Günlerden sonra ilk kez kendime ayıracak bir vaktim olduğunu fark ettiğimde, ilk aklıma gelen fikir "haydi Kadıköy'e gideyim, denize bakayım" oldu.
Öğlene doğru toparlandım evden çıktım, metroyla Kadıköy'e gittim. Meğer meydanda bir çevre düzenlemesi yapılıyormuş, meydanın alıştığımın dışında bir görüntüsü vardı.
Bariyerlerin arasından dolanarak Karaköy iskelesine ulaştım, üst kattaki İstanbul Kitapçısı'na çıktım. Önce bir sade kahve aldım ve terasa çıktım, sonra da vapurla Kadıköy'e geldiğim her sefer aklıma gelen "şurada otursam da denizi seyretsem" düşüncesine hayat verdim.
Tam o sırada Karaköy Eminönü vapuru yolcu alıyordu. Bir süre şehir hatları vapurunun kaptan köşkünü ve teras parmaklıklarının arasından mendireği seyrettim, kahvemi içtim.
Tam öğlen ortası vaktinde olmamıza rağmen poyraz mı yıldız mı estiğini tam anlayamadığım rüzgar öyle sert ve serin esiyordu ki hiç sıcak hissetmedim.
Sonra vapur iskeleden ayrıldı gitti, ben dahil bir kaç kişi ardından baktık, fotoğraf çektik.
Sonra kahvemi bitirdim, aşağıya indim, iskelede Karaköy'e gidecek motor yolcu alıyordu, bindim, Karaköy'e geçtim.
İstanbul'a uzak olanlar için küçük bir not; motor iskelesi Galata köprüsünün Tünel tarafında bulunuyor, vapur iskelesi ise Topkapı sarayı'na doğru bakan Galataport tarafında yer alıyor.
Dolayısıyla, motor iskelesinden vapur iskelesine deniz kenarından yürüdüm, az sonra vapur geldi, bindim, Kadıköy'e geri döndüm.
E ne oldu, diyebilirsiniz; haklısınız.
Cevabım şu, İstanbul'da yapmayı en çok sevdiğim yolculuğu yaptım, rüzgarı hissederek denizi seyrettim, ferahladım, o kadar.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Hoşgeldiniz!