Salı, Ekim 16, 2018

Ankara'da papağan varmış!

Geçen hafta bu vakitler henüz Ankara'daydım; kızımın yeni taşındığı evde işler güçler, dolapta yedeklenecek yemek yapmalarla meşguldüm.
İşler biraz yoluna girip,  nefes alacak  bir iki saat bulduğumda, ya Ankara'nın güzel  gün batımlarını seyrettim, ya da sonbaharının renklerini...

Bu arada bir yandan da, kızımın yaşadığı mahalleyi tanımaya, yolları öğrenmeye çalışıyorum.
Teyzeme nasıl gider gelirim kısmını kavradım, gibi.
Mahallenin bol ağaçlı yürüme yolları ve parkları diğer ilgi alanım.



Bu defa, yakınlarda büyük bir park olduğunu keşfettim, adı Uğur Mumcu Parkı.
Parka uzunca ağaçlı bir yoldan geçilerek ulaşılıyor. Yolun sonunda geniş bir alana yayılmış olan büyükçe bir havuz, oturma yerleri, tahta masalar, küçük bir anfitiyatro, toplanma yerleri, gözlem kulesi var.
Havuzun etrafındaki büyük söğütleri seyrettim, bir iki fotoğraf çektim. O sırada yürüyüş yapan iki beyden biri sordu "papağan mı gördünüz?" Ben şaşkın şaşkın bakınca, "bu ağaçlarda zaman zaman papağan oluyormuş, onların fotoğrafını çekiyorlar" diye açıkladı durumu. 
Hayır, ben sadece tombul ve uzun kuyruklu saksağanlar görmüştüm, oysa ki! Kısmet gelecek sefere, artık.



Parkın bir kenarında Çansera isimli bir yer var, orayı pek gezemedim, gelecek defa kısmına bıraktım.
Dönüşte eve daha yakın küçük parkta üstteki güzelliklere baktım bir süre.
Alev alev yanıyorlar değil mi?

Pazartesi, Ekim 01, 2018

EKİM


Sonbaharın ikinci ayı, Ekim, hoş gelmiş olsun.
Dün gece erken uyudum, sabah rahatça erken uyandım. Bu ay yapmak istediğim işleri listeleyeyim düşüncesi kafamda. Bir de baktım, ben yine denize gideyim isteği içindeyim. İki sene önce Ekim başında gittiğim Olympos'un tadı öyle kalmış, damağımda. Kısmet...

Deniz kenarını bilemeyeceğim ancak, Ankara yolları bekler beni. Kızımın yeni eve yerleşmesine yardım gereği bir yana, asıl önemli konu  buzluk doldurmak için biraz çalışmak gerekeceği...

Gitmek istediğim bir iki sergi var, tasarım bienali var, filmekimi var, tiyatro festivali başlıyor. Gezme faslını geliştirirsek; yakınlar var, uzaklar var, Balat'a gidelim, Yedigöllere gidelim konuşmaları yapmıştık arkadaşlarla. 

Bütün havaiyatın hayallerin yanısıra gerçekler var, iki senedir kafamda, dilimde  evde badana boya yaptırmak gerektiği düşüncesi dolaşıyor. Ertele ertele, nereye kadar? Bir doğrulup girişsem isteğini eyleme döksem ne iyi olur.

1 Ekim sabahında aklımda uçuşanlar böyle işte!
Yaşanandan kalan izlerin tadı yerinde olsun, yeter.
Sağlıkla iyilikle geçsin Ekim, güzel olsun.




Tatlı yiyelim tatlı konuşalım dileğiyle, 1 Ekim'e 1 Mayıs'tan selam geldi; Havana'da 1 Mayıs töreninden sonra gittiğimiz şık restaurantta öğlen yemeğinde yediğimiz tatlı bu fotoğraftaki.
Lokantanın adını hatırlamasam, tatlının adını bilmesem de hafifliği ve meyvenin lezzeti damağımda.
"Yaşanandan kalan izlerin tadı yerinde olsun" demiştim ya, bu işte.

Salı, Eylül 25, 2018

PALAMUT MEVSİMİ BAŞLADI

Palamut, bu seneki balık mevsimine hızlı bir giriş yaptı, bol bol çıkıyor, seveninin yüzü gülüyor.
Buyrun size anaakımhabermedyasıtarzı bir yazı girişi!
Olmadı ama, daha uygunu için kafam çalışmadı.
Rica edeyim, aşağıdaki palamut tabağına bakarak idare ediniz şimdilik.



Geçen hafta salı günü ani gelişen bir teklif ve olaya balıklama atlama sonucu, mevsimin ilk serin ve rüzgârlı gününü Burgaz adada geçirdim.
Küçük bir arkadaş grubu ile işe gitmek zorunda olduğumuz günler imrenerek düşündüğümüz şeyler yaptık; uzun kahvaltı, çay sohbeti, keyfe göre yürüyüş, saati geçmiş telaşsız zamanlarda yemek yemek...



Perşembe günü, "benim karşıya geçmem ve kızımın gözlük camını ısmarlamam lazım" bahanesiyle öğlen vakti yola çıktım.
Önce, asıl amacı yerine getirdim, optisyene reçeteyi verdim. Sonra, SALT Beyoğlu ve İstanbul Modern'deki sergileri gezdim. 
E kırk yılın başında geçiyorum karşıya, değerlendirmek gerek.
Daha iki sene öncesine kadar haftanın beş günü nasıl gider gelirmişim o yaka senin bu yaka benim?
Yine hayretler içinde kaldım.



Sen iki üç hafta Kadıköy'den dışarı çıkma sonra aynı hafta içinde üç kez karşı kıyı talimi yap! 
Olacak iş mi? Oldu evet, çünkü geçerli sebebim vardı!
Cumartesi günü 13. Contemporary İstanbul sergisi için biletimiz vardı. Sabahtan yola çıkıp, kuyruklara girip dört saat kadar  galerileri gezdik, yerli yabancı sanatçıların son eserlerini izledik, çağdaş sanatta neler oluyormuş anlamaya çalıştık.

Yukarıdaki resim Kore'li bir sanatçının, o kadar az çizgi ile bu kadar içten duygu dışavurumunu izlemek hoşuma gitti.

Aşağıdaki heykel bir İtalyan sanatçının (dı, sanırım). Onun da insana hayal kurduran sevimli cazibesine kapıldım. 



Pazar günü apartmanımızın yıllık toplantısı vardı; hani herkeslerin üzerine iş kalır aman ha duygusuyla kaçmaya çalıştığı, ama yine de birileri şu şu işleri şöyle şöyle yapsın diye talimatlar verdiği ve katılan bir kaç kişinin söylene soflana işleri yapmaya çalıştığı toplantılardan...
Bizimki bu sene dört saat sürdü, seneye "artık herkes sırayla yapsın" kararı uygulanacak mı, bakalım?!



Aynı gün, gecenin geç vakti yoldan beklediklerim, oğlumla kızım yorgun ama keyifleri yerinde olarak geldiler.
Kumkuat likörü ve uzo onların gezi armağanı.
Güzellikler olsun.

Pazar, Eylül 16, 2018

Nasıl da geçti bütün bir yaz ?!

Şairler en çok güz için şiir yazmış olabilir mi?
Belki bahar için yazmışlardır, sayan olmuş mudur?
Düşünüyorum da, kış için şiir yazılmamıştır herhalde.
Kar için yazılır, yağmur için yazılır, rüzgâr için yazılır...
Mutlaka, sadece kış üzerine şiir yazmış şair vardır, olmaz mı?
Yaz için şiir yazılmış, hem de bir kaç tanesi çok güzel şiirler...

Ahmet Hamdi Tanpınar, "Bütün Yaz"da sanki romantik bir gençlik aşkını seslendirmiş.


"Ne güzel geçti bütün yaz,

Geceler küçük bahçede…
Sen zambaklar kadar beyaz
Ve ürkek bir düşüncede,
...." 

Cemal Süreya'nın  "Dört Mevsim"de anlattığı daha tutkulu bir aşk olmalı.


"Yaz mezarına gömsünler sizi

İlk kezmiş gibi buluştunuzdu
Son kezmiş gibi seviştinizdi
Yaz mezarına gömsünler sizi
..."

Yahya Kemal Beyatlı'nın anlattığı rüya gibi "Geçmiş Yaz"ın ikinci dörtlüğü hepimizin bildiği, içli içli eşlik ettiğimiz sanat musikisi şarkısının sözleri...


"Rü’yâ gibi bir yazdı. Yarattın hevesinle,

Her ânını, her rengini, her şi’rini hazdan.
Hâlâ doludur bahçeler en tatlı sesinle!
Bir gün, bir uzak hatıra özlersen o yazdan

Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin:

Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde;
Mehtâb… iri güller… ve senin en güzel aksin…
Velhasıl o rü’yâ duruyor yerli yerinde!
..."

Oktay Rifat, öyle bir  "Koca Bir Yaz" anlatmış ki, ruh hali olarak bana en yakın olanı diyesim geldi.


"Koca bir yazı çekirdek içleyerek 

sinamalarda geçirdim. 
taban teptim sokaklarda 
tırnak yedim uyudum, 
denize baktım usanmadan 
ölüme inandım, 
güzel çok güzel olduğunu düşünerek, 
Güzelim, düşünerek, 
çekirdek içleyerek, 
Güzelim, çekirdek içleyerek 
koca bir yaz geçirdim, 
şimdi yorgunum biraz.
..."


Koca bir yaz geçti ya da koca bir yazı geçirdim.

Biri başında biri ortasında iki deniz tatili yazdan kalan keyif anıları, 
Diğer zamanlar sıcak, rutubet, bunalmak, 
çekirdek değil de mahjong çitlemek - öyle evet!- 
sabah erken sokak tepmek -aman sıcak bastırmadan!-
bir kaç güzel kitap okumak, bir kaç film seyretmek, -neyse ki!-

Şimdi yorgunum biraz.




Çam ağacı,
Tepesinden bakışla,
Mevsimsiz...

Cumartesi, Ağustos 18, 2018

LEYLEKLER DÖNÜYORLAR

Dün sabah ilk göz kırpan mesaj "leylekler göçe başladı" diyordu. 
İş yeri Mecidiyeköy'de olan arkadaşımız sabah erkenden dönüş yolundaki leyleklerin fotosunu çekip bize göndermişti.
Fotoğrafı  görünce imrendim, aklımdan "keşke ben de görebilseydim" düşüncesi geçti.
Sonra bir süre, çoğunluğu gezisever ve de bol bol gezer olan grubumuzda leyleği havada görmek ve gezmek üzerine geyikler döndü.

Akşamüstü balkonda annemle oturuyorduk. İki gündür hava yeniden iyice rutubetli olmuş bulutlar çoğalmıştı, başımı kaldırmış bulutlara bakıyordum. 
Aa! 
Leylekler!
Hem de bir kaç tane filan değil, koskocaman bir sürü...
Dakikalarca üstümüzden geçtiler, deniz tarafından gelip Ataşehir tarafına doğru uçup gittiler.
Biraz video çektim, bir kaç fotoğraf yakalamaya çalıştım.
Sabahki dileğim gerçekleşmiş, leylekleri uçarken görmüştüm.

Ne önemi var leylek sürüsü görmenin diyeceksiniz belki de?
Doğrusu, havadaki her şey ilgimi çekiyor; bulutlar, kuşlar, yıldızlar, gezegenler... Onları izlemek, ne olduklarını anlamak, tanımak keyif veriyor. 
Budur!



Leylekler, her sene Mart ayına doğru Güney Afrika'dan yola çıkarak, kuzeye Avrupa'ya doğru gelirler. Bu yolculuklarını Akdeniz'i  aşarak değil, karalar üzerinden geçerek; batıda Cebelitarık boğazı üzerinden İspanya'ya geçerek, doğuda Mısır, Lübnan, Rift Vadisi üzerinden Hatay'a geçerek yaparlar. 
Anadolu'da bir kısmı yazı geçirir, bir kısmı Avrupa'ya ve Rusya'ya doğru devam eder.
Leylekler, uzun mesafeleri daha az enerji harcayarak katetmek için kanat çırpmadan süzülerek uçarlar. Gündüzleri yerden yükselen sıcak hava akımları sayesinde yükseklik kazanırlar, geceleri kırlık yerlerde durup dinlenirler.
Yapılan çeşitli araştırmalar ve analizler sonucunda leyleklerin ağustos ayında erken göçe başladıkları senelerde kış mevsiminin özellikle Avrupa'da çok sert ve yağışlı geçtiği bilgisine ulaşılmış.

Daha ayrıntılı bilgi ve haberin tamamı burada, tık lütfen!

Bakalım, önümüzdeki kış mevsiminde leyleklerin içgüdüsünü haklı çıkaran haberler alacak mıyız?