Cumartesi, Mayıs 08, 2010

SULTANAHMET'TE ATKESTANESİ SEYRETMEK DERKEN...

Hafta başında duyurmuştum; atkestaneleri açtı, Sultanahmet'e bir teftiş ziyareti gerekliydi.
Sanıyorum ki, ya Hıdır ya İlyas, veya duruma bakılırsa ikisi birden beni duydular. Öyle muhteşem bir Sultanahmet gününü armağan aldım ki!... Değil sadece atkestanesi seyretmek, Sultanahmet'e ulaşmak, orada bulunmak, dönüş yolu hepsi, hepsi ayrı güzeldi.

Önce, sabahla öğle arası gelen telefon ve soru, "işi kırıyorum, senin durumun?"
Cevap: Az dur, bir görüşmedeyim, arayacağım.
Telefon: Pekala, tüydüm, yürüyorum. Ne zaman, nereye geliyorum?

Tramvay. Kabataş'tan Sultanahmet'e gidiş yolu.
Yol boyu nereye gidilsin, nerede yemek yensin konuşmaları. O sırada henüz, bunu planlamanın ya da herhangi bir plan yapmanın bugünün ruhuna uymayacağı bilinmiyor.

Aslında bir dürbün almak istiyorum.
İyi ya, hadi inip bakalım Sirkeci burası.
Aa, burası Doğubank değil mi? Eskiden alışveriş yapmışlığımız vardı. Hımm, burada dürbün yokmuş!
Aman aallaam, Vakıf Han ne olmuş, otel mi burası?
Bak Hacı Bekir şurada, köşede de Hafız Mustafa. Hacı Bekir'den helva alırdık. Biz de üniversitedeyken, bazen ders çıkışı Hafız'da tatlı yerdik.
Kaymaklı lokum alalım. O da ne? Tadına bakınca anlayacaksın.
Off! Nasıl bir lezzet bu böyle?

Yeni Cami'nin arkasında açıkhavada oturup bir çay içmeyi hakettik.
Dinlendik artık, Sultanahmet'e doğru yola koyulma zamanı geldi.
Tahtakale'den yukarı tırmanış.
Filtreli sigara sarma aleti satıcısına bir göz atıp, en namlı şarküteride bir kısa duraklama ve tırmanışa devam.
Sahi, bir şark pazarı vardı, iki sene önce gelmiştim, çok matrak yer, bin çeşit mal var. Nerede? Şark Han'da. O nerde, sağa dön, sola dön,...
Casus kulaklık satıyormuş. O ne yahu?
Kalem şeklinde kamera da var.
Kaç para. Çalışır mı bu?
Çalışır tabii, garantili! Bak, kartımı da vereyim.
Cuma okunuyor, namaza gideceğim.
Deneyelim bakalım.

Biraz daha tırmanırken köşede eski, yüzünden ağaçlar çıkmış bir bina.
Ben bu yollardan kaç defa geçmişimdir, ilk defa görüyorum bu binayı. Kafamı kaldırıp bakmamış mıyım hiç? Acayip!
Al işte, bir tane daha! Kim bilir kaç yıllık?
Bak bak, kaç tane kuş evi var üzerinde.
Ne kadar güzel! Şu yan taraftaki yağmur oluğu gibi olan, suluk mu?
Hayır, yağmur oluğu işte.
Bak şurda bir avlu var. Aman bu ne büyük bir avlu, ne kadar eski burası, kaç senelik dersin?
Adı neymiş?
Büyük Yeni Han.
Nasıl yani yeni? O kadar eski bina, baksana yukarılara.
Yapıldığında yeni olunca...

Bak bak, ne satıyor. Taze nohut! Alalım mı? Bi demet verir misin? Hayır iki olsun.
Nuruosmaniye kapısına geldik, şu taşın üsründe oturup soluklanalım.
Kırk yıldır taze nohut yememiştim, nerelere gittim bilsen!
Soluklandık gari, yolcu yolunda gerek.

Öğlen yemeği için Sultanahmet köftecisinden vazgeçsek de, şu Kapalıçarşı'daki lokantada yesek?
Subaşı'nı diyorsun değil mi, ben de ona bakıyorum işte.
Bak burda bir kuyruk var, ne için?
Kadıncağız birşey satıyor, yiyecek olmalı.
Gözleme mi nedir?
Patatesli, etli kavurma imiş.
Buradan yiyelim mi?
Gir kuyruğa!
Oh, şükür kavuştuk dürümlerimize, ne kadar çok bekledik.
Eh, önümüzde beş-altı kişi vardı ya, kişi başı dörder beşer alınca, iş uzadı tabii ki.

İşte, Cağaloğlu.
Eski gazete binaları halıcı, eski halıcılar moda cafelerden olmuş, kaç zamanımız geçti burada.
Seni bir yere götüreceğim şaşıp kalacaksın.
Türkocağı burası, ne var burada?
İlk önce birer çay içelim.
Ne güzel serinmiş, ohh, yorulmuşuz.
Bak burası bir devlet mezarlığı.
Nasıl yani?
Son Osmanlı Şehzadesi, Abdülhamit, Abdülmecit, paşalar... Ziya Gökalp.
Vay vay vay! Hiç bilmemişim burayı, bin defa geçtim önünden.Üstelik, güya, biz gözü açık insanlarız, etrafımıza bakarız, çevremizi tanırız. Bu ne cehaletmiş yahu!
Bir kısım padişah türbesi de, Ayasofya'nın avlusundadır.
Hadi yahu!

Sonunda Sultanahmet meydanındayız!
Atkestanelerini seyrediyoruz, meydandaki binbir milletten kalabalığı bir de. Sesleri dinliyoruz, insanlar, kuşlar, şehir...

İşte şimdiki hedef, meydandaki dikilitaşlar.
Ardından Mozaik Müzesi.
Yorulduk yine. Hem birimizin karnı da acıktı.

Bu defaki mola yerimiz Yeşil Ev.
Ağaçların altında, havuza karşı oturup, birer bira içiyoruz. Patates kızartmasına tuz dökmek ister.
Kuşlar kah havuzda yıkanıyor, kah ağaç dalına doğru takla atıyor. Öyle gevşedik ki...
Şimdi?

Şimdi Ayasofya'nın yanından geçiyoruz. Diğer padişah türbelerine bakıyoruz.
Aya İrini'nin yanından Gülhane'ye doğru inmek istedik, Topkapı Müzesi kapanmış, dış avluya da almıyorlar. Peki, biz de Soğuk Çeşme Sokağı'ndan ineriz.

İşte, Gülhane. Kaç sene olmuşsa, son defa geldiğimden beri.
Parkta yürüyüş, yüksek ağaçların huzuruna kapılıp, serin serin oturup, bir güzel sohbete dalış. Arkamızda, saray avlusunda yüksek duvarlı, dar pencereli bir bina var, bir konak.

Yürüyüş devam ediyor, Sirkeci'ye kadar.
Burada ne var, bu sokak nereye çıkıyor, hah bir adanın etrafında dönmüş olduk. Ne çok otel açılmış burada.
Sirkeci Garı. Uzun yol hayalleri.
Gar Lokantası. Birer bira, Japon turistler.

Eminönü.
Köprüye yaklaşırken günbatımı.
Köprüden alt katından yürüyüş. Restoranlar, birahaneler, nargile içenler, günbatımını, Haliç'i seyredenler.

Karaköy.
Balıkçılar Çarşısı.
Çarşının sonunda denizin dibinde tahta masalar, sandalyeler, balık, ekmek, salata, su.
Haliç'e doğru, camilere doğru, denizin şıkırtısında, tahta teknelerin patırtısında...

İskele.
Kadıköy vapurunu beklerken kah gökteki tek parlak yıldıza, kah Topkapı'ya bakarken bir günde bin günü yaşamanın keyfi.

Öğrendim:
O yıldız Venüs'müş! Çoban Yıldızı yani. Sen bilmişsin.

.

18 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

İşte bunu gerçekten kıskandım:) Melike Demirağ'ın şarkısındaki gibi: "Şimdi İstanbul'da olmak vardı anasını satıyım" dedim. Yani insan iki de fotoğraf çekip koyar, şu kuş evlerini falan. İstanbul'u olan var, olmayan var değil mi?
Sefan olsun Ekmekçim, atkestaneleri harika görünüyor...

Ekmekcikız dedi ki...

İstim arkadan geliyor Leylakcığım!
Yazıyı anca yazdım, fotolar yolda!
:))

şule dedi ki...

ben de çok kıskandım. ben de istiyorum :)

fatma sancak dedi ki...

biliyor musun, burada kelimelerimiz iç içeyken fiziksel mesafelerimiz uzak geliyor belki bir çoğumuza. ama öyle değil! sultanahmet, sirkeci vs okuyunca... hatta en çok da cağaloğlu :) demek dün buralardan geçip gitmişsiniz, ekmekçikız ekmek kokusu yayarak sokaklara... anlamalıydım :) bunu hep şaşkınlıkla karşılıyorum. bir kafeden kalktığımda geride kalan boş koltuğuma kim oturur diye düşünürüm bazen, sıcaklığımı kime ve baktığım son manzarayı kimin düşüncelerine terkediyorum diye düşünürüm. sanırım hepimiz, birbirimizin ağzının içinde oturuyoruz, ne güzel :)

iyi tatiller diliyorum efendim :)

Ekmekcikız dedi ki...

Şulem,
Kıskanılmayacak gibi değil, ben olsam ben de kıskanırdım "ben"i!...
:)))

Ekmekcikız dedi ki...

Fatmacığım,
Gülhane'deyken seni andım, inan. :))
Fatma geçenlerde gelip yazmıştı, fotoğraflar eklemişti. Ne yazık laleler geçmiş, olsun ama, ağaçlar ne güzel diye diye...
Neşesi bol bir hafta sonu olsun.
:)

elektra dedi ki...

canım ekmekçim, süper gezin bir tarafa, anneler gününü kutlamaya geldim ben. kocaman öperim:)

Ekmekcikız dedi ki...

Nazik arkadaşım,
Çok teşekkür ederim, sağol varol!
:))

ayşegül dedi ki...

Anneler gününüzü kutlar, ellerinizden
öperim teyzeciğim :D

Sevgilerrr

Ekmekcikız dedi ki...

Teşekkür ederim torinim, teşekkür ederim!
:)))

Gamlı Baykuş dedi ki...

Yaw pek güzelmiş bu gezi, çok kıskandım. Başka bir versiyonunu yapar mıyız acep?

Ekmekcikız dedi ki...

Komşum,
Güzeldi valla!
Rehberim de harikaydı, belirtmeliyim. :))
Yaparız yeniden, bir tur.
:)

Adsız dedi ki...

çok güzel bir günmüş... arzu

Ekmekcikız dedi ki...

Evet efendim!
Bir vakitler, sizinle, bunun küçük ölçeklisini yapmıştık, di mi?
:))

Adsız dedi ki...

evet, ben de bu yazıyı okuduğumda hatırladım ama bu yazıdaki günle kıyaslanınca sönük kalır diye düşünüp söylememiştim ama şimdi siz de hatırladığınızı söyleyince sevindim :) arzu

Ekmekcikız dedi ki...

Aşkolsun!
Hepsinin yeri ayrı, hatırlamam mı?
Hem o gün de pek de bilinmeyen yerler öğrenmiştim, sayende.
:))

Simon Templar dedi ki...

çok benzerini ben yapmıştım geçen yaz (eski güzel günlerde). pek hoş olmuştu.
yeşil ev gördüğüm en lüzumsuz pahalı yerlerden biri. çok huzurlu bir bahçe ama kötü ürünler, kötü hizmet, fazla fiyatlar.

Ekmekcikız dedi ki...

Simoncum,
Turing'in bütün işletmeleri lüzumsuz pahalıdır. Fenerbahçe parkında bir çay bir tost dünya paradır, mesela!
Fakat o bahçe, havuz, kuşlar... Değdi valla!
:))