Salı, Mart 21, 2017

GÜNDÖNÜMÜ HALLERİ

Bugünün gün dönümü olduğunu bilmeden, geçen haftaki kocakarı soğukları sırasında P. ile sözleşmiştik, "haftaya hava biraz düzelecekmiş Burgazada'ya gidelim, tam mimoza zamanı!"
Bu sabah havadaki bulutlara aldırmadan, "açar o açar" güveniyle, erkenci bir motorla gittik Burgaz'a. 
Önce kahvaltı yaptık, sonra adanın sol tarafından tırmandık, sonra adanın sağ tarafına tırmandık. 
Bütün o tırmanma inme faaliyeti bitince, kendimize ödül verdik ve sahilde balık yedik. 
Martılar, kediler ve güneş de cabası...


Yukarı Metamorfosis Manastırı'na doğru tırmanırken, önce bahar dalları aldı gözümüzü.
Ahh ne güzel, bak pırıl pırıl diye diye seyre daldık.



Tepeye vardığımızda, manastırdan önceki düzlükte sere serpe otlayan atlar karşıladı bizi.
Onları ürkütmeden seyrettik bir süre, sonra kenar kenar dolaşıp geçtik yanlarından.



Manastırın eski binasının kalıntıları bahçede öylece duruyor.
Bütün bahçe bahara kesmişti. 
Ben yıllardır baharı böyle iliklerimde coşkuyla hissetmemiştim.



Çiçekler renk renk, çeşit çeşit...
Keşke, bitki bilimci olsam da bilsem adlarını, cinslerini...



Bunların yabani sümbül olduklarını tahmin ediyorum.
Ya da benim için öyleler.



Bak, işte bunun çiçek açmış bir kocayemiş olduğunu biliyorum.
Kesin!



Tabii ki, gezinin başlangıç amacı olan mimozaları bol bol seyrettik, kokularını doya doya içimize çektik.



Biz tırmanmaya başlarken, hava iyice bulutlu ve pusluydu.
Güneş, tepemizdeki bir açıklıktan gün boyu bizi izledi.



Yukarıya çıktıkça manzara belirginleşti.
Sağ tarafta Heybeliada, önünde Kaşık adası, arada şehir hatları vapuru ve yolcu motoru görünüyor.



Sahilde dönüş için motoru beklerken,  hava pırıl pırıl olmuştu.
Bulutlar durgun denize yansıyor, hatta uzaktan İstanbul'un sevimsiz taş binaları bile gözüküyor.



Deniz yolculuğu olur da martı olmaz mı?
Tabii ki!
Selam bahara, selam gün dönümüne, selam iyiliklere...

Pazartesi, Mart 13, 2017

BİZE İYİ BAKIN ÇOCUKLAR...

...dedi, bir arkadaşımız. 
O bunu söylerken, biz özel izinle girdiğimiz V numaralı anfiden çıkıyorduk. Çünkü bize ayrılan yarım saat dolmuştu ve biz çıkınca içeride  gençlerin gireceği  vize sınavı olacaktı.
Gençler bizim bir zamanlar olduğumuz gibi hukuk öğrencisiydi. Aramızdaki tek fark, bizim o sıralarda sınavlara girip mezun olduktan sonra geçirmiş olduğumuz 35 sene idi.
Devam etti arkadaşımız, ...ve 40 sene sonraki halinizi görün, sonra da yol yakınken tekrar bir düşünün isterseniz.
Çocuklar sınav telaşı içindeydiler, bu amcaların teyzelerin orada ne aradığını anlamadılar muhtemelen. Biz telaş yıllarını geçenler, onlarda kendi gençliğimizin yansımasını gördük biraz.



Ertesi gün, oğluma anlatıyordum dönem arkadaşı buluşmasını, fakülteyi, hatırladıklarımı ve unuttuklarımı. Çok acayip dedim, beş sene oralarda idim yüzlerce defa bahçeye çıktım hiç dikkat etmemişim, Süleymaniye Camii'nin o kadar elini uzatınca tutacakmış gibi yakında göründüğüne...
Oysa sen dikkatlisin, çevrene bakarsın dedi oğlum.
Sanırım, o yıllarda yaşadığım sıkıntılı ruh hallerinin etkisi bu, başın önde kimselere görünmeden gelip gitmek, içine kapanık yaşamak, başını şöyle kaldırıp etrafa göz alıcı şekilde bakmamak...
Yazık oldu, yazık.




Önceki sene arabuluculuk sınavı için fakülteye geldiğimde, bütün binaların çevresi tahta perdeyle çevriliydi, tadilat vardı. Şimdi merkez bina ( İÜ Rektörlük Binası ) ve çevredeki diğer fakülte binaları boyanmış, bakılmış, mermerler parlatılmış, etraf aydınlanmış gibi duruyor. Sadece binalar değil, bahçede rektörlüğün önündeki heykel de pırıl pırıl olmuş.
Eskiden olduğu gibi, yine heykelin önünde sıralandık, fotoğraflar çekildi. Sonra binanın içindeki balkonlarda, havuzlu iç avluda da fotoğraf, fotoğraf... 
Biz hep buradaydık aslında, hiç bir yere gitmemiştik ki, demek için mi?



Karnımız acıktı, hava soğuktu.
Süleymaniye'ye yürüdük, kuru fasulya pilav yemek için.
Bazı arkadaşlar, eskiden gelmezdik buralara dediler. Evet kızlar pek gelmezdi buraya, o zamanlar daha çok bir kaç kahvehane vardı, bir kaç kuru fasulyeci vardı, o kadar. Küçük esnafların dükkanları vardı buralarda, bir de derse girmek için en emniyetli yolun üniversiteye toplu halde girmek ve orada buluşmak olduğuna karar vermiş sol öğrenci grupları.
Çok sonraydı, artık 77 - 78 girişliler mezun olmuştu, zamanla Süleymaniye'nin kuru fasulyecileri meşhur oldu ve sıra sıra dizildiler caminin karşısına.

En son, Kapalıçarşı'daki Şark Kahvesi'ne gittik ve yorgunluk kahvelerimizi  içtik. O zamanlar, kahve de içmezdik aslında, çay içerdik.

Öyle işte!
Çok güzel bir gündü, zamanın kanatlarında çırpındığımız.

Çarşamba, Mart 08, 2017

BİR SAKSI LALE İLE ŞENLİK

Nergisler saksıda solmaya yüz tutunca, saplarından kesip vazoya aldım, biraz da orada yaşadılar. Bugün artık kuru çiçek oldular.  
Şimdi soğanlarını gelecek sene için saklamak için bitkinin yapraklarının kurumasını bekliyorum. Muhtemelen hibrit çiçek olduğu için yeniden çiçek açmayacak, ama yine de bir denemek istiyorum. Ya açarsa? 



Nergisten sonra aldığım laleler, hava ısınınca iki üç gün içinde süratle büyüdüler.
Önce yaprakların arasından daha sivri bir uç belirdi. Sonra o ucun tepesi açılmaya başladı.
Cumartesi gecesi yatarken bir tanesinin içinden kırmızı çiçek çıkacağını görmüş oldum ve sevinerek uyudum.
Pazar sabahı iki tanesi açmaya başlamıştı bile.


Pazar günü dışarıda hava ışıl ışıl iken ve ben  önce çocuklara kahvaltı hazırlamak sonra öğleden sonra misafirleri için yiyecek hazırlarken laleleri seyrettim durdum. 
Her an değiştiler, her an.
Üçüncüsü inatçı çıktı, en son pazar akşamı kızım Ankara yolunda iken, o hâlâ goncaydı.



Pazartesi sabahı, düşen son cemre şerefine üçü birden tüm güzellikleriyle salınıyordu.
İki gündür, akşamları kapanıp, sabahları güneşi görünce yine yayılıyorlar. Bir yandan da saplarının boyu uzuyor.
Onları seyretmek,  en güzel hediye bana.

Perşembe, Mart 02, 2017

To-Do List

Bir süredir günlük ev işlerini yaparken bile kafa dağınıklığı içindeyim. Pazartesi sabahı fark ettim bu halimi. 
Mutfakta bir işe başlıyorum, diyelim bulaşık makinesi boşaltıyorum, elime geçen bardağı büfeye koymak için salona gidersem yandım! Haydiii, salonda ortalık toplamaya başlıyorum. Yahu, bulaşık makinesi orada açık kaldı, seni bekliyor, git bitir işini, değil mi? Yok işte!
Ordan oraya atlayarak yarım yarım yapılan işler, böyle bir iki derken yorgunluk veriyor. Onu farkettim. Bir de asıl yapılması gerekeni unutuveriyorum, o fena.

Dedim, kızım saçmalamayı kes! Yap listeni, işlerini yaz, bak günün sonunda tamamsa tamam.
Valla işe yaradı.
Üç gündür yaza, listeleye, yaptıklarıma tik ata ata yeni bir eğlence buldum.

Demek çalışma hayatı, iş disiplini kanıma işlemiş. Not alıp, liste yapıp, kontrol ederek çalışmak  bir yandan da kafamı toplamama yardım ediyormuş.



Bu sene orkidelerin üçü birden açacaktı, bir saksıdaki pembeleri yanlışlıkla kırdım ki, tam gonca haldelerdi. Çok üzüldüm bu sakarlığa.
Sonra sarılar açtı, onlar iki kardeştiler. Sonra da bu beyazlar açtı, dördü bir arada.
Saksıdaki nergisler eve iki haftadır eğlence getirince, bu defa da saksıda lale aldım, bakalım ne renk açacaklar diye bir heyecan bekliyorum.



Geçen hafta bir akşamüstü, bir saatliğine kaçıp Şulem'e gitmiş, çay içip sohbet etmiştik.
Miço, tüm asaletiyle uzaktan ve tepeden baktı,  kendini bana sevdirmedi.
Olsun ama, ben de bir fotosunu kapıverdim işte!

Bu haftanın çay saatini Aslım'da geçirdik. Böyle yakın mesafelerde olunca komşuculuk iyi oluyor.
Daha karşıya geçip, bir öğlen Beşiktaş'ta  mantı yemek sözüm var, hayli zamandır tembellikten bekleyen...

Bugün check-up yaptırdım, nerdeyse bütün günü hastanede geçirdim. İyi oldu, üstümden yük kalktı, hepsi bir arada.
Sonuçlar da iyi, maşallah diyeyim de ben yine de...

Bugünkü liste tamam!

Pazartesi, Şubat 27, 2017

yazayım dedim de...

... ne yazayım bilemedim. bu aralar kafalar biraz karışık derlenip toplanmak epey çaba istiyor.
tam da böyle bir zamanda, önce nezle ol, sonra barsak enfeksiyonu derken bir hafta geçti bile.
neyse ki, dizi seyrettim, film seyrettim, kitap okudum ve güzel vakit geçirdim kendimle. 

verdiğim sözler vardı, bugün artık zamanı haydi zıpla dedim kendime ve işe giriştim.
çok zamandır aklımda olan işi yaptım, kütüphaneyi elden geçirdim. 
bunu  niye almışım, bunu ben mi almışım, gençken nelere merak sarmışım kategorilerinden epeyce ayıklama yaptım. bu fasıldan olanları bize yakın avm'nin kitap toplama kutusu için ayırdım.
zamanım olsa tekrar okurdum diye düşündüklerimi, güzel insanlar okusun diye iletmek üzere ayırdım, yarın o faslı halledeceğim.

if için altı tane bilet almıştım, son anda. dört tanesi bir güzel yandı, hastalık ustalık derken. neyse, son anda bir israil bir polonya filmi gördüm, iyi hissettim kendimi.

sabah oscar töreninin epey bir kısmına yetiştim, hem de karışıklık nedeniyle oluşan dedikoduyu ve eğlenceyi kaçırmadım.

bizim fakülteden dönem arkadaşları yine yemek düzenliyorlar, sabah bir günaydınlaşma faslıdır başlıyor, ardından video gönderme faslı...  
amanin kaçasım var!



kitapları toplama kutusuna vermek için avm'ye gittiğimde  lale aldım. soğanları dört parmak kadar yapraklanmış.
umarım, iki hafta önce aldığım nergisler gibi beni mutlu eden lalelerim de olacak, pek yakında.