Perşembe, Nisan 22, 2021

su olup aksam derede

meditasyon duyurusu yapmıştı e.ciğim,
geçen hafta başlamıştı, gün saati uyanın katıldığı küçük, değişken bir grup, 
bu hafta pazartesi yapılan gün ortası bir  mola aklımdan çıkmış,
ertesi gün fark ettim, hayıflandım, mesaj attım, kaçırdım dedim,
olsun dedi e., perşembe yine var,
bugün sabah egzersiz yaparken aklıma geldi, günün perşembe olduğu,
başka planlarım vardı, yapılacak işler filan,
hepsini bir kenara ittim, saatimi 11:55'e kurdum,
saatinden önce bilgisayarın başına geçtim, zoomu açtım,
henüz gelen yoktu, e.'le azıcık sohbet ettik, onun güler yüzünü görmek beni mutlu etti,
sonra küçük grubumuzun meditasyonu başladı, yönergeleri izledim,

rahatça oturdum, gözlerimi kapadım, nefes alış verişim sakinleşti, düzenlendi,
ekrana açık mavi, pırıl pırıl bir deniz ve gökyüzü yansıyordu,
e., bugün zihnimize takılan düşünceleri hatırlamamızı söyledi,
ufaklı büyüklü taşlar, bazen kayalar gibi düşünceler,
belki o kaya zihnimize bugün oturmuş olabilir, bir süredir oradadır, belki bazen işgal ediyordur,
sonra suyu düşünün dedi,
su nasıl bulunduğu yerin şeklini alır, önüne engel çıkarsa onu nasıl aşar gider,
belki hemen değil, sonunda mutlaka yol bulur,
şimdi su olduğunuzu düşünün, nasıl bir su olurdunuz?
engin bir deniz mi, çırpıntılı mı, sakin mi, 
geniş bir göl belki, öylece uzanan,
bir ırmak mı, gürül gürül akan, çağlayandan dökülen, 
o ırmağın kolu, ona kavuşan şırıl şırıl akan bir dere mi,
suyun içinde bulunabilecek bir kayayı düşünün,  
o kayanın orada olması suyun akışını engellemeyecek, su kayanın etrafından akıp gidecek,
kendinizi hayalinizdeki suyun içinde bir damla olarak düşünün, 
suyun içindeki o damla suyla birlikte akıp gidiyor, 
hiç bir şey sonsuza dek aynı şekilde sürmüyor,
kaya su tarafından aşındırılıyor, sonunda yumuşuyor ve dağılıyor, kum oluyor,
suyun önüne çıkan engel, zihninize yerleşen o kaya şeklindeki düşünce bile olsa, yine akıp gidecek su.

zihnimdeki  su, onu ilk düşündüğümde sakin turkuvaz bir denizdi,
zihnimde suyu hayal etmeye başladığımda deniz, ağaçların arasından şırıl şırıl akıp giden berrak küçük dere haline dönüştü,
suyun, dönüştüğüm su damlasının önüne engel çıktığında ne oldu?
zihnimdeki dere, küçük çakıl taşlarının üzerinden yanından akıp gitmeye devam etti,
deredeki berrak su, zihnimdeki su damlası, önüne çıkan taşların kayaların üzerinden akıp giderken birden hıçkırarak ağlamaya başladım, uzun zamandır böylesine gözlerimden yaş boşanarak, bütün vücudum sarsılarak ağlamamıştım,
zihnimde akan su, küçük dere içimi yıkadı, biriken hüznü akıttı götürdü,

meditasyon sona erdiğinde yavaşça gözlerimi açarken, içimin aydınlandığını hissettim.
yaşanan anı hatırlamak için buraya yazmak istedim.



Bu küçük dere Olympos antik kentinin içinde akmaktaydı.

Pazar, Nisan 18, 2021

az bi dur şöyle, geride kal biraz, rahat bırak yavrucağı...

...dedim içimden. 
belki içimden dedim sanıyorum, dalları uzaklaştırmaya çalışırken, o minik helezonları erguvancığın dallarından ayırmaya çalışırken filan, maskenin altından söylenmişimdir, kesin.

sabah erken uyandım ve sokağa çıktım.
ne kadar arka yol, ne kadar kimsenin uğramadığı sokak varsa ev civarında -sokaklararası zigzag yaparken biraz uzaklaşmış olabilirim- neredeyse parmaklarımın ucunda, yürüdüm.
hoş, ben öyle tenhalara kaçarken gençler okulların önünde sınav kuyruğundaydı. içimden dua ettim, sağlıkla, zihin açıklığıyla atlatsınlar dedim.

konuyu dağıtmayayım, birbirine paralel iki sokak arasında uzanan, araba geçmeyen, dışarıdan bakılınca bahçe yolu gibi duran, yaya geçişine açık olan aralıktan geçtim ki diğer sokağa ulaşıp, yolumu azıcık daha uzatayım.
aralığa bakan apartmanların bahçe duvarlarında, otopark çitlerinde amerikan sarmaşığı denen bol yeşil yapraklı yeşili parlak sarmaşıktan var, genellikle. bunlar, yerlerini sevince, çok yayılıyor ve ortamı iyice kaplayan cins sarmaşıklar.

sol taraftaki hafif girintinin önünde ışıldayan gencecik bir erguvan fidanını gördüm, bir anda.
hemen yanına gidip seyredeyim derken, içimden konuşmaya başladım:
-bak sen, bu kuytuda bile bulup dalını kırmışlar,
-neyse, öbür dallar sağlam,
-peki bu kuru dallar nedir?
-e, bunlar sarmaşıktan geliyor!
-yani koca duvara yayıldığı yetmemiş, şimdi şuncağıza mı sarılacaksın?
-dur bakayım şöyle, ayrıl bu daldan, geride dur, senin arkadaşların burada!

sarmaşığın iki koca çengel gibi erguvana sardırdığı helezonları çözdüm, sarmaşık dallarını duvara doğru götürdüm.
bir gören olsa, bu da sarmaşığa takmış diyecekler, herhalde.
varsın desinler, yarın gidip kontrol edeceğim, sarmaşık uslu duruyor mu, yoksa yeri yetmemiş gibi erguvana doğru sarkmaya devam ediyor mu?



önde genç erguvanın çiçeklerinden birisi, diğer dallar üzeri açmaya niyetli tomurcuk dolu.
arkada görünen duvarı sarmış sarmalamış ve sınırları aşmaya kalkışan sarmaşık.
lütfen, doğaya müdahale etmemeli demeyin, sarmaşığa zarar vermedim, erguvanın nefes alması içindi yaptığım, çok genç bir fidan o, büyüsün, güzelliğini yaşasın biraz. 

Pazar, Nisan 11, 2021

NİSANDÖKÜMÜ

İnsan içinde bulunduğu zamanın içine sıkışıp kaldığında, hayat hep öyleymiş ve işin fenası hep öyle devam edecekmiş sanıyor.
Bir seneden fazla oldu, dön dolaş benzer olaylar tekrarlanıyor hayatımızda. Ben yine kendimi, "bu hep böyle devam edecek" hissiyle mücadele içinde bulmaya başladım.
Salgın, koruma tedbirleri, aşı çare mi, aşı ne zaman gelecek, salgın yayılıyor yeniden, ekonomik tedbirler, çalışanların durumu, işsiz kalanlar, hastalığı hafif geçirenler, ağır hastalar, vefat edenler, maske karşıtları, her şey oyun diyenler, yaşananlar, yaşanamayanlar, olaylar, olanlar...

Biliyorum, eskiden yaşadığım "her şey aynı hep aynı!..." umutsuzluğuna kapıldığım zamanlarda olanlar, hiç de hep aynı değildi. Bana durağan gelenin içinde değişimler, dönüşümler vardı. Şimdi de öyle olacak.

Kendimi değişik bir şeyle oyalayayım istedim, düşündüm, eskiden Nisan ayında neler yapmışım, yaparmışım, yaşamışım? Şöyle beş sene öncesinden başladım.

2016 yılındayız, 16 Nisan'da balkondaki saksılardan birinde açan mevsimini şaşırmış bir çiçeği anlatmışım. Nisan'da açan kasımpatına isim takmışım, nisanpatı. Okumak isterseniz burada. 

Bir sene sonrası, 14 Nisan 2017. Bir şeyler moralimi bozmuş, kendime moral vermeye çalışmışım. O yakınlarda rehber eşliğinde gezdiğim Ayasofya'dan ve Burgaz adadaki bir bahçe duvarından fotoğraflar  eşliğinde. Yazı kısa, burada. 

Geliyoruz 2018 yılına tam bugünün tarihine 11 Nisan'a. Ankara'ya gitmişim, kızımı görmeye. O sene bahar erken gelmiş. Yolculukta bahar seyri, Ankara'da bahar çiçekleri, yavrumu görmüşüm. Keyfim yerinde, çemberin dışındayım. Yazı burada. 

2019'da Nisan'ın başında kızımı Almanya'ya göndermiştik, Erasmus sömestri için. Onu yolculadıktan sonra Bodrum'a otuz beş yıllık arkadaşım M.'i görmeye gitmiştim. Bodrum'a o kış çok deli yağmurlar yağmış ve tam o günlerde  nefis bir bahar gelmişti. Bir güzel gezmiş, tüm yarımadayı dolaşmış, her zamanki gibi hiç durmadan konuşmuştuk. Bodrum baharı yazısı burada. 

Geldik 2020'ye, pandemin başındayız, "şu önümüzdeki iki hafta çok kritik, onu atlatırsak..." dönemindeyiz henüz. Neler olduğunu anlayabilmiş değiliz, tedirginiz, cahiliz. Son senelerde kimse blog okumuyor diye düşünüyorum, ben de eskisi kadar sık yazmıyorum. salgında sığınacak bir liman ararken blog kurtarıcı oluyor. Son dört beş senedeki yazı temposu değişiyor, yazılar sıklaşıyor. Yine bugünün tarihi 11 Nisan, turşucu bacı olmuşum ve yazmışım, burada. 

Bugün mü? Kek yaptım. Elmalı, cevizli, az şekerli, sıfır yağ. Nefis oldu. Öneririm.
Çok eskiden tarifini yazmıştım. Buradan bakabilirsiniz.





Pazartesi, Nisan 05, 2021

sabah sabah...

 ...gelen bir sms mesajında resmi bir kutlama var.
ardından büromuzun son kadrosundaki kız arkadaşlardan, sonra yakın başka arkadaşlardan kutlama mesajları geliyor.
geliyor, ancak mesajların neredeyse tümü bir yandan gelecek için umutlu olmak isterken, çokça  burukluk, kırgınlık dolu, elimizden kaçıp giden adalet duygusunun yoksunluğu içinde.
baromuz,  gönderdiği mesajda bugün koşullar nedeniyle kutlama değil, yakında öldürülen genç meslektaşımız için anma  yapılacağını belirtiyor.

blog yazdığım yıllar içinde mesleğimden söz etmeyi pek de sevmedim, doğrusu. burası benim kişisel alanım, kamusal kimlik gerekli değil düşüncesiyle.
bugün belki ilk defa diğer kimliğimle buradayım; her türlü değerin birbirine karıştığı, aşındığı, eksildiği son yılların ruhundan uzakta kalmak isteyenlere belki ufak bir desteği olur umuduyla bir paylaşım yapmak niyetindeyim.

son zamanlarda, çalıştığım hukuk bürosu ve onun değerli kurucuları, üstadları, birlikte çalıştığım arkadaşlarım, yetiştirdiğimiz stajyerler, genç meslektaşlarım sık sık aklıma düşüyor.
ne mutlu bana, çalışma hayatımda şanslıydım ve böyle sevgiyle andığım insanlarla geçti yıllarım.
1984 yılının mart ayında büro stajıyla başlayan, aynı sene ekimde avukatlık ruhsatı alınca devam eden ve 2016 yılının temmuz sonunda büroyu kapatıp, emekli olmamla biten meslek hayatımda hep aynı bürodaydım.
büroyu kapatmak için eski dosyaları, evrakı tek tek elden geçirirken, fark ettim ki, zamanında o çok çok çook önemli olan tüm olaylar, işler hep geçmiş gitmiş ve unutulmuş.
geriye kalan en önemliler hep insanlar, anılar, dostluklar. 
hukuk fakültesini taze bitirmiş ne yapacağını bilemeyen şaşkın genç insanın cesaretini toplayıp bir yola girmesiyle başlayan bu süreçte, başka  büroda olsaydım eminim çok hayal kırıklığı yaşardım.

yazının bu noktasında, sözü uzatmayıp, üstadım değerli hukukçu ve kaptan gündüz aybay anısına çekilen bir belgeseli paylaşmak istiyorum.
2001 yılındaki vefatından 16 sene sonra çekilen ve 8 aralık 2018'de ilk kez beşiktaş deniz müzesinde gösterilen denizlerimizin hukukçu kaptanı gündüz aybay belgeselin linki burada. 
belgesel daha sonra denizcilik fakültelerinde, denizcilik okullarında, farklı kültür merkezlerinde de gösterildi.
geçen sene bu vakitlerde yönetmeni atom şaşkal tarafından you-tube'a yüklendi.
katılabildiğim her gösterimde, ölümünden onca yıl sonra bile her iki mesleğinde de onu şahsen tanıyan herkes tarafından sevgiyle anılmak bir yana, sadece kitaplarını okumuş olanları bile etkilemiş bir insanı siz de tanımak istersiniz diye umuyorum.
emin olun, harcadığınız 70 dakikaya fazlasıyla değecek.



el sallarken geçip giden geminin ardından 
o şehir hatları vapuru kaptan gündüz aybay ise 
çok sevindiğimiz zamanlardan anı

Cuma, Nisan 02, 2021

SÖYLEMEDİ, DEMEYİN!

Söylüyorum işte, yazıyorum hem...

Bu akşamdan itibaren İstanbul Film Festivali başlıyor.

Çevrimiçi (online) izleyebileceğimiz, üstelik üç ay devam edecek bir program var, henüz hepsini incelemeye fırsat bulamadım.

Ayrıca, yarışmaları belirli kurallar çerçevesinde sinemada izlemek mümkün olacakmış, ancak ben hiç o ihtimallere bakmıyorum. Meslekten olanlar için heyecan verici bir fikir sayılabilir, belki.

Çevrimiçi gösterimler için buradan seçim yapabilirsiniz. 




Bu sene festivalin 40. sı yapılıyor. 
1. sini İstanbul Festivali içinde bir bölüm olarak izlemiştim. Eski film festivallerini, nasıl kuyruklarda beklediğimiz, ne harika filmler izlediğimizi anlatmaya başlamayayım, diyorum. Bundan önceki yazıda esen nostalji rüzgârı bir fırtına halini almasın, şimdilik konuyu burada keseyim.

Seneye 41. si yapılırken, umarım, tüm filmleri olması gerektiği gibi sinemada ve keyifle izleyeceğiz.

* Festival afişi İKSV'nin sitesinden.