Sansürdür, sınav telaşıdır derken yazmayı aksatır oldum.
Oysa arada tiyatroya gittim, konsere gittim, sinemaya gittim.
Şimdi bunları yazmasam, blog tutmanın ne anlamı kalacak, öyle di mi?
Filmle başlayayım; "Kaybedenler Kulübü"nü gördüm, size de öneririm görün.
Filme konu radyo programını bilmiyordum. Zamanında Kent FM'i dinledim mi, onu da bilmiyorum.
Filmdeki Kaan ve Mete gerçek birer kaybeden midir, yoksa kendi iradeleriyle kaybetmiş gibi mi yapmaktadırlar, hayatta aşkı bulursan kaybetme lüksüne sahip olmalı mısın?... Bir dolu soru işte!
Sadece bu soruları sormak ve tartışmak için bile filmi seyretmeye değer.
Şuradaki
linkte filmin fragmanını ve başka bilgileri bulabilirsiniz.
Tiyatro oyununa geçelim.
İstanbul Devlet Tiyatrosu Üsküdar Tekel Sahnesinde, dışarda çok güzel bir bahar insanı kanatlandırırken, acı mı acı gerçeklerin insanı tokatladığı bir oyun gördüm: Bedensiz Kadın.
Hırvat yazar Mate Matisic yazmış oyunu. Yugoslavya'nın parçalanması sırasında yaşananların günümüze dek uzayan etkilerini anlatıyor. İç hesaplaşmalar, vicdan yaraları, unutmaya çalışanlar, iyi insanlar, kötü insanlar ve...
Görmek isterseniz, İstanbul Devlet Tiyatrosu'nun linki
burada.
Son olarak konseri anlatayım.
Kendilerini "eşliksiz koro, eşlikli solistler topluluğu" olarak tanımlayan Nazım Kumpanya'nın konserine gittik, Şule'nin önayak olmasıyla.
Tamamen amatör ruhla, profesyonelce söyleyen bu koronun konserinin tadı damağımda kaldı.
Emin İgüs, Ufuk Karakoç, Burhan Şeşen, Gökhan Şeşen de konserin amatör olmayan korist ve solistleri olarak sahnedeydi.
Daha ne istenir ki?
Koroyla ilgili haberler ve bundan sonraki konserler için,
tık tık.
.