaş'ın sahildeki izdüşümü gibi olan Karaburun'a kadar olan 3 km. uzunluğunda ve genişliği çoğu yerde 100 m.'den az olmayan eşsiz sahil.
Haziran ortasındayız, hava kararsız, yer yer sağanak yağış ihtimali diyor, meteoroloji siteleri.



10 Haziran 14:59
Yağmur denizdeyken serpiştirdi, ılık ılık. 
Yağmur yağarken denizde olmak çocuksu, muzip bir keyif veriyor.
Sonra gecenin bir vakti gök gürlemeye başladı ve sabaha kadar yağdı da yağdı.



11 Haziran 11:50
Parçalı bulutlu hava, güneş yakmıyor iyi işte, deniz kenarında uzun bir yürüyüş için en uygun zaman.
Yürüyüş bitti denize girelim derken, tam öğlen vakti denizden esen rüzgarla yer gök birbirine karışıyor ve yağmur hızla çekilen bir perde gibi denizden sahile ulaşıyor.
Hızla toparlanıp bir dam altına kaçabilen şanslı. Yağıyor yağıyor...




11 Haziran 17:30
Daha üç dört saat önce ortalık birbirine girmemiş miydi? 
Bu ılık ve çıkmak istenilmeyen deniz aynı deniz mi?
Fırtına kopan yer şimdi nasıl bu kadar sakin?





12 Haziran 13:54
Evet, biraz bulut var sanki, dağdan aşıp geliyor mu bu tarafa, yok yok gidiyor işte, rüzgar yön değiştirdi bile,  bu defa da deniz biraz dalgalandı.
Olsun varsın, ne yapalım, olur öyle.



13 Haziran 08:59
Sabah denizi.
Sakin, ılık, huzurlu...
İnsana günün yeniliğini hissettiren, canlılık veren en güzel zamanlar.



14 Haziran 11:30
Sabah denizinin tadı damakta kalınca, kahvaltı sonrası koşar adım plaja...
Hava berrak, pırıl pırıl gökyüzü, bugün tek bir bulut gelmedi ne dağa, ne denize.




15 Haziran 11:23
Dünkü parlak gökyüzü nereye gitmiş?
Gri basık bir hava, sonra rüzgar çıktı neyse ki, güneş yüzünü gösterdi.
Biraz çırpıntı var, ama olsun su güzel, üşütmüyor deniz.



15 Haziran 18:02
Derken rüzgar yine çoğaldı akşamüstü, denize girsem mi, bahçede kitap mı okusam?
Şu kara bulutlar keyfimi kaçırdı, kitabımı bitireyim en iyisi.



16 Haziran 08:56
Klasik son gün armağanı, veda vakti pırıl pırıl deniz, mis gibi hava...
Hoşçakal Çıralı, başka bir zamanda yine görüşmek dileğiyle.


Perşembe, Haziran 06, 2019

"ŞU GURBETLİK ZOR ZANAAT" ALMANYA GEZİSİ NOTLARI

Almanya'ya -daha özel tanımlarsam Kuzey Ren-Vestfalya eyaletine-  gidip bir hafta kaldım ve memlekete döndüm.
Kızım bahar sömestri için Erasmus programıyla Almanya'ya gitti. Sömestr yarılanıp, hasret basınca vize başvurusu yaptım ve çıkar çıkmaz yanına uçtum.
Almanya'ya onbeş sene önce gitmiştim ilk kez, hem de yine aynı bölgeye. Aslında gezmek için Berlin, Münih, Hamburg'u tercih edebilirdim, kızımı görmek için gitmeseydim.
Evlat kokusunu içime çektikten sonra, birlikte trenle yolculuk edip, yakında bulunan şehirleri keşfetmek ayrıca keyifli oldu.

Burada bir haftalık gezinin günlüğü yazmak yerine, fotoğraflar altında izlenimler yazmak istiyorum.




Düsseldorf, Kuzey Ren-Vestfalya eyaleti başkenti 
Altstad, Park Hofgarten kıyısından çevreye bir bakış

Çevreye uyumlu, estetik, mimari tasarım böyle olmalı dedirten binalar
İnsanlar, üstüne üstüne gelen yüksek binalar olmadan, hemen kenarındaki parklarda geziniyor, oyunlar oynuyor, kanal boyunda bisiklete biniyor





Köln, Kölner Dom / Katedral, şehrin simgesi

"Başını kaldırıp baktığında gökyüzündeki bulutlar akarken üstüne devriliyor gibi hissettiğin" anıtsal yapı
Yapımı 632 yıl sürmüş ve 1880'de hizmete açılmış, 2. Dünya Savaşında hasar görmüş ve onarılmış katolik ibadethanesi





Köln, Katedral içindeki sıralar, sıra başlarındaki ince el işçiliği örneği detaylar

Öyle görkemli bir yapı ki, öyle ince detaylarla bezeli ki, yapımı neden o kadar uzun sürmüş, durup bakınca biraz anlaşılıyor



Diusburg, Lehmbruck Müzesi bahçesi

Müze, heykelci Wilhelm Lehmbruck anısına kurulmuş, Avrupa'nın önemli heykel kolleksiyonlarından birini barındırıyor

Şehir, Ren ve Ruhr ırmaklarının birleştiği noktada yer alıyor ve Batı Avrupa'nın önde gelen demir ve çelik merkezlerinden biri durumunda 




Köln, nehir kenarından şehre bakış

Çikolata Müzesi'ni gezmeye gidiyoruz, nehir kenarından yürüyerek
Önde, nehirde gezinti yapan tur teknelerinin iskelesi, sağ tarafta (fotoğrafta görülmüyor) nehirde yük taşıyan teknelerin iskelesi uzanıyor, sol taraftaki demiryolu köprüsü 2. Dünya Savaşında tamamen yok olmuş, sonra yeniden yapılmış




Spargel / Kuşkonmaz

Tam zamanı! Bu mevsim Almanların yemeği en çok sevdikleri sebze
Özel tencereleri, pişirme usulleri, sırayla arkadaşların evinde verilen davetlerle yenilmesiyle tam bir mevsim eğlencesi gibi duruyor.
İşin ilginç yanı, çocukluğumda Burda model mecmualarında görüp, ne olduğunu çok merak edip, özendiğim bu sebzeyi tam mevsiminde gidince yemiş olmakla bir çocukluk hayalim gerçekleşti.
Klasik tarife göre, tam kıvamında haşlanmış kuşkonmazlar hollandez sosla lezzetlendirilip, haşlanmış patates ve ham (jambon) ile birlikte servis ediliyor.






Düsseldorf,  Stadt Museum / Şehir  Müzesi, Gerhard Richter, 

Perihan Mağden'in kitabı "Biz Kimden Kaçıyorduk Anne?"yi 2007 yılında okumuşum. Şimdi düşünüyorum da, romanın kapağı kendisinden daha çok etkilemişti beni.
Şehir Müzesi'nde Ai Weiwei sergisi var, geçen sene Sabancı Müzesi'nde üç kez gezmiştim. Düsseldorf'a geldiğini görünce hemen giriyoruz müzeye. Ai Weiwei'nin İstanbul'da görmediğim bazı işlerini hayranlıkla izliyorum.
Müzede, sürekli eserler bölümünde de modern sanatçıların eserlerinden hoş sürprizler bizi bekliyor, Gerhard Richter de bunlardan biri. 
Müzenin dükkanında gezerken, yıllar öncesindeki kitap kapağını görüyorum; meğer, kapaktaki resim Gerhard Richter'inmiş!




Diusburg, Hayvanat Bahçesi, Chinesischer Garten / Çin bahçesi

Avrupa'nın en büyük akvaryumunun bulunduğu, tüm bir gün boyunca gezilip görülebilecek ilginç türlerle dolu hayvanat bahçesi ve içindeki huzur adası, nefis Çin bahçesi




Monschau, Aachen, Ruhr kıyısı, Belçika sınırı yakını

Kızımın okul günü, bugün arkadaşımla  buluşmak için uygun zaman var, öyleyse trenle Aachen'a gidilir, istasyonda kısa bir kucaklaşmanın ardından kaç ayın haberleri için heyecanla konudan konuya atlanarak sohbetler edilerek Monchau'ya doğru arabayla gidilir.
Burası, bir vadide gizli saklı kaldığı için savaşlardan fazla etkilenmemiş, yüzyıllar öncesinden kalan binalarıyla olduğu gibi yaşayan bir rüya kasabası.
İçinden akarsu geçen, bin çeşit yeşil örtüsüyle ışıl ışıl, turisti bol ama bir yandan da sakin, huzurlu bir yer. Keşke tekrar gelip romantik bir kaç gün geçirebilsem denilecek, anıda kalan...




İki fincan kahve, capucino, sohbet ederken içilecek

Baristanın, her seferinde, köpüğü el çabukluğuyla sanat eseri haline getirmeyi başardığı, damak tadı
Kahvaltıdan sonra içeriz, tamam
Yine de kahvaltıda taze kahveyi reddederek her gün sıcak su isteyen ve çay içmeye devam eden inatçı bendeniz




Bonn, Almanya'nın birleşmeden önceki başkenti, Münsterplatz'da Beethoven heykeli

Bonn aynı zamanda Beethoven'in doğduğu şehir, gelecek sene 250 doğum yılı şenliklerle kutlanacak, hazırlıklar şimdiden başlamış.

Bonn'a iki gün üst üste gittik, ilkinde ertesi gün oraya trenle gitmeye niyetlendiğimizi duyan  G. arkadaşım, "üniversiteyi Bonn'da okudum ben, hadi gidelim size gezdireyim" deyince otoyoldan  hoop geliverdik. İyi ki de gitmiş ve gezmişiz, malum bir şehri  orada yaşayan birisiyle gezmek en iyisidir. Biz de bu keyfi tattık bir güzel.




Mönchengladbach, şehrin hemen kenarında bir çiftlik evi

Evin bahçesindeki kulübede çiftçinin ürettiği, hasat ettiği ne varsa raflarda, sepetlerde duruyor. Alacağınızı alıp, deftere not edip, parasını zarfa koyup çıkıp gidiyorsunuz.
Efendim? Sorun mu? Neden çıksın?
İnsanlık, güven, emeğe saygı...
Evet evet, bundan dolayı herşey yolunda.




Weissbier / Buğday birası

Lezzetli, yoğun, farklı
Yemekle de sohbetle de güzel gidiyor.
Kölsh var bir de, Köln'ün berrak, hafif birası
Reisling şarapları var sonra, kimilerine biraz tatlımsı gelen, kimilerinin o meyvemsi tatlılıklarını tercih ettiği...




Schloss Drachenburg, Bonn

Nefis bir orman içinde, nehir kıyısından yavaşça yükselerek çıkılan bir tepenin üzerinde, vadiyi kuş bakışı  gözleyen şato
Masallardaki gibi, kışın kar yağdığında gezip sonra ateş başında ısınmak da bir alternatif olabilir.
Bizimki gibi yaz başı yağmurunda hafif ıslanarak gezmek de güzeldi.






Diusburg, Immanuel Kant Parkı

Otelden şehir merkezine, tren istasyonuna giderken yolu biraz uzatır gibi yapıp geçmeyi en çok sevdiğim yer
Bir tarafında müze, bir tarafında lise binası, bir köşesinde bira bahçesi
Ve özellikle de kapısınının üstündeki kocaman asma gülüyle bu ev, her bir penceresinde çiçekler olan...

*Başlıktaki söz bir sergiden
Nil Yalter'in Köln'deki Ludwig Müzesi'nde açılmış sergisi, "Exile Is a Hard Job"Un Türkçe söylenmiş hali
O sergi de, o müze de unutulmaz anılarımdan artık...

Pazar, Mayıs 12, 2019

ANTALYA'YI BİLMEZMİŞİM, MEĞER...

Bir arkadaşım Antalya'ya taşındı, yerleşti. Ben de ziyaretine gittim, gezmeye bahane mi ararsın?
Ziyaret konusu kış başından beri gündemde, bu sene tahminlerin üstünde sert bir kış geçince ziyaret  bahara kaldı. Sonunda hafta içi yola çıktık ki,  biletlerimizi nerdeyse kırk gün öncesinden almıştık.



Başlangıçta  güneşli, parçalı bulutlu gözüken hava koşulları, biz Antalya'ya inip arkadaşımızın evine ulaştıktan az sonra hızla değişti. Öğle yemeği için balkona denize nazır vaziyette kurulan sofrayı, çıkan buz gibi rüzgar fırtınaya dönüşünce toplayıp, selameti içeri kaçmakta bulduk.
Sonra da uzun uzun Kaleiçi'ni gezdik dolaştık.

Yukarıdaki fotoğrafı, ikinci gün sabah yürüyüşünden, Konyaaltı'na yukardan bakan güzelim parktan


İkinci gün öğleden sonra hava daha çok bulutlandı, güneş kaçtı. 
Biz de soluğu Antalya Müzesi'nde aldık. Müthiş tarihi eserlerle dolu bir şölen yeri gibiydi kocaman müze. İki saatten fazla süre orada kaldık, müze bahçesindei çiçekler ve bahçedeki tavus kuşları ile değişik cins tavuklar ayrıca ilginçti.

Yukarıdaki fotoğrafta Yat Limanına yukarıdan bakıyoruz, manzara nefis.





Bu defa Karaoğlan Parkı tarafından Yivli Minare'ye doğru bakmaktayız.




Antalya, kocaman, yeşil, bakımlı parklarla dolu, tertemiz bir şehir. En azından dışardan gelene ilk bakışta böyle bir vaadi var.

Bir önceki fotoğrafın neredeyse karşısındaki başka  bir parktan, Yat Limanı üzerinden, Karaoğlan Parkı'na bakış



Geçen sen Küba'da görüp hayran kaldığım upuzun palmiyelerden Antalya'da varmış, imparator palmiyesi demişlerdi adına galiba.
Upuzun, sağlam, bir gövde ve ucunda daha az yapraklı bir tür bu.



Kaleiçi'nden çıkıp parkta yürürken tanıştık kendisiyle, o bir çitlembik ağacı.
Yaşlı ve kocaman gövdesi falezden denize doğru eğilmiş, kayalar ve gövde kaynaşmış adeta.
Yanındaki tabelada kendisi için yıllar önce yazılan şiir var. O eğrilmiş oyulmuş gövdeye bakmayın siz, yaprakları öyle yeşil ve canlı ki...




Antalya'daki son günümüzde bir cennet bahçesine düştük. Arkadaşımızın ailesindeki genç ziraat mühendisinin fidan yetiştirdiği Aksu tarafındaki bahçeye gittik.
Asmasıyla, katmerlisiyle güller mi dersin, kan kırmızı gelincikler mi, sarılı beyazlı papatyalar mı?
Çiçekleri geçtim, dalları basmış kara dutlar bir yandan çağırıyor, yeni dünyalar diğer yandan...
Dalından meyve yemeyeli o kadar uzun zaman olmuş ki, ellerimden kırmızı sular akana dek dut yerken kendimi darı ambarına düşmüş aç tavuk gibi hissettim bir an!



Tabii ki, Antalya'nın nefis yiyecekleri meyve ile sınırlı değil.
Çarşı içinde küçücük bir dükkanda yediğimiz nefis şiş köfteyi, yanında sunulan ızgarada hafif pişmiş tatlı beyaz soğanı ve ilk kez tattığım tahinli piyazı unutmak mümkün değil.




Bizi gülümseten bir bilgi vereyim size; Antalya'da benim yenidünya demeyi sevdiğim, İstanbul'da çoğunlukla Malta eriği denen meyveye muşmula deniyor.
O güzelim ince kabuklu tatlı mı tatlı meyveye nasıl olmuş da muşmula demişler, bilemedim.



Antalya bize meşhur güneşini göstermemekle iyilik yaptı, bu defa.
Böylece, serin havada, rahatça gezdik dolaştık.
Meğer Antalya ne keyifli bir şehirmiş!


Pazar, Nisan 14, 2019

ZAMANIDIR...


Geçen pazar sabahı Bodrum'a doğru yola çıkmadan önce, İstanbul'da mor salkımlar henüz tomurcuk kapsülündeydiler, genç erguvanlar azıcık renklenmeye başlamıştı.
Bodrum, serindi yağışlıydı ve yine de deli bir baharın içindeydi; yeşilin her tonu coşmuş, coşmuş, coşmuştu.
Üç gün boyunca, yıllardır arkadaşlarımdan dinlediğim olağanüstü doğayı, baharı yaşadım; her şey tam da hayalimdeki gibiydi.
Pazar günü Milas yolunda Alaçam'da cesur bir kadının çiftliğinde misafirdik, sevgili M.'nin otuz sene önce İstanbul Film Festivalinde seyredip, ertesi gün büroda  heyecanla anlattığı "Kırda Bir Pazar Günü" filmini mutlulukla yaşadık, adeta. 
Pazartesi, gün boyu koyları, sahilleri gezip dolaştıktan sonra,akşam  sağanak yağmur başlamadan hemen önce sığındığımız kardeş evinde, battaniyeler altında seyrettiğimiz film ayrı bir keyifti.
Bizde gösterilmemiş bir film; "The Guernsey Literary and Potato Peel Pie Society" nefis bir direniş filmiydi. 2. Dünya savaşı döneminde bir kitap kulübü aracılığıyla gelişen olaylar ve genç bir yazarın öyküsü...
Salı günü Bodrum yarımadasının entellektüel ve estetik duraklarından ZAİ'de zaman geçirdik, kahve içip sohbet ettik. 
Çarşamba başka bir sanat gönüllüsü mekana gittik, henüz açılmamış olmasına rağmen Dibekli Han'da dolaştık, sanatlı zamanlarının nasıl olacağının hayalini kurduk.
Perşembe akşamı, bir gece önce yol yorgunu dönüşe rağmen Baba Sahne'deki "Don Kişot'um Ben" oyununu kaçırmadım. İyi ki de kaçırmamışım, Tüm ekip ve Ozan Güvan harika idiler, son zamanlarda izlediğim en enerjik ve protest oyundu, diyeceğim.




Erguvan zamanı geldi, bu bahar da...
Buldukça, gördükçe seyretmek, fotoğrafını çekmek, göstermek zamanı...

Cumartesi, Nisan 06, 2019

GELDİLER...

Leylekler, diyorum. Geldiler. Bu akşamüstü pencereden bakıyordum, gördüm.
Yükseklerden, düzenli gruplar halinde uçuyorlardı.
Sadece onlar değil, kırlangıçlar da geldiler. Tiz çığlıklar atar gibi ötüşleri,  akşamüstleri evlerine dönerken telaşla kanat çırpışları da geldi.

Kuşlar geldi, bu arada bizim evin genç kızı dört aylığına, üniversite değişim programıyla Almanya'ya gitti. Okul kaydı, yurt yerleşmesi, yeni arkadaşlar derken heyecanlı bir dönem onu bekliyor. mutlulukla anımsayacağı bir dönem olsun, dilerim.

Mart bitmeden Oyun Atölyesi'nde "Pencere" oyununu izledim. Esra Bezen Bilgin ve Haluk Bilginer hayranlıkla izlenen oyunculuklarıyla, bir hesaplaşma hikayesi olan oyunu alıp götürdüler.

Sonra bir pazar günü oy kullandık ki, halen sayılıyor sayılıyor, sayılıyor...
Bakalım bir sonuç çıkacak mı?

Az kalsın unutacaktım; bu haftanın önemli olayları arasında bir de meslekte 35. yılı tamamlamak ve bu yeteri kadar ağır değilmiş gibi, tescillemek için plaket verilmesi konusu vardı.
Eski arkadaşları görme, neş'eli vakit geçirme, şerefe kadeh kaldırma vesilesi oldu. Bir sayfa daha çevrildi, böylece.




 Nerede o meşhur leylekler, diyorsanız size hak veririm.
Akşam karanlığı gelirken bulutlu havada ancak böyle noktacıklar halinde görüntüleyebildim.