Kusura bakmayın arkadaşlar!
İki gün üstüste İstanbul kazan ben kepçe tarzında gezip yorulunca, kendimi TV karşısındaki koltuk üstüne battaniye altına atmadan önce, fotoğrafları alt alta dizip kaçtım.
Bugün blog arkadaşlarından hafif yollu fırçalar yediğimi görünce, şu resimaltlarını yazayım işine giriştim ya, bu da zor olacak size. Dün, bir anlam veremeden baktığınız fotoğraflar neyi anlatıyormuş diye, gide gele okuyacaksınız, mecburen.
Neyse artık, oldu bi kere...
Okul Aile Birliği bir İstanbul Kültür gezisi düzenlemiş. Çağrı gelince, önce kısaca "bir dolu tanımadığım insan, şimdi..." tereddütü geçirdikten sonra, "İstanbul'u gezeceğiz nasılsa, sıkılırsam etrafı seyrederim" fikriyle adımı yazdırdım.
Gün geldi, Taksim'de buluşuldu, otobüse doluşuldu. Rehberimiz kulaklıklarımızı dağıtırken, yola çıkmış ve sahilyolundan Sultanahmet'e doğru ulaşmıştık bile.
Gezi boyunca ve sonradan geziyi anlatırken, kendimi şu cümleyi tekrarlarken buldum:
"Onca yıl Sultanahmet ve çevresinde şuralardan yüz kere, beşyüz kere geçmişimdir, ben burayı nasıl oldu da daha önce farketmedim !?"
Şimdi düşünüp tahlil edince, insanın gündelik yaşam hayhuyu içinde çevresindeki tarihi yapılara dikkat etmediği, üzerinde düşünmediği sonucuna varıyorum. Bu nedenle olmalı, o şaşkınlığım. Kendi şehrimde turist oluverince, bir otobüsten inip, o ana kadar kafamı çevirip bakmadığım yapıları rehber gösterip, anlattınca farkettim ve şaşırdım kaldım.
Şaşırdım ve bu muhteşem şehre bir kez daha hayran oldum!
Nasıl tarih dolu bir şehirde yaşıyoruz farkında mısınız?
Hımmm, bu geziyi anlatmak tefrika gibi olacak, bu yazı uzayacak ve birazdan okuyucu sıkılıp kaçacak!
En iyisi, kısa kısa yazayım, merak edilen kısım olursa, sonradan tekrar açayım.
1- Sulanahmet'in erguvanı
Bu ağaç, beş altı sene öncesine dek iki katı büyüklüğündeydi. Bir fırtına yarı gövdesini götürünce pek üzülmüştüm. Şimdi, ışıltısı artmış yeniden, görünce çok sevindim.
Ayrıca, arka plandaki insan kalabalığının çoğunluğu turist. Coşmuştu meydan!
2- Küçük Ayasofya
Burası İstanbul'un, Doğu Roma'nın ve hristiyanlık tarihinin önemli bir mekanı; gizli saklı olmayan ilk kilise.
3- Tek gözlü korsan
Sokullu Mehmet paşa Camii'nin avlusunda çevreyi kesmekte. Tam bir külhanbeyi!
4-Hipodrom duvarı
Aşağıdaki videoyu izleyiniz. O çağlardan "M.Ö." diyorum dikkat, kalan bu!
5- Kontantinye kapısı
Şehre giriş kapılarından birisiymiş, retore edilmiş, edilmekte...
6- Mor salkım
Böylesi kocamanı ve yayılmışı zor bulunur. Duvar, ağaç ne varsa, buralar benim diyor.
7-Alman klasik araba yarışçıları
Şehrimizin cazibesine onlar da kapılmışlar. Tüm Sultanahmet meydanını kaplamışlardı.
8-At kestanesi
Sultanahmet'te çok atkestanesi vardır, kırmızımsı pembe renkli çiçekleri olanlara en çok burada rastlanır.
Bu beyaz. Ama nasıl yayılmış dalları, nasıl da keyfi yerinde, değil mi?
Bu şarkı, Four Lads grubunun 1953 yılında yaptığı bir kayıt. Ünlü bir şarkı. İstanbul Konstantinopol değil, diyor.
Bence yanılıyor. İstanbul, yaşadığı bütün dönemleri ve adları halen içinde yaşatan bir şehir.
Kendinize bir armağan verin bu bahar, gezin İstanbul'u. Elinize bir turist rehberi alıp, dolaşın.
Hiç başka bir şehire gitmenize gerek yok.