... bahtiyarım!
Parkın içinde gezindikçe, erguvanları seyrettikçe, hızla yağan yağmurun sesini dinledikçe aklımdan bu cümle geçti, Nazım'ın şiirindeki gibi...
***
"Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldamadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben...
Bahtiyarım... "
***
"Bu anda ne kaygı, ne endişe,
Erguvanlar, yağmur ve ben...
Bahtiyarım"
düşüncesi aklımdan geçerken içime dolan his şiirdekinin aynıydı.
Dün ortalığı birbirine katan sitte-i sevr fırtınasının etkisi geçmiş, yağmur durmuş, güneş açmışken dünü hatırlamak ve anlatmak uzak geçmişe yolculuk gibi geliyor. Ne tuhaf!
Parkın girişindeki iki gövdeli erguvan, Fotoğrafı 2018 yılında 23 Nisan günü çekmiştim.
Oradan devam edeyim şimdi.
Marinayı geride bırakırken Kalkedon'un önünden kıvrılıp, yol çatallanmadan önceki küçük köprüyü geçtim, parka girdim. O sırada yağmur azalmış gibiydi.
Parkın girişinde sağda bir kaç genç erguvan erken çiçeklendikleri için, yağmurun da etkisiyle çiçeklerinin çoğunu dökmüştü. İki gövdeli erguvanın parka ilk girişte verdiği ışığın yokluğunu bir kez daha derinden hissettim.

Yukarıdaki erguvan iki senedir böyle, ne yazık ki...
Yanlış hatırlamıyorsam 2020 - 2021 kışı fırtınalı ve karlı geçmiş, parktaki pek çok ağaç zarar görmüştü.
Sevgili erguvanım ve girişteki bu ağaç o zaman kar ağırlığıyla ya da rüzgar etkisiyle kırılmış olmalı.
Şimdilerde gövdeleri duruyor, sanıyorum gövdenin yanlarından üreyen erguvanlar oluyor. Belki de o yavruları parkın başka yerlerine dikiyorlar ya da ben böyle düşünmek istiyorum.
Romantika'nın hemen karşısına düşen koca gövde ve üzerine sarılıp yeni bir çeşit ağaç üreten mor salkım.
Biraz evvel azalmış gibi yapan yağmur yeniden arttı. Telefonu pardesümün cebinden çıkarıp, şemsiyem yana kaykılmış halde fotoğraf çekmeye çalışıyorum, telefon saniyesinde ıslanıyor.
Şimdi yine yol çatallanıyor, seçenekler soldan denize doğru devam etmek veya sağdan sakız ağaçlı küçük sete çıkmak ve çocuk bahçesi tarafına geçmek. İkinciyi seçiyorum.
Sakız ağaçlı setten parka ve önündeki erguvana bakış,
Annanemin ve annemin oturmayı en çok sevdiği küçük kafe kaç senedir kapalı. Parka her gidişimde mutlaka yine o sete çıkıp, eskiden bazen saatlerce oturduğumuz o ağaç altından parka bakıyorum. Setin taş zemini yağmur ve rüzgar etkisiyle yerlere dökülmüş polenlerle halı gibi kaplanmıştı.
Her zaman ortalıkta dolaşan, arkadaki sarnıcın etrafına yerleşmiş kediler hangi kuytuya saklandılarsa görünmüyorlardı. Eh, kedilerin yağmursever olduğunu pek söyleyemeyiz, değil mi?
Gözlerden uzakta, adeta saklanmış, yerini sevmiş, sere serpe açılmış...
Setin arkasına doğru yürüyorum, artık sadece gövdesi kalan eski kocaman erguvanımı selamlıyorum ve işte!...
Bu senenin birincisi bu, genç bir erguvan, yine iki gövdeli, yine canlı, güzel mi güzel...
Biraz daha yakından bakalım, dallarının altında duralım, başımızın üstünde erguvani bir dünya olsun...
Ağacın etrafında dolaşıyorum, gövdelerine dokunuyorum, çiçeklerini seyrediyorum, etraftaki ladinle, sakızla dallarının dokunmadan birlikte oluşlarına hayran oluyorum. O andan itibaren yüzüme yerleşmiş gülücükle, dünya umrumda olmadan, yağmurun sesini dinliyor, ağaçların güzelliğini içime sindiriyorum.
Parkın orta bölgesindeki büyük erguvan,
Artık deniz tarafına yürüyebilirim, rüzgar ve yağmur yeniden çoğalıyor. İki hanım şemsiyeleriyle karşıdan geliyor, selamlaşıyoruz.
Az ileride deniz kenarında ılgınların altındaki bankta oturmuş, yağmura aldırmadan denizi seyreden bir bey var. İki dakika sonra kalkıyor, yürümeye devam ediyor.
O sırada denizdeki kürek takımlarını görüyorum, havaya aldırmadan çalışıyorlar. Biraz açıkta bir tekne yelkenlerini fora etmiş, seyirde.
Deniz, hava, adalar, gri, gri, gri...
Sırtımı denize verip, tekrar parkın içine doğru yürüyorum, ağaçları seyrediyorum, bu anın unutulmazlığını iliklerimde hissediyorum, içimde adını bilemediğim bir şarkı duyuyorum, melodisi dilimin ucunda...

Prag'da kalenin bahçesindeki bir erguvan, oğlum aracılığıyla selam gönderdi.
Parktan ayrılıyorum, geldiğim yolu tersten aşıyorum, Feneryolu'na yürüyorum, trenle Suadiye'ye gidiyorum, eve yürüyorum.
Aklımda, ruhumda parkta geçirdiğim anlar...