Cumartesi, Mart 31, 2007

26. ULUSLARARASI İSTANBUL FİLM FESTİVALİ BAŞLADI

İstanbul'un ve hepimizin festival macerası önce, İstanbul Festivali içinde bir kaç filmle başladı.

Hatırlıyorum: İlk defa 1982'deki İstanbul Festivali'nin içindeki bir kaç filmlik bölümde, Martin Scorsese'nin "New York New York" unu ve Ken Russell'in "Valentino" sunu seyretmiştim.
İşin komik tarafı İstanbul Film Festivali'nin resmi başlangıcı olarak festivalin
kendi sitesinde bile 1983'ü göstermeleri... Allahtan defterime yazmışım, yoksa bir an kendimden şüphelenmiştim.

Sonra, bu iş aldı başını yürüdü ve önce Sinema Günleri, ardından Uluslararası Film Festivali oldu, büyüdü, büyüdü...

Diyeceğim o ki, bir fırsat yaratın ve festivalde bir film görün.
O havayı soluyun; bazen "sinemadan çıkmış adam" aylaklığı ile sersem sersem etrafa bakının, bazen "bu da neydi şimdi, dalga mı geçiyor bunlar" diye sinirlenin. Hepsi çok keyifli olacaktır.
Hele bugün İstanbul'a yağmur yağıyorken, yani tam sinema havası varken, daha da çok tad alacaksınız.


Radikal'den bir alıntı:
Çember tamamlanmış, bizim kuşak çoluk çocuk derdine düşüp el ayak çekince yeni entelektüeller için eski ustaları tekrar gündeme getirme vakti gelmiş.
Ben Passolini ve Fassbinder filmlerinde biraz nostalji yapıyorum.
Tamamı burada.

3 yorum:

metin-thePoor dedi ki...

Aaaaah ah! Siz anladınız şimdi beni...

ekmekcikiz dedi ki...

Teşekkürler Metin Bey,
Duruma bakılırsa, hepimiz aynı dertten muzdaripmişiz.
Baksanıza, Radikal'in gizli yazarı da, öyle diyor.

ekmekcikiz dedi ki...

Sevgili Shekerpembe,
Biz öyle bir çölden gelip İstanbul Film Festivaline kavuşmuştuk ki, her sene aynı ritüelleri tekrarlamak bizim için yeniden yeniden ışıklı bir dünyada yerini almak gibiydi. Düşünsene, ilk seyrettiğimiz filmler 4-5 sene önce vizyona çıkmış filmlerdi ve biz onları ancak gördüğümüzde "yeni" diyorduk. Şimdiki gibi, tüm dünya ile aynı anda vizyona çıkan, internetten indirilen filmler yoktu ki!
Hani, "şu festival koşturmacasını bir türlü sevemedim" demişsin ya, oradan aklıma geldi.