video etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
video etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Haziran 21, 2022

YAZ GÜNDÖNÜMÜ

 Bugün 21 Haziran; yaz gündönümü, en uzun gündüz, en kısa gece.

Daha genç ve çok tasalı, işimiz gücümüzün başımızdan aşkın olduğunu sandığımız yıllarda canım D. ile 21 Haziran'ı kutlamak geleneğimiz vardı. 
Akşamüstü, iş çıkışı deniz kıyısında sakin bir yerde oturur, şerefe kadeh kaldırırdık. Ardından üşenmeyip karşı kıyıya balık yemeye gittiğimiz de olurdu, kimi sene bir konsere de giderdik, bazen başka arkadaşlarımızla da buluşurduk. Her senenin 21 Haziran kutlamasından sonradan gülüp anlattığımız tatlı anılarımız kalırdı mutlaka . 

O zamandan bakınca ileride yani şimdilerde her şey daha kolay olacak, ooo  gün boyu sürecek şenliklerle en uzun günü kutlayacağız sanırdık, öyle değilmiş. 
Son senelerde bir türlü bir araya gelemiyoruz, 21 Haziran'ı birlikte kutlayamıyoruz, çünkü "bu engeller arasındaaaa..." 

Olsun, gönüllerimiz bir bizim. Arıyoruz birbirimizi, sesimizi duyuyoruz, "kısmet seneye artık" diyoruz ve günler yeniden kısalmaya başlıyor.



Bu güzel kısa film ve denizin küçük kızını anlatan nefis müzik bu senenin en uzun gününün anısına olsun, o vakit.

Pazartesi, Nisan 05, 2021

sabah sabah...

 ...gelen bir sms mesajında resmi bir kutlama var.
ardından büromuzun son kadrosundaki kız arkadaşlardan, sonra yakın başka arkadaşlardan kutlama mesajları geliyor.
geliyor, ancak mesajların neredeyse tümü bir yandan gelecek için umutlu olmak isterken, çokça  burukluk, kırgınlık dolu, elimizden kaçıp giden adalet duygusunun yoksunluğu içinde.
baromuz,  gönderdiği mesajda bugün koşullar nedeniyle kutlama değil, yakında öldürülen genç meslektaşımız için anma  yapılacağını belirtiyor.

blog yazdığım yıllar içinde mesleğimden söz etmeyi pek de sevmedim, doğrusu. burası benim kişisel alanım, kamusal kimlik gerekli değil düşüncesiyle.
bugün belki ilk defa diğer kimliğimle buradayım; her türlü değerin birbirine karıştığı, aşındığı, eksildiği son yılların ruhundan uzakta kalmak isteyenlere belki ufak bir desteği olur umuduyla bir paylaşım yapmak niyetindeyim.

son zamanlarda, çalıştığım hukuk bürosu ve onun değerli kurucuları, üstadları, birlikte çalıştığım arkadaşlarım, yetiştirdiğimiz stajyerler, genç meslektaşlarım sık sık aklıma düşüyor.
ne mutlu bana, çalışma hayatımda şanslıydım ve böyle sevgiyle andığım insanlarla geçti yıllarım.
1984 yılının mart ayında büro stajıyla başlayan, aynı sene ekimde avukatlık ruhsatı alınca devam eden ve 2016 yılının temmuz sonunda büroyu kapatıp, emekli olmamla biten meslek hayatımda hep aynı bürodaydım.
büroyu kapatmak için eski dosyaları, evrakı tek tek elden geçirirken, fark ettim ki, zamanında o çok çok çook önemli olan tüm olaylar, işler hep geçmiş gitmiş ve unutulmuş.
geriye kalan en önemliler hep insanlar, anılar, dostluklar. 
hukuk fakültesini taze bitirmiş ne yapacağını bilemeyen şaşkın genç insanın cesaretini toplayıp bir yola girmesiyle başlayan bu süreçte, başka  büroda olsaydım eminim çok hayal kırıklığı yaşardım.

yazının bu noktasında, sözü uzatmayıp, üstadım değerli hukukçu ve kaptan gündüz aybay anısına çekilen bir belgeseli paylaşmak istiyorum.
2001 yılındaki vefatından 16 sene sonra çekilen ve 8 aralık 2018'de ilk kez beşiktaş deniz müzesinde gösterilen denizlerimizin hukukçu kaptanı gündüz aybay belgeselin linki burada. 
belgesel daha sonra denizcilik fakültelerinde, denizcilik okullarında, farklı kültür merkezlerinde de gösterildi.
geçen sene bu vakitlerde yönetmeni atom şaşkal tarafından you-tube'a yüklendi.
katılabildiğim her gösterimde, ölümünden onca yıl sonra bile her iki mesleğinde de onu şahsen tanıyan herkes tarafından sevgiyle anılmak bir yana, sadece kitaplarını okumuş olanları bile etkilemiş bir insanı siz de tanımak istersiniz diye umuyorum.
emin olun, harcadığınız 70 dakikaya fazlasıyla değecek.



el sallarken geçip giden geminin ardından 
o şehir hatları vapuru kaptan gündüz aybay ise 
çok sevindiğimiz zamanlardan anı

Pazar, Aralık 20, 2020

"Adım Jakub Józef Orliński, ben bir kontrtenorum"

Sabah erken uyandım. 
Dışardan gelen kuş seslerini dinledim biraz. 
Sonra biraz da müzik dinlemek istedim. 
İlk karşıma çıkan video, bir opera sanatçısının söylediği Vivaldi parçasıydı, şarkıyı genç bir tenor söylüyordu. 
Nasıl da genç, nasıl da içten bir ifadesi var, hem de gayet az bulunan bir ses bir kontrtenor. 

Aç parantez (Kontrtenor, göğüs rezonansının da desteği ile zenginleştirilmiş kafa sesini kullanarak kadın sesine erişebilen erkek şarkıcılara verilen addır.) Kapa parantez

Hoop! Hemen sabah mahmurluğundan sıyrıldım, araştırmalara başladım. Ve bir hazine keşfettim. 
Jakub Józef Orliński, 30 yaşında Polonya'lı sanatçı. Chopin Üniversitesi'nde ve Juilliard Müzik Okulu'nda okumuş. Ardından uluslararası kariyerinde önemli başarılar elde etmeye başlamış. 
Buraya güzel sesli çalışkan bir opera sanatçısı hakkında başka bilgiler yazılabilir. Bence, bu noktadan sonra ilginç olan Orliński'nin dinleyicisiyle, seyircisiyle klasik bir opera sanatçısından farklı şekilde kurduğu ilişki ve kendini bir sanatçı olarak dış dünyaya sunuşu.  
Mesela,  J. J. Orliński, aynı zamanda break dance şampiyonu. Hem işini sanatını ciddiyetle yapıyor, hem bildiğimiz opera şarkıcıları gibi ancak sahne üzerinde izlenen bir hayatı yok. Yaşıtı genç insanlar gibi yaşıyor, davranıyor. 
Belki, son zamanlarda izlediğim başka genç klasik müzikçilerde de gördüğüm, gözlediğim üzere, klasik müziğin daha üstten tavırlı sanatçılarından ve ulaşılması zor olmak halinden farklı davranan genç nesille karşı karşıyayız.
Ne güzel!


 


Zaman ayırıp videoyu izlerseniz, Jakub Józef Orliński'yi daha yakından tanıyıp, sesini dinleyebilirsiniz. Emin olun, buna değecek.


Pazar, Kasım 01, 2020

BİR GÜNDE HAYAT ya da HAYATTAN BİR GÜN

Bir süredir -reklamsız video izlemek amacıyla- youtube'a aboneyim. Dün "daha sonra izle" seçeneğine kaydedilmiş videoları ayıklarken şaşakaldım, ben bunu seyretmemiş miyim?
Hayır, seyretmemişim!
Nasıl unutmuşum, günlük hayat akışında araya neler girdi kim bilir?
Bugün yürüyüşümü dün geceki yağmurdan sonra çıkan güneş eşliğinde öğlene doğru yaparken , yine bu film geldi aklıma. Hemen  not ettim, eve döner dönmez izlemeliyim, yeniden unutmadan.
Az önce bitti, film. Burada yazmak istedim.
İstedim, çünkü, filmin devamı geliyor yakında. Şimdi onu izlemeyi heyecanlı bir merakla bekliyorum.

Film, bir çeşit belgesel aslında. Bir çeşit dedim, nedeni kurgulanmış ve hikaye anlatan bir film haline gelmiş olması.
En iyisi baştan anlatayım, filmin adı "Life In A Day" bakmak isterseniz bilgiler burada.
24 Temmuz 2010 günü, dünyanın her yerinden insanların, günlük hayatlarından çektikleri kısa filmlerin birleştirilmesiyle oluşturulmuş ve dünyadaki bir günlük hayat anlatılmış.
Yapım ekibi, insanlara bir kaç basit soru sormuş. Bazıları sadece o soruları cevaplıyor, bazıları o gün hayatlarında olan bir olaydan söz ediyor. Sabaha karşı başlıyor anlatılanlar ve gece yarısı bitiyor, her şey 24 saat içinde oluyor. 

Bazen aklıma gelir, şu anda dünyanın neresinde neler oluyor kim bilir? Biz sevinirken ya da üzülürken, uykumuz kaçmışken ya da yorgunluktan bitmişken başka insanlar ne haldeler acaba? İşte, bu film o insanı anlatıyor.
Bu sene aynı filmi 25 Temmuz 2020 günü için çekmişler, yeni film önce Sundance Film Festivali'nde gösterilecek sonra 2021'de yayınlanacak ve yine youtube üzerinden izlenecek.

Filmin linki burada, izlemenizi öneririm, emin olun farklı bir deney olacak. Tık lütfen!




Not:
Linki tıkladığınızda çıkan "bu video bazı izleyiciler için uygunsuz olabilir" yazısı aşırı hassasiyetle konulmuş olmalı, sizi korkutmasın. 

Çarşamba, Eylül 11, 2013

nasıl da geçiyor ömür dediğin...




Bir film yapımcısı Anthony Cerniello bir ailenin bireylerinin fotoğraflarını ( ya da bizzat kendilerini) kullanarak bir video yapmış.
Beş dakika bile sürmeyen zaman içinde küçük bir kız çocuğunun orta yaşlı bir kadına dönüşünü izliyorsunuz. Sarsılmamak elde değil!

Burada Anthony'nin başka işleri var.

Perşembe, Mayıs 10, 2012

YÜZÜMÜZ


"...Kendini göremiyorsun. Neye benzediğini aynalardan ve fotoğraflardan biliyorsun, ama şu yeryüzünde ister dost, ister yabancı, ister en yakın sevdiklerin olsun, insanların arasında dolaşırken kendi yüzün sana görünmüyor. Başka yerlerini, kollarını bacaklarını, ellerini ayaklarını, omuzlarını gövdeni görebiliyorsun, ... ; ama yüzünü göremiyorsun, hiç göremiyorsun, oysa sonuçta -en azından başkaları açısından- yüzün senin kimliğin, kimliğinin temel unsuru.
...
Hepimiz kendimize yabancıyız, kim olduğumuzla ilgili algılarımız ise yalnızca başkalarının gözlerinin içinde yaşadığımız kadarıyla var...."


Paul Auster
Kış Günlüğü
Can Yayınları
Sf. 141-142 

Bu satırları okuyunca, insanın kendi yüzünü kendisinin görememesi üzerinde hiç düşünmemiş olduğumu fark ettim. 
Etrafımız başkalarının yüzleriyle çevrili, ancak, kendi yüzümüzü ayna olmadan göremiyoruz. 
Olsa olsa, başkalarının yüzünde bizimle ilgili olarak onlara yansıyan duygularda kendimizi görebiliriz. 
Bakmayı biliyorsak, belki...

 

Pazar, Mayıs 06, 2012

RESİMALTI YAZILARI

Kusura bakmayın arkadaşlar!
İki gün üstüste İstanbul kazan ben kepçe tarzında gezip yorulunca,  kendimi TV karşısındaki koltuk üstüne battaniye altına atmadan önce, fotoğrafları alt alta dizip kaçtım.
Bugün blog arkadaşlarından hafif yollu fırçalar yediğimi görünce, şu resimaltlarını yazayım işine giriştim ya, bu da zor olacak size. Dün, bir anlam veremeden baktığınız fotoğraflar neyi anlatıyormuş diye, gide gele okuyacaksınız, mecburen.
Neyse artık, oldu bi kere...

Okul Aile Birliği bir İstanbul Kültür gezisi düzenlemiş. Çağrı gelince, önce kısaca  "bir dolu tanımadığım insan, şimdi..."  tereddütü geçirdikten sonra, "İstanbul'u gezeceğiz nasılsa, sıkılırsam etrafı seyrederim" fikriyle adımı yazdırdım.

Gün geldi, Taksim'de buluşuldu, otobüse doluşuldu. Rehberimiz kulaklıklarımızı dağıtırken, yola çıkmış ve sahilyolundan Sultanahmet'e doğru ulaşmıştık bile.
Gezi boyunca ve sonradan geziyi anlatırken, kendimi şu cümleyi tekrarlarken buldum:
"Onca yıl Sultanahmet ve çevresinde şuralardan yüz kere, beşyüz kere geçmişimdir, ben burayı nasıl oldu da daha önce farketmedim !?"
Şimdi düşünüp tahlil edince, insanın gündelik yaşam hayhuyu içinde çevresindeki tarihi yapılara dikkat etmediği, üzerinde düşünmediği sonucuna varıyorum. Bu nedenle olmalı, o şaşkınlığım. Kendi şehrimde turist oluverince, bir otobüsten inip,  o ana kadar kafamı çevirip bakmadığım yapıları rehber gösterip, anlattınca  farkettim ve şaşırdım kaldım.
Şaşırdım ve bu muhteşem şehre bir kez daha hayran oldum!
Nasıl tarih dolu bir şehirde yaşıyoruz farkında mısınız?

Hımmm, bu geziyi anlatmak tefrika gibi olacak, bu yazı uzayacak ve birazdan okuyucu sıkılıp kaçacak!
En iyisi, kısa kısa yazayım, merak edilen kısım olursa, sonradan tekrar açayım.

1- Sulanahmet'in erguvanı
Bu ağaç, beş altı sene öncesine dek iki katı büyüklüğündeydi. Bir fırtına yarı gövdesini götürünce pek üzülmüştüm. Şimdi, ışıltısı artmış yeniden, görünce çok sevindim.

Ayrıca, arka plandaki insan kalabalığının çoğunluğu turist. Coşmuştu meydan!

2- Küçük Ayasofya
Burası  İstanbul'un, Doğu Roma'nın ve hristiyanlık tarihinin önemli bir mekanı; gizli saklı olmayan ilk kilise.

3- Tek gözlü korsan
Sokullu Mehmet paşa Camii'nin avlusunda çevreyi kesmekte. Tam bir külhanbeyi!

4-Hipodrom duvarı
Aşağıdaki videoyu izleyiniz. O çağlardan "M.Ö." diyorum dikkat, kalan bu!



5- Kontantinye kapısı
Şehre giriş kapılarından birisiymiş, retore edilmiş, edilmekte...

6- Mor salkım
Böylesi kocamanı ve yayılmışı zor bulunur. Duvar, ağaç ne varsa, buralar benim diyor.

7-Alman klasik araba yarışçıları
Şehrimizin cazibesine onlar da kapılmışlar. Tüm Sultanahmet meydanını kaplamışlardı.

8-At kestanesi
Sultanahmet'te çok atkestanesi vardır, kırmızımsı pembe renkli çiçekleri olanlara en çok burada rastlanır.
Bu beyaz. Ama nasıl yayılmış dalları, nasıl da keyfi yerinde, değil mi?



Bu şarkı, Four Lads grubunun 1953 yılında yaptığı bir kayıt. Ünlü bir şarkı. İstanbul Konstantinopol değil, diyor.
Bence yanılıyor. İstanbul, yaşadığı bütün dönemleri ve adları halen içinde yaşatan bir şehir.

Kendinize bir armağan verin bu bahar, gezin İstanbul'u. Elinize bir turist rehberi alıp, dolaşın.
Hiç başka bir şehire gitmenize gerek yok.

Salı, Eylül 20, 2011

O KADAR DA SARIŞIN DEĞİLİZ, YAHU!


Kadınlar için söylenenler -her zaman- pek yanlış değil.
Mesela, teknoloji dediklerini geriden izlediğimiz doğru, aletlerin nasıl kullanılacağını öyle kolayına çözemediğimiz bir gerçek.
Yine de o kadar da sarışın değiliz, diğ mi?
.

Çarşamba, Ağustos 24, 2011

FESTİVAL Mİ, HAYAT MI?



Geçende radyo dinlerken Ravello Festivali hakkında birşeyler anlatıldığı kulağıma çalındı.
Nerede bu derken, baktım ki Campania bölgesinde, daha da belirli söylemek gerekirse Napoli yakınlarındaki Amalfi Kıyılarındaki incilerden bir tanesiymiş, Ravello.
Muhtemelen, dört sene önce Fü. hanımla gittiğimizde oralardan geçtik, gittik.

Festivalle ilgili sayfaya girdiğimde imrenerek baktım programlara, etkinliklere, festivalle bağlantı olarak coğrafyanın sunuluşuna. Bakmak isterseniz buraya tık, lütfen.
Bir de vakit ayırıp, yukarıdaki videoyu izleyin derim,  küçücük coğrafyada neler yapmışlar, görün bakın...
.

Cuma, Mayıs 27, 2011

HAYATLA, EVRENLE VE DİĞER HERŞEYLE İLGİLİ SORULARINIZIN CEVABINI BİLMEK İSTER MİSİNİZ?

Hepimizin sorup sorup da cevabını bulamadığı sorular vardır. Değil mi?
Okuruz, konuşuruz, ararız da bir türlü cevabını bulamayız. Ben cevabı öğrendim; hayatla evrenle ve diğer herşeyle ilgili sorularımın cevabını buldum.
Hiç uzatmadan size de söyleyeyim.

Cevap: 42

Nerden biliyorsun demeyin. Bu kadar basit mi demeyin. uyduruyorsun demeyin.
Evet, cevap sadece iki rakam: 42

İngiliz yazar Douglas Adams Otostopçunun Galaksi Rehberi'nde güzelce anlatmıştı bu konuyu, lütfen siz de okuyun ve öğrenin. Oldu ki tembelliğiniz tuttu, filmini  seyredin, yine öğrenirsiniz cevabı.
Bknz, burada size gereken tüm bilgiler var.


Daha daha isterim diyorsanız, "42" başlıklı aşağıdaki kısa filmi seyretmenizi öneririm bir de.
Kısa, sahiden.




.

Pazartesi, Ağustos 23, 2010

HALOGRAFİK EVREN VARSA?...

Blogculuğun ilk zamanlarında, bazı filmleri, müzikleri, yazıları blogdan paylaşırdık.
Sonra sanal-sosyal paylaşım mecraları geliştikçe ya da çoğaldıkça, bloglar da sessiz kaldı.
Belki de, bu sebeple bu video burada yadırganacak. Yine de izlerseniz, düşüncelerinizde bir yer açarsanız belki, diye...



World Builder from Bruce Branit

.

Salı, Ekim 07, 2008

ÇOCUKLAR NEYİ ÖĞRENİRSE, ONU YAŞAR!




Çocuklarla ilişkilerimiz hakkında kafa yoruyorsanız, üstteki videoyu seyredin lütfen.

Amerika kökenli, dünyanın çeşitli yerlerinde örgütlenmiş, kâr amacı gütmeyen bir kuruluş tarafından hazırlanmış bu film doğru şeyler anlatıyor.
Child Friendly hakkında bilgi almak için satırın üstünü tıklayabilirsiniz.
.

Perşembe, Ağustos 14, 2008

İSTİF


Ulaşımın bu metroyla yapıldığı, metroya böyle binilen şehirde yaşamak ister miydiniz?!