Çarşamba, Temmuz 08, 2009

ARENA NE MENEM BİR YERDİR, BRİOŞ NEYLE YENİR , DEREOTLU BALLI SOSLU BEKLEDİM DE GELMEDİN BALIĞI, AY TUTULDU BU GECE, HAVA SICAK VE DİĞERLERİ....

Son iki günüm, üzerinize afiyet, karışık geçti.
Hımmm, bu olmadı. Ne bakımdan karışık olduğunu açıklamak gerek, merak buyurulmasın diye.
Uzun başlık atıp, kısaca yazınca "haberlerden özetler" gibi oluyor.
Şimdi bulıt bulıt mı yazsam Neolitik Hanım gibi, yoksa bodoslama mı dalsam, günlerin özetine?
En iyisi kronolojik gitmek galiba.
Sistematik, tematik, permatik...
I-ıh! Olmadı bu da.
Baştan alıyoruz, Ekmekcikız Hanım'a yakışır şekilde kibar kibar, usul usul anlatıyoruz.
(Siz öyle sanın! dedi şeytanlarım.)

Sevgili arkadaşım Bayan D. tee ne zaman dürtükledi; "Carlos Santana geliyor, gidelim" diyerekten. İyi ya, gidelim! Biletler alındı, konser günü geldi, derken bir bilet açığa çıktı, tahsislisinin işi çıktı. Bütün İstanbul'un sahip olmak için can attığı bilete gün boyu, dördüncü arandı.
(Pardon o kağıt oynarken oluyordu, karıştırdım.)
En nihayet "nasılsa gelmez, ama, duyar şimdi ayıp olur" faslından olarak sorulan bir mudi umulmadık şekilde "evevet diyor sayın seyirciler" ve günün talihsizleri arasına katılıyor.
(Yaa, evet! Günün talihsizi, yanlış okumadınız.)
Değerli arkadaşlar, yahu siz o yere "Arena" adını takarken, hiç mi arena görmediniz? Hadi imkanlarınız elvermedi, görmediniz, hiç mi ansiklopedi, kitap karıştırmadınız, bir bilene neyin danışmadınız. Arena nasıl bir yerdir, bu eski kömür deposu tahliye şeysinden bozma acayip alan nedir? Haa!???
O ne acayip yer öyle; içeriye girmesi eziyet, içerde durması başka eziyet. Hadi ses iyi kötü duyuluyor diyelim, peki canlı performansını seyir bakmaya geldiğin birini görememek ne demek oluyor, allasen?
Hem o bilet fiyatları nasıl belirlenmiş ki? Bunca senedir konser izlerim bu şehirde, bu seneki kadar abartılmış fiyatlar ve insan derisi yüzme arzusu görmedim. Pes!
Binbir eziyet ve cefa ile girdiğimiz alandan konser(!)in daha yarısı bile olmamışken ayrılıp, kendimizi bir evin bahçesine attık da neyse ki, yaşadığımız talihsizliği biraz unutmaya çalıştık.

Ertesi sabah, aklı bizden ziyade olan bazı arkadaşlarımızın yapılacak en doğru hareketi yapıp, bir tekne tutup arena açığında sadece bir tekne kirasına keyif yaptıklarını öğrenince, haset ettim, ayıptır söylemesi.

Bi dahaya o ortama girmeyeceğime kendime söz verdim de, ille de canlı performansını duymak istediğim biri olursa, üç beş kişi bir tekne tutup, "sür kaptan!" demek tek seçenektir, arkadaş!
Hiç değilse, konser izlemek yerine izleyip gönlümüzü şenlendirdiğimiz dolunayı da deniz üstünden görmüş oluruz.

Bu durumdan dolayı bir günahı olmayan Santana'ya saygımızı sunalım ve de meraklısına, şurayı tıklamaları halinde birkaç parçasını bulabilecekleri müjdesini verelim.





Bunlar fırından tazecik çıkmış "brioş"lar. Meşhur Fransız ekmeği "brioche", demeli aslında.
Hani şu Kraliçe Marie-Antoinette'in "ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler" diyerek kellesinden olmasına neden olan ekmekler. Pardon yanlış olmasın, burada pasta diye anılan, sözün orjinalinde dendiği gibi "Qu’ils mangent de la brioche" şu benim brioştur. Yaa! Devrime sebep olan ekmeği yaptım size. Daha ne yapabilirim?

Siz şimdi tarif de istersiniz bilirim.
Kısaca vereyim, hatrınız kalmasın. (Unutmadan ekleyeyim, tarifi Arman Kırım'ın pazar yazısından uyarladım, oradaki ölçüler farklı, ben bu ölçülerle aldığım sonuçtan memnunum.)

BRİOCHE (BRİOŞ) EKMEĞİ

MALZEMELER:
200 ml ılık süt,
2 tatlı kaşığı kuru maya,
3 çorba kaşığı şeker,
2 iri yumurta,
4,5 su bardağı ekmek unu,
1.5 tatlı kaşığı tuz,
3 çorba kaşığı yumuşak tereyağı.

YAPILIŞI:
1. Ilık süt, maya ve şekeri karıştırıp, 5 dakika kadar bekletip köpürmesini sağlayın. Bu sırada 1 yumurtayı ve ikincisinin beyazını bir kâsede çırpın.
2. Unları ve tuzu karıştırın. Tereyağını da ekleyip parmaklarınızla una yedirin. Maya karışımını ve yumurtayı da una ekleyip karıştırın, yoğurun.
3. Hamurun üzerini örtüp, ılık yarde kabarmaya bırakın. Hacmi iki katına çıkınca (yaklaşık1 saat) kabarmış demektir.
4. Fırın tepsisinin içine yağlı kağıt serin. Hamuru bıçakla 8 eşit parçaya kesin ve her bir parçayı elinizle top haline getirin. Birbirlerinden 7-8 santim aralıklı olarak yağlı kağıdın üstüne yerleştirin. Bir mutfak beziyle üzerlerine bastırmadan örtün ve sıcak bir yerde 2 saat kadar tekrar kabarmalarını sağlayın.
5. Önceden 200 dereceye ısıttığınız fırında pişirmeden önce, üzerine çırpılmış yumurta sarısı sürün. Fırında 15 dakika kadar ya da altın sarısı rengi alana dek pişirin. Çıkarınca fırın teli üzerinde soğutun.

Gördüğünüz gibi yağlı, sütlü, (bazı tariflerde kremalı), şekeri biraz daha fazla gibi, puf kabarık, yumuşak, lezzeti artırılmış ekmekcikler bunlar.
Sabah kahvaltısı veya belki akşamüstü çayı için idealler, bence.
Ben, bir lokma lorun üstüne, meşhur çifte kavrulmuş gül reçelimden azıcık ekleyip yedim. Harika oldu. Başka alternatif de bulabilirsiniz, gönlünüze göre.





Akşam yemeğine misafirim olacaktı.
Mercan balığı almıştım; fırında pişirildikten sonra, yerken üstüne eklenmek üzere dereotlu, sarmısaklı, ballı, hardallı sos hazırlamıştım.
Sonra, misafirim tam balık fırına girerken mazeret beyan etti, çaresiz kabul buyurduk, önemli bir beyandı çünkü.
Merak etmeyin bütün balığı tek başıma yemedim, yarın hafifçe fırında ısıtılıp, tazeden soslanıp, afiyetle yenilecek.
Yukarda sıraladığım malzemelere bakarak, "o ne biçim sosmuş ki, içinde birbirine zıt tüm tatlar var" diyeniniz olmuştur mutlaka.
Bir limonun suyu, limon suyunun iki katı kadar zeytinyağı, bir tatlı kaşığı hardal, bir tatlı kaşığı bal, iki diş dövülmüş sarmısak, az tuz iyice karıştırılıp, içine yarım demet çok ince kıyılmış dereotu eklendiğinde, nefis sosunuz hazır bile.


Akşam programım aniden ters takla olunca, kendime iş icat ettim; çamaşır yıkadım, gazete okudum, ı-podumu şarj ettim, Santana dinledim, oje sürdüm tırnağıma...
Sonra bu geceki ay tutulmasının nerelerden görüleceğini araştırdım. Biz göremedik, aydede bu defa dünyanın başka taraflarına gösterdi karanlık yüzünü.
Müsbet bilim kısmından sonra bir de astrolojik olarak tutulmalar ne imiş diye bakındım. Ay tutulmaları daha çok kadınları ilgilendirirmiş, bugünkü tutulma daha çok yengeç ve oğlakları etkileyecekmiş, buradan siz de okuyabilirsiniz.

Hava sıcak, gereksiz yere.
İyidir işte diyorum, 28'i aşmayınız diyorum, ama söz dinleyen nerdeeee?
Üstüne bir de bağıl nem midir nedir, yüzde doksan bilmem kaçmış. Ohhh, yeme de yanında yat!

Ya ben Karadeniz yaylalarına gidecem, kalmeycem buralarda, tutmayın beni. Yandım! Yeter gayri!

.

13 yorum:

şule dedi ki...

balıkta aklım kaldı. şansıma küseyim, şansına küssün :)

thesaint dedi ki...

ben geçen yaz demiş olmalıyım o arenayı -byörk-byörk. fiyatları patlatan da bence o mekan ve inanılmaz karlar yapan bkm.

tekne nasıl tutulur, nerden tutulur, bu ne lükstür... benim için tam 19.yy. sonu hikayelerindeki gibi bir fikir bu (veya ihsan oktay anar kitaplarındaki gibi).

sos güzelmiş, tam bu aralar öyle bir şey aranıyordum. geçen yaz fuarda bir küba yemeği standında böyle bir soslu balık yemiştik, hardallı ve limonlu. o kadar balla tatlı olmuyordur, di mi?

Ekmekcikız dedi ki...

Şulecim, komşum,
Ne diye küsülsün şansa kadere?
Bendeniz balık ve sosun ustası değil miyim?
Eh, ne zaman isterseniz efendim, diyeyim ve topu size atayım.
:)))

Ekmekcikız dedi ki...

Simoncuğum,
Şu fiyatlar konusunda ne diyeyim?
Onlar satar biz de gidersek, olacağı bu!
Valla ben kişisel protestoma başladım, arkadaşlarım da öyle. Ee, tekne tutan akıldanelerim zaten önceden derslerini almış. Belki, böyle böyle bir gün orada konser olduğunda deniz üstü tam dolu olur, o arena dedikleri zımbırtı tek tük olur da, boylarının ölçüsünü alırlar. Gerçi benimkisi züğürt tesellisi oldu ya... :)))
Haa, tekne tutmak hiç lüks değil inan. İstanbul'un bütün iskeleleri çeşitli boy ve büyüklükte tekne ile dolu. Adam başı 40-50 lira gibi fiyatlarla -ki konser biletiyle karşılaştır bir- hem de yemekli boğaz turları mı istersin, mehtap gezisi mi istersin? Üstelik yiyeceğini-içeceğini sen getirirsen, daha da ucuza mal edebilirsin.
Hiç öyle 19. yüzyıl şaşaası değil, yani!:))

Gelelim sosa.
Bence dene, çok lezzetli. Bal, bütün o hardal, sarmısak, limon ve özellikle dereotu keskinliğini birarada bağlayan, yumuşatan tat bence. Kesin fazla değil.
:)

Arzu Çur dedi ki...

İyi ki gitmemişim Santana'ya demek ki çok kalabalık

Mari Antuvanet denen kadıncaaza da acırım hep yazık

Karadeniz'e beraber gitsek ne güzel olurdu diycem

Bi de diycem ki Şule'ye var bize yok mu, ben de isterim balık

Ekmekcikız dedi ki...

Arzucum,
Santana mı, ne diyorsun sen! Kendisini göremediğimiz bir konsere giderek, kişisel tarihime bir altın anı(!) ekledim, yazık oldu adama.
Evet, pasta pasta deyip boynunun vurulmasına sebep tereyağlı, sütlü, yumurtalı ekmekmiş meğerim. Fekat lezzetli bir ekmek, kesin!:))
Karadeniz'e birlikte gitsek şahane olur! O yayla senin bu yayla benim yürür dururuz.
Nasıl yani? Olmaz mı? Hatta derim ki, hemen, derhal yapalım bir organizasyon. Ne dersin?
:))

elektra dedi ki...

demek söz konusu balık bu? :) hım hım hım :)bakalım tadı nasılmış:)
da bu pasta pasta tantanası şuncaağız ekmek için miymiş? yazık be antoinette'e...

bir de eskiden , bebek gazino zamanlarında halk sandallara çekirdek çitleyerek dolar, müzeyyen'leri, Zeki'leri dinlermiş. gazino da denize olan kısmına duvar yaptırmış. ama milletin seslerini dinlemek için orada olduğunu unutmuşlar tabii. halk sandal keyfinden hiç vazgeçmemiş. yani, evet böyle bir protesto hoş olacaktır bkm'ye...

Leylak Dalı dedi ki...

hımmm, sevdim bu blogu, takipteyim. sizi de misafirliğe beklerim:)
sevgiler...

neslihan dedi ki...

yaylalar şu an süper haketten,beklerim şeker.
balık ve sos harika,ekmekler de öyle,ellerine sağlık.
sandalda konser harika fikirmiş:-.)sevgilerimle...

Ekmekcikız dedi ki...

Elektracım,
Tekrar aynı sosu yaparım da bu mevsimde balığın garantisi yok, artık ne bulursak, tamam mı?

Ah-ha! Ekmek yapmağı gösterecektim sana. Bak bu çok iyi bir deneme olur, garantili hemi de! :))

Kesin kararlıyım, ilk yapılacak en pahalı konserde kayık değil, tekne sefası yapacağım. En pahalı konser olacak ki, karımız artsın! De mi?
:o)

Ekmekcikız dedi ki...

Hay dilimi eşek araısı soksun!
kar veya karı değil tabii ki "kâr" o kâr!
:o)

Ekmekcikız dedi ki...

Leylak dalı,
Hoşgeldiniz, sefalar getirdiniz.:))
Yine bekleriz efendim, iade-i ziyaretinize de geliriz tabii ki.
:)

Ekmekcikız dedi ki...

Neslihan,
Valla, bu sıcak ve rutubet sürerse, çok geçmez kapına dikilirim, inan. Sağol davetine.
:)))
Ben de seni denizden konser dinlemeye götürürüm, buraya geldiğinde...
:))