TATLAR
Derin iz bırakan seslerden, melodilerden başlamıştım, bugün bir başka duyuya ait derinlik hakkında iki kelam edeyim dedim.
Blog adımdan anlıyorsunuzdur, yeme içme konularına meraklıyım, daha doğrusu lezzet -eskilerin deyişiyle ağız tadı- peşinde koşarım.
Sanmayın ki doğduğumdan beri gurmeyim, tam tersine ilkokul bitene dek pek mızmız, yemek yerken sürekli "hadi yavrum yesene, hadi çiğne ağzındaki lokmayı" uyarılarına maruz kalan bir çocuktum. Sonra ne olduysa oldu, yemek yemeye başladım.
Sadece yemek değil, yemeği yapmak da ilgimi çeker oldu. Evde büyükler bana aşçı yamaklığını uygun gördükçe, sinirlenir gerçekten yemek yapmak isterdim. Şaşkın çocuk! Bilseydin ki bütün hayat boyu o mutfakta saatlerin geçecek, acaba o kadar ısrarla "ben yapacam ben yapacam işte" der miydin?
Şikayet ettiğim yok, yemek yapmayı, değişik tatlar çıkarmayı, denemeyi seviyorum. Sadece bazen mecburen yemek yapmak yorucu oluyor.
Değişik tatlar denemeyi sevmenin yanı sıra, çocukluktan gelen sade tatlar da hafızanın derinlerinden çıkageliyor, bazen.
En unutulmazlardan birisinde, bir yaz sabahı Malatya'da babannemlerin evinde uyanmışım, alt kata mutfağa inmişim. Babannem tandırın başında, kim bilir kaç saat önce yoğurduğu hamurdan yaptığı yufkaları pişiriyor. Mis gibi taze yufka kokuyor. "Al çağam" diyor babannem, "içine peynir koy dürüm yap, sıcak sıcak ye". Sanki beynimin kıvrımlarında o tat, öylesine unutulmaz.
Bir başka unutulmaz tat, çocukken kendi kendime yapıp yediğim ilk rafadan yumurta. Teee kaç sene önce Ekmekcikız'da yazmışım yumurta sevgimin anılarını, okumak isteyen için burada.
Şimdiki zamanlarda yumurtayı kayısı kıvamda yemek ilk tercihim.
Güzel yapılmış bir tavada göz yumurtaya da hayır demem, belirteyim.







