sansürlü hayatımız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sansürlü hayatımız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Şubat 16, 2015

...

özgecan'dan sonra söyleyecek çok söz var
oysa söyleneni dinleyen çok az
üstelik dinlediğini anlayan çok yok

içim sıkılıyor 
fark ediyorum ki kanımıza iliğimize işlemiş kendimizi eğitmişiz
bu coğrafyada kadın olmak demenin
bir adım geride olmak, kendini silikleştirmek, göze çarpmamak demek olduğu konularında

ne için, neden?



Çarşamba, Nisan 20, 2011

ekmek niyeti

evkadını olsaydım, ya da emekli olmuş evde oturuyor olsaydım...
okuldan gelince sorsaydı çocuklarım, anne bugün akşamüstü kahvaltısına ne var?
der miydim acaba, bugün cupcake yapma ve süsleme kursuna gittim, işte bunlar da orada yaptıklarım.
belki de kursa gitmeye, ders almaya gerek olmadan internetten öğrenip, uygulardım.


aslına bakarsanız, ekmekciliğim internet üzerinden öğrendiklerimle başladı ve sürdü. internetten başka şeyler de öğrenilebilir niyet edince; dikiş dikmek, örgü örmek, süslü pastalar yapmak...

kendimi biraz eksik hissettim son günlerde, oysa bir koşturmaca bir koşturmaca...
nasıl olur bu kadar harekete rağmen, neyin eksiği bu diye düşünüyordum ki, anladım:
son iki haftadır evde ekmek yapmadım, yapamadım daha doğrusu.
kuzenler geldi, aile yemekleri oldu, apartmanda su boruları değişiyor, her akşam çıkarılan ve yenisi takılan boruların neden olduğu pisliği temizlemek gerekiyor, vs. vs.

sabah evi toplarken karar verdim, akşamüstü kızımı dersaneden kapıp eve gelir gelmez ilk iş hamur yoğuracağım.

şöyle pof pof kabarsın hamur, pişsin mis kokulu ekmekler!

cupcake fotoları buradan.
.

Salı, Nisan 19, 2011

EYÜP SULTAN CAMİİ MEZARLIĞINDAN

Üç gündür tefrika edip, fotoğraflarını aktardığım gezmenin bir diğer uğrağı Eyüp Meydanı ve Eyüp Sultan Camii idi.



Meydandan camiye doğru yürürken, mezarlıktaki asırlık taşların ve ağaçların biraradalığı karşısında hayranlık duymamak elde değil.



Biraradalık, içiiçelik, bütünleşme...
Sonsuzluğu simgeleme, adeta.



Bir canlıyla, bir zamanlar canlı olanın orada olduğunun simgesinin bütünleşmesi...
Şimdi sadece sessizce izleme zamanı.

.

Pazartesi, Nisan 18, 2011

NERGİS

Bu sabah yağmur var İstanbul'da. Hem de ne yağmur!
İki gün önce Haliç kıyısından giderken gördüğüm nergisler de ıslanıyorlardır. Yok yok, ıslanmak ne kelime yıkanıyorlardır!



Yol ortasında dikili nergis görmemiştim hiç.
Önce gözlerime inanamadım, uzaktan bakıyorum, bir çeşit lale olmalı dedim. Değilmiş.
Buyrun, yakından da bakın.


Bu sabah yağmur var İstanbul'da.



.

Pazar, Nisan 17, 2011

BUGÜN DEĞİL ARTIK DÜN


Eminönü'nde bir külliye,  yanında görece yeni sayılacak  başka işyerleri.
Hep olduğu gibi ticaret ve buna bağlı hayat devam etmekte...


Eminönü Unkapanı arasında bir camii
(Adını bulamadım, meğer Eminönü'nde 212 camii varmış ve bunların bir kısmı da kayıpmış, kaydı bulunamıyormuş)

Restore edilmiş eski ev
Cibali


Sveti Stefan Bulgar Kilisesi (Demir Kilise)
Fener


Or Ahayim Yahudi Hastanesi
Balat
.

Cumartesi, Nisan 16, 2011

PİERRE LOTİ KAHVESİNİN BAHÇESİNE LALE MEVSİMİ GELDİ


Gonca. Lale goncası.
Yarın azıcık ısınsın hava, güneş azıcık yüzünü göstersin siz bakın o zaman.
Nasıl da açıyor, kat be kat...


Belki teker teker, belki hepsi birden açacaklar.
Önünde poz verecek genç kızlar, bahar gibi gülecekler.


Renk renk, çeşit çeşit ışıldayacaklar..

BUGÜN


Bugün, yola vurduk kendimizi...
Cumartesi trafiği heryerde aşmıştı; köprüde, çevre yolunda, şehir içinde...


Tıkalı trafikte ne yapılır?
Sağa sola göz atılıp geçilmez, ayrıntıya daha çok dikkat edilir.
Ne görülür? "Araba şarzı" bulunurmuş!



Gele gele Zeyrek'e gelinir.
Şehrin en dar, en eski sokaklarına vurulur, "Kadınlar Pazarı" aranır.
Avuç içi kadar yer, Bozdoğan Kemeri'nin hemen arkasındayız zaten, aranan bulunmaz mı?
İşte size Van kebabı.



Acılı kebap, satır işi kıyılmış et.
Közlenmiş biber ve domates, pide, yetmedi bulgur pilavı.
Unutmuşum; önden cacık gelmişti, bir de ezme.
Başka?


Başka mı?
Bunca yedikten sonra mı?
Çay içilir artık, demini almış, ince belli bardakta.

Dahası da var, olmaz mı?
Arkası yarın değil, birazdan.
.

Cuma, Nisan 15, 2011

BAHARDA AÇIK HAVADA DENİZ KENARINDA KONSERDE

Kızım bu akşam arkadaşlarıyla açıkhavada bir konsere gidecek.
Kaç gündür heyecanla hava durumunu izliyoruz; esti, yağdı, açtı, kapattı, soğudu...
Neyse, bugün açtı. Gece de yağmaz ve poyraz esmezese bir oh! çekeceğiz hep birlikte.
Ah, bir de o hareketli dinleyici kalabalığında canını sıkabilecek olasılıkları aklıma getirmeyi bırakırsam...

Neyse, siz genç kız annesinin hezeyanlarını bir kenara bırakın ve bu akşamki konserde muhtemelen dinleyecekleri bir parçaya kulak verin.
"She will be loved"ı da söylerler di mi? Onu da dinlemek isteyen şarkı adına tıklayabilir.



 Maroon 5 - Wake Up Call (live)

.

Çarşamba, Nisan 13, 2011

KUŞUN KANADINA RESİM YAPMAK


Bakınıyordum.
Çok hoş, zarif doğa resimleri gördüm. Resimleri ilginç kılan tuval olarak kuş tüyü kullanılmış olmasıydı.
Biraz arayınca, ressama ait bir site buldum. Şurada.

Biraz daha bakınca, görsel ve işitsel bir şölen buldum.
Aşağıda. Seyredin, dinleyin.



.

Salı, Nisan 12, 2011

BİR SÜRE YERE PARALEL GİTTİKTEN SONRA


Geçende Elektra bir koşu Kabalcı'ya gidip B.S.Y.P.G.S.'yi aldığını, hemen okumaya başlayıp, yarıladığını söylüyordu.
Zaman "ÖSYM'de Şifre!" rezaletinin patladığı zaman olunca, sataştım; "n'ooluyosun kuzum, ne bu şifre?"
Hayır hayır, şifre değilmiş, kitabın adını yazması ve tekrarlaması uzun olduğu için ööle yazmışmış.
"Neymiş, peki kitabın adı?"
Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra.
"Peki, yazarı kim?"
Barış Bıçakçı yazarı. Barış Bıçak'çının kitabı, hani "Bizim Büyük Çaresizliğimiz" romanı film yapılan Ankara'lı yazar.

Pazar günü kızımı kurstan almak için beklerken, kitapçıya girdim. Neydi o kitap? Hah, hatırladım! Peki, yazarı kimdi yahu?
"Aloo, Elektracım, B.S.Y.P.G.S.'nın yazarı kimdi?"
Barış Bıçakçı, canım. Onu mu alıyorsun? Bak, önce eski kitaplarını okumanı isterim, haberin olsun.

İyi güzel de, ben o kitabın adına takıldım, önce onu okumalıyım. Bak seen, öbür kitaplarının adları da nasıl davetkâr!
Herkes Herkesle Dostmuş Gibi,
Aramızdaki En Kısa Mesafe,
Baharda Yine Geliriz,

İki gündür, tadını çıkara çıkara okuyorum kitabımı. Eşkenar Cehennem, Şimdi Beni İyi Dinle, Ağrıyan Yeri Ovmak, Bir Düşünceyi İter Gibi'yi...

"...Biz erkekler uzun süren şeylere dayanamıyoruz, bunun için satranç oynuyoruz, diye düşündüm. Evet saatler sürdüğü olur bir satranç maçının ama yine de ölümden, terk edilişten daha kısa sürer, hele bir de rakibin tuzaklarına bilerek düşerseniz."
Sf. 56

Elektram,
Filme gidiyoruz di mi? "Bizim Büyük Çaresizliğimiz"e...
.

Pazartesi, Nisan 11, 2011

BİR SORUM OLACAKTI

Sorum var size:
Arkadaşlar, blogspot açıldı mı açılmadı mı?

Lütfen "açılmış olmalı", "ben zaten giriyorum", "önbelleki temizle" cevaplarını vermeyin! Biliyorum onları.
Ben giremiyorum. Yani doğrudan giremiyorum.
Yok önbellekten, yok hyd'dan bir yerlerden giriyorum, evet. O zaman da tıkladığım, sayfa değiştirdiğim her seferinde tekrar adres yazmak gerekiyor ki, ilerlemiyor bir türlü, bir süre sonra sıkılıp bırakıyorum.

Haftasonu tesadüfen farklı yerde ve farklı türde bilgisayarlarla denedim, onlarla da blogspota girilemedi.
N'olcek bu iş bööle, hıı?




Sorumun leylekle ilgisi yok, görüldüğü gibi.
Ve fakat, müzik eklenmiş postlar es geçiliyor, fotoğrafsız postlar es geçiliyor diye hile yaptım; düz yazıyı fotoğraflı yazı haline getirdim.

Neyse ki hilem affedilebilir bir hile bence.
Takvimin bugünkü sayfasında "leyleklerin gelişi" yazıyor. Ben henüz görmedim, ancak eli kulağındadır umarım.
Gelsinler artık!
.

Perşembe, Nisan 07, 2011

KARGA YUVA YAPMIŞ AĞAÇ DALINA

Sabah kızımı gönderirken, saksıdaki sardunyanın kurumuş yapraklarını ayıklıyordum.
Gözüm bahçedeki ağacın bir kaç uç dalındaki filizlere takıldı. "Nihayet" dedim, canlanıyor. "Diğer dallarda canlanma var mı?"


Bakınırken ne göreyim?
Bir karga!
Ne var ki, her zaman olduğu gibi uçan ve gaklayan karga değil bu. Yuva yapmış bir karga.
İki oda bir salon sanki, yayılmış oturuyor, bizimki!


Ben onu seyrederken, şöyle bir yerleşti yuvaya, öne arkaya sağa sola döndü.
Anladım ki, deneme yapıyor, yuva henüz boş. Yumurtalar gelecek.
Bekliyorum şimdi, ağaç iyice yeşillenmeden görsem olanları...


Fotoğrafları görmeden yerleştirdiğim için boyutu şaşmış galiba. Üzerlerine tıklarsanız büyür, yakından görebilirsiniz.
.

Salı, Nisan 05, 2011

ŞİMDİYE KADAR GÜVENEN KALMIŞ MIYDI Kİ? ONLARA YAZIK!

Böyle söyledi oğlum.
Hafta sonunda YGS rezaleti patlak verdiğinde babasındaydı. Telefonda uzun boylu konuşmamış, bir-iki mesajlaşmıştık.
Dün akşam evde sarıldım ve sordum "olanlardan dolayı canın çok sıkkın mı?"
Yoo, dedi. "Hep olan işler değil mi?"
Yani dedim, insanın memleketine olan güveni sarsılıyor böyle durumlarda. Siz de daha çok gençsiniz, böyle bir durum canınızı daha çok sıkmıştır.
"Aman anne, şimdiye kadar güveni kalmış olan varsa, onların canı sıkılmıştır." dedi oğlum.
"Ben zaten güven duymuyorum ki!..."



Fotoğraftaki civciv sineği avlıyor. Bunu içgüdüsel olarak yapıyor. İçgüdüleri, ona hayatta kalma şansı veriyor.
Oysa, bizim gençlerimizin bu ülkede yaşamak için ihtiyaç duyacakları bütün güdüler tek tek budanıyor, tüm arzular kırılıyor.

Ne fena değil mi?
Bir ülkenin gençlerine güven duygusu vermemesi, gelecekle ilgili planlarında o ülkenin olmaması bunaltıcı.
Hayır! Yukardaki iki tanımımı geri alıyorum, fena ya da bunaltıcı değil, korkunç!

.

Perşembe, Mart 31, 2011

..... FISTIĞI

Bilmiyorum işte, ne fıstığı? O nedenle .... fıstığı!


Geçende markette alışveriş ederken antep, siirt, şam önadıyla çeşitli yörelerin sahiplendiği fıstıktan gördüm. Antep fıstığı gibi ufakça, Siirt fıstığı gibi açık renk kabuklu ve içi dolgun. Bir büyük sepete dökmüşler, istediğiniz kadar tartıp alıyorsunuz.
"Kızım sever, alayım biraz."
Tarttım, yarım kilo kadar almışım.


Dün gece uykum kaçtı.
Öğlenki Sultanahmet, Gülhane turlamasında bahar havası mı çarpmış, nedir?
Kalktım boş boş televizyona bakıyorum ki, sıkıcı bir film filan bulayım, bakarken uykum gelsin.
Ne olduysa şeytan dürttü ve mutfakta kavanozda duran fıstıklar aklıma geldi.
"Bir kaç tane yiyeyim bari."


Veee, olan oldu!
Bir, üç, beş, on derken, bir kase fıstığın hakkından gelmişim!
Şimdi kendime sorular sormaktayım, "gece gece kaç fazla kalori almış oldum, acaba?"



Son anda şurada gördüğüm, "öksürüğe iyi geldiği" bilgisiyle teselli bulayım, bari.
İlaç o ilaç!
Keçi gribimden kalma öksürüğümü o geçirmiştir!

.

Çarşamba, Mart 30, 2011

SOKAK YA DA KALDIRIM SANATI MI, YOKSA SERBEST KÜRSÜ MÜ?



Yer     : Gülhane
Tanım : Park kapısının önündeki kaldırım
Mesaj : Koşmayı öğrettiklerimiz
              Geride kaldığımızı sanmasınlar
              Biz her zaman onların
              Ulaşacağı noktadayız!
İmzalar: Fındıkzadeli Emrecan
               Sansar
               8İt!

.

Salı, Mart 29, 2011

SON GÜNLERDE...

Sansürdür, sınav telaşıdır derken yazmayı aksatır oldum.
Oysa arada tiyatroya gittim, konsere gittim, sinemaya gittim.
Şimdi bunları yazmasam, blog tutmanın ne anlamı kalacak, öyle di mi?


Filmle başlayayım; "Kaybedenler Kulübü"nü gördüm, size de öneririm görün.
Filme konu radyo programını bilmiyordum. Zamanında Kent FM'i dinledim mi, onu da bilmiyorum.
Filmdeki Kaan ve Mete gerçek birer kaybeden midir, yoksa kendi iradeleriyle kaybetmiş gibi mi yapmaktadırlar, hayatta aşkı bulursan kaybetme lüksüne sahip olmalı mısın?... Bir dolu soru işte!
Sadece bu soruları sormak ve tartışmak için bile filmi seyretmeye değer.
Şuradaki linkte filmin fragmanını ve başka bilgileri bulabilirsiniz.

Tiyatro oyununa geçelim.
İstanbul Devlet Tiyatrosu Üsküdar Tekel Sahnesinde, dışarda çok güzel bir bahar insanı kanatlandırırken, acı mı acı gerçeklerin insanı tokatladığı bir oyun gördüm: Bedensiz Kadın.
Hırvat yazar Mate Matisic yazmış oyunu. Yugoslavya'nın parçalanması sırasında yaşananların günümüze dek uzayan etkilerini anlatıyor. İç hesaplaşmalar, vicdan yaraları, unutmaya çalışanlar, iyi insanlar, kötü insanlar ve...
Görmek isterseniz, İstanbul Devlet Tiyatrosu'nun linki burada.

Son olarak konseri anlatayım.
Kendilerini "eşliksiz koro,  eşlikli solistler topluluğu" olarak tanımlayan Nazım Kumpanya'nın konserine gittik, Şule'nin önayak olmasıyla.
Tamamen amatör ruhla, profesyonelce söyleyen bu koronun konserinin tadı damağımda kaldı.
Emin İgüs, Ufuk Karakoç, Burhan Şeşen, Gökhan Şeşen de konserin amatör olmayan korist ve solistleri olarak sahnedeydi.
Daha ne istenir ki?

Koroyla ilgili haberler ve bundan sonraki konserler için, tık tık.

.

Pazartesi, Mart 28, 2011

TEBLİGAT YAPILAMAMIŞMIŞ!...

Güya, on gün öncesinden aldık müjdeli(!) haberi: Bloglar Açılıyor!
Hani, nerede?
Sordum, öğrendim ve tekrar sinir oldum; kapatma kararının kaldırılmasına ilişkin tebligat henüz yapılamamışmış da o nedenle henüz kalmamışmış sansür!
Hadi buyrun bakalım, ben mesleğin içindeyken adli aksaklıklar nedeniyle saç baş yolacak hale geliyorsam, kime nasıl dert anlatacaksın?

 

Şimdi buraya bakıp içim açılsın, o tepelerde gezsem nasıl olurdu hayallerine dalmak için fotoğraf ekledim.

Ekledim mi ne yaptım, onu bile göremiyorum. Herşey el yordamıyla...

Hayatımızı el yordamıyla yaşıyoruz!
.

Perşembe, Mart 24, 2011

Diyorum ki, böyle bahar gelmiş dağlar kırlar fotoğraflarıyla filan kandırıp getirebilir miyiz aceba kendilerini?

DURMAYALIM DÜŞERİZ!

Yazı yazmak için bloga girmek nyud aracılığıyla olunca, yer değiştirip başka bloglara ulaşmak için her seferinde adresin sonuna nyud eklemek gerekiyor. Bütün bu hareketlere üşendiğim için, yazmaz okumaz oldum.
Diğer yandan ne yazı ki bu hareketsizlik bereketsizliği getiriyor, atasözüne uygun olarak.

Geçen hafta "keçi" nedeniyle işe gitmeyince, bu hafta işe gitme masayı toplama, işleri yetiştirme yarışına dönüştü.
Henüz egzersiz yapmaya başlayamadım, gücümü toplamış hissetmiyorum kendimi, merdiven çıkarken halsiz düşüyorum. Ne var ki, ben az hareket ettikçe, hareket edebilme kapasitem daraldı, eski enerji topu halim mazide kaldı nerdeyse.
Sıkıldım bu durumdan. Eski kendimi istiyorum!

Yarından sonra hava ısınıyormuş. 21 Mart'ı da geçtik, ısınsın lütfen.
Isınsın ki, erguvanlarım açsın artık!
Sonra deniz mevsimi gelecek, şöyle batan güne karşı denize gireceğiz...
Hadi!


.