Cumartesi, Kasım 03, 2007

GECELERE AKMAK DENİNCE AKLINIZA NE GELİR?

Şimdilerde böyle söyleniyor; "gecelere akmak".
Düşündüm de biz 25-30 yaşlarında iken, yani okulumuzu bitirmiş, iyi-kötü bir iş bulmuş, cebi biraz para görmüş filan, böyle bir deyim yoktu.
Nedeni açık; o zamanlar bırakın diğer büyük şehirleri İstanbul'da bile, haftasonunda bir akşam dışarı çıkmak isteseniz, ne bulabilirdiniz? Belki bir konser, bir film veya oyun.
Değil ki, akşamın ilk saatlerinden sabahın ilk saatlerine dek sürecek bir eğlence ve faaliyet maratonu bulunabilsin.
Eh, bu kadar çeşitli seçenek karşısında da, gece bir başlayınca bitmek bilmiyor ve oradan oraya sürükleniyorsunuz, yani gecelere akıyorsunuz.

İyi güzel de, bu gecelere akmak imkanı eskiden yoktu dedimse, şimdi var olması gecenin beni-bizi içine aldığı anlamına gelmiyor.
Hani, şarkıda "belki bir sabah geleceksin, lakin vakit geçmiş olacak" der ya, o hesap.
Ancak dün gece bir şey oldu, eğrisi doğrusuna denk geldi ve gecelere aktık.

Sabredip okursanız bu teorik girişin pratikteki sonucunu göreceksiniz.

1. BÖLÜM : ALLA TURCA

Cuma akşamı İDSO'nun Burhan Öçal'ın solist olacağı "Alla Turca" başlıklı konserine gideceğimizi yazmıştım ya, akşamımız nerdeyse başlamadan bitecekti. Tipik olarak İstanbul'da Cuma akşamı bir yere yetişme draması yaşandı ve neyse ki, konser başlamadan iki dakika önce yerlerimize oturabildik.

Orkestra şefi Howard Griffiths'di. Kendisini özellikle Ankaralılar iyi tanır, uzun süre Ankara orkestralarını yönetti, ben bir kez İstanbul'da dinlemiştim.
Konser programı, bir perküsyoncu solistin varlığına göre düzenlenmişti. Bir de, şef, sadece orkestrayı değil, salondaki dinleyiciyi de yönetmeye karar vermişti.
Şef'in salona girişindeki kuvvetli alkış tekrarı isteğinden tutun, müzikler hakkında yaptığı açıklamalara kadar her şey, yıllar önce Danny Kaye'in televizyonda seyrettiğimiz UNICEF Konseri görüntülerini andırıyordu. Neşeli, samimi, klasik müziğe ilgi duymayı, sevmeyi kolaylaştırıcı...

Solisti anlatmaya gerek var mı? Ritm aletlerini çalma ve onlarla müzik yaratma konusunda yeteneği tartışmasız bir sanatçı Burhan Öçal.
Konserde kendi iki bestesini, Cariye ve Ritmlerin Dansı'nı grubu İstanbul Oriental Ensemble birlikte İDSO eşliğinde çaldı.
Cariye çalınırken in midir, cin midir ne sebepleyse, elektrik kesildi. Üstelik bir kaç dakika süreyle gelmedi, üstelik jeneratör de devreye girmedi, o da yetmedi devreye girdiğinde de önce salon aydınlandı. Neyse ki, sanatçılar istiflerini bozmadı, konserin keyfi kaçmadı.

En sonunda Şef, bis niyetine, salondaki dinleyicilere "Üsküdar'a Giderken"i söyletti ve konser güle söyleye bitti.


2. BÖLÜM: FISHER RESTAURANT

Hemen her hafta sonu konsere gidebildiğimiz eski zamanlarda, çıkışta yemek için ya Gümüşsuyu'ndaki Fisher'e veya Rus Lokantasına, ya da Galatasaray'daki Bab Cafe'ye giderdik. Bab Cafe, Amerikan filmlerindeki kafeteryalara benzeyen, çeşitli hazır yemek ve hazırlanan yemek çeşidi bulabildiğiniz ve en önemlisi juke box'ından müzik seçilip, dinlenebilen, bir kafeteryaydı. Şimdi, bowling salonu olmuş.

Eskiden yaptığımız gibi konsere gidince, yemek için de eski alternatifler aklımıza geliverdi ve şinitzel yemek için Fisher Restaurant'a gittik. Yıllar içinde iç dekorasyonu yenilenmiş olan lokantanın, garsonlarından tutun da menüsüne ve yemek kalitesine, lezzetine dek hiç bir değişikliği yok.
Her türlü referansımız hızla değişirken, arada tutunabileceğimiz aynı kalanların varlığı çok güzel.

Sohbet eşliğinde yenilen yemekten sonraki normal davranışımız evlerimize gitmek olur, olurdu.
Bu defa, E.'nin kocasının teklifine bir göz atmak cazip geldi.

3. BÖLÜM: "HAYAL KAHVESİ"NDE MİRKELAM

S. şarkıcı Mirkelam'ı tanıyor.
S., Cuma geceleri Mirkelam Hayal Kahvesi'nde geceyarısından sonra söylüyor, gelirseniz eğlenirsiniz demiş.
Eh peki, gider bir bakarız, değişiklik olur, hem belki S. bizi şarkıcıyla tanıştırır filan dedik.
İyi de bunun için geceyarısına dek oyalanmak gerekiyor. N'apalım, madem bir yola çıktık devam edeceğiz.

Bu arada bir itirafta bulunayım, sesin çok yüksek hacimde açılması beni ölçüsüz rahatsız eder. En sevdiğim müzikte bile elektrikle artırılmış çok yüksek ses beni depresif hale getirir.
Doğal olanı, geçmişteki bir-iki başarısız teşebbüsüm de dikkate alınarak, en geç kapısında o yüksek sesi duyduğumda, Hayal Kahvesi'ne girmemek olmalıydı. Ama, girdim.

Fergan Mirkelam'a gelince, 1995'de patladığı "Her Gece"yi ve sonradan yaptığı sakin bir kaç şarkıyı severek dinlerim. Bu seneki son albümündeki hareketli ve matrak sözlü şarkılar dinlenebilir özellikte, ayrıca eski şarkılarından "Hatıralar" ve bu albümdeki henüz keşfedilmeyen "Aşk ve Acı" çok hoş şarkılar. Neyse.

Gecenin devamında olanlar hakkında bu sabah kızlarla konuşurken gülme krizine kapılmamıza neden olan olaylar zinciri bütün bu veriler ışığında değerlendirilsin, çok rica ederim.

Mirkelam sahneye çıkana dek, Hayal Kahvesi doldu ve inanın taştı. Gerçekten iğne atsanız yere düşmeyecek durumdaydı. Gaflete düşüp tuvalete gitmeye kalktık ki, amanın! Gitmek mi zor, dönmek mi zor?
Biz balkon gibi bir yerdeyiz, sahneyi ve aşağıdaki izleyicileri yukarıdan görüyoruz.
S. sonra dedi ki, Muppet Show'daki ihtiyarlar gibiydiniz.
Öyle sarkmış, şaşkınlık içinde ve muhtemelen dır dır ederek (ses yüksek, duymaya imkan yok, DJ tuhaf müzikler çalıyor, ambale olmuşuz) aşağıya bakınıyoruz, çünkü.
Aramızdaki ismiyle Mirki sahne aldı, sevdiğimiz şarkılar söylendi, biraz hareketlendik. Daha doğrusu yerimizde kıpraşarak şarkıya eşlik ettik.
Ara oldu, oh!
Fakat yanılmışız, DJ soluksuz yine çalmaya başladı.

Bu arada S. sizi Mirkelam'la tanıştırayım, dedi. Bize bir heves geldi. Ancak bulunduğumuz yerden kalkmak, aşağıya gitmek çok zor. Döndüğümüzde yerimizi de bulamayabiliriz. Neyse, nasılsa ikinci yarı uzun sürmez dedik. Nasıl bir vehimmiş bu Tanrım! Uzun mu, o da ne ki? Upuzun sürdü. Mirki coştu, dinleyici coştu, Türkçe bitti, İngilizce söylendi, filan falan...
İnanılmaz olay da bu son aşamada gerçekleşti. üstelik yavaş mavaş da değil bayağı hızlı tempolu bir şarkı söylenirken , artık teslim bayrağını çekmiş olan ve kaderine razı olup sandalyesinde oturup duran bendeniz bir an kahkaha sesiyle karışık bir, pardon iki öpücükle kendime geldim.

D. ve E., herbiri birer yanağıma bir öpücük kondurup, uyuyan evet, UYUYAN prenses oluvermiş arkadaşlarının daldığı iki dakikalık tefekkürden ayılmasını sağlıyorlardı.

Sakın siz de sormayın, nasıl başardın bunu diye.
Açıklaması var tabii ki, ancak uzun!
Evet, konserin sonunda o kadar ses ve tempo varken u-y-u-d-u-m.

Şimdi müsadenizle D.nin sigara paketine yazarak istediği ve Mirkelam'ın da söylediği UNUTULMAZ ile huzurlarınızdan ayrılıyorum.



Ha, unutuyordum. Mirkelam'la tanıştık konser sonunda.
Çok şeker bir adam, sevimli ve cana yakın.

İlgilenen varsa...

Son not: Eve varıp uyuduğumuzda saat beş olmuştu.
En son not: O saatte İstanbul o kadar güzel ki, sessiz, sakin...


25 yorum:

ekmekcikiz dedi ki...

İmdaaatttt!!!!
Bloguma bir şeyler oldu!
Kendi kendine şekil değiştirdi.
AAAA!
Ben istemiyorum bu saçma görüntüyü, hiç bir şeyi kurcalamadım oysa.
Ne oldu şimdi?
Üfff!

miso dedi ki...

Alo? blogunda hiç bir değişiklik yok!! Ya da ben mi aymıyorum? Neyse, gecelerin kraliçesi seniiii. Ben 5'de yatsam bir hafta kendime gelemem. Cidden akmışsınız yalnız. Tebrikler :)

marruu

ekmekcikiz dedi ki...

Misocuğum,

Sağol, geldin yazdın ve düzeldi.
Nasıl oldu bilemedim ama, bir ecinni basmış blogumu anlaşılan.:)

Yahu, kendine gelememk ne ki, ben zaten az uyurum da, orada ortalık yerde gümbürtü içinde nasıl sızdım?
Olacak iş değil.:)

archisugar dedi ki...

:-)))) Annem de Terminator filminde sinemada uyumustu. Hala cok guleriz.
Ben hic sevmiyorum gurultulu yerleri. Hele bir de sigara dumani yok mu. Cocukken ilginc geliyor da yas ilerleyince, sanirim, manasizlasiyor. Sen yine iyi dayanmissin o saate kadar, bravo.

Ben de klasik muzik konserini tercih ederim. :-)

müzi dedi ki...

super bir gece olmus. burhan ocal'li mirkelamli. burhan ocal gercekten bir usta. konusturuyor derler ya, aynen oyle.

mirkelam'in bu klibini biliyorum. ve bana cok huzunlu geliyor. ozellikle o hasta dede ve elini tutan teyze. acaba diyorum, klipteki o iki kucuk cocuk, onlarin kucuklugu mu? onlar taaa o zamanlarda birbirlerinin hayatina girmis ve simdi ayrilmak zorundalar mi? ay cok uzuyor beni bu klip cok..

gülçin dedi ki...

çok hoşuma gitti ya ekmekçikız. benim de benzer bir gecelere akma hikayem vardır, aklıma geldi :))

ekmekcikiz dedi ki...

Sevgili Archisugar,

Sigara dumanı kısmını hiç sorma.
Havalandırma iyiydi üstelik. Ona rağmen, iki gün boğazım ağrıdı. Üstelik hiç içmem, kokusunu hiç hiç sevmem.

Uyuma kısmı ise...
Artık olan oldu.:) Arkadaşlarım arasında takılma konusu olacak bundan böyle.
O nedenle yiğitlik bende kalsın deyip, yazdım ya.:)

ekmekcikiz dedi ki...

Müziciğim,

Mirkelam'ın ritmli ve çoğu matrak sözlü şarkılarının yanında, bir kaç sakin ve duygusal şarkısı var, onları seviyorum.
Klibe gelince, haklısın; duygusal ve hikayesi olan görüntüler.
:)

ekmekcikiz dedi ki...

Gülçinnn!

Yoksa sen de mi uyudun, bencileyin?
:))

Kardeşkaya dedi ki...

Ben Karayip Korsanları'nın hem birincisinde hem de ikincisinde ilk yarıları uyuyarak geçirmiştim. Bir de hatırlar mısın minik yeğenin Ankara'da Ç'nin davulllu zurnalı düğününde kesintisiz uyumuştu. Yani bu galiba bizim kanımızda var (annemden geçmediği kesin ama!)

Kardeşkaya

kecilerin cobani dedi ki...

Hii, demek ki bekledigime degdi.
biir, neden hep elektrik kesilir de bir muddet yerine gelemez.
ortamlara (gecelere) akmak: hamurda yeterince su yoksa akmak mumkun diil. anlasilan, hayalkahvesinde uyuyan biri olarak sana diyorum, krep olasin yok bu saatten sonra. kucakliyorum.
bu ankarali, rus lokantasini cok iyi bilir. ne limonlu votkalardi onlar yarebbim. bak bir istanbullu, bir ankaralinin bildigi bir yeri yazarsa, ankarali oh be ben biliyorum, gormus gecirmisligim var demek ki diye komplekslerinden kurtulur.
mirkelam'in hatiralar'ini ben cok severim.
cektim iki elimi catal bicaktan. )))

Adsız dedi ki...

Aktığınız bir gecenin sonunu öyle bitirmiş olduğunuza inanamadım.
:)
A.

ekmekcikiz dedi ki...

Kardeşkayam,
:)
Senin minik yeğenin de "Dansın Sultanları" gösterisinin sonundaki gümbür gümbür davullu bölümde melekler gibi uyumuştu.
Evet, haklısın.
Bu genetik bi şey.:))

ekmekcikiz dedi ki...

Çoban, çok yaşa!
Tamamen doğru: Ortamda yeteri kadar su yoksa akmak mümkün değil!
Akamadığım gibi, tavaya yapışıp kaldım.
Ortamdaki diğer arkadaşlar, beni anlatarak gülüp durmaktalar.:)

Bizim gittiğimiz Fisher, bir çeşit kardeşi Rus Lokantasının, zaten. İşletenler amcaoğlu imiş.:)

O sarı votkalar varlığını sürdürmekteler, bildiririm.

ekmekcikiz dedi ki...

Sevgili A. Hanımcığım,

Benden bu kadar!

Naparsın, gecelerin kadını olmayı ezelden beri beceremedim.

:)

Fatma dedi ki...

Guzel eğlenmişsiniz Ekmekçikız, yarasın:)) Arada bir böyle 'akmak'iyidir. Devamı gelir umarım...
Zeytinli ekmek tarifi kayıtlarımda bu arada. Aynı tarifi cevizle yapsam da olur mu sence?
Sevgiyle..

ekmekcikiz dedi ki...

Fatmacığım,

Görülüyor ki, benim "akma" işlemi için bazı engellerim var.:)
Bu nedenle, iyi dileklerini ilk iki faaliyet için kabul ediyorum.
Onları haftada bir kez yapabilirim de, sabaha kadar dayanmak senede bir belki...:)

Zeytinli tarifi cevizle yapabilirsin, sanırım. Ben cevizli ekmek yaparken, şimdiye dek, hep hamuruna karıştırdım. Hamuruna karıştırarak yapınca yağ koymak gerekmiyor. Aksi halde, cevizli kek gibi olur. Karıştırmadan, arasına sararak yapmayı denersen, sonucu haber ver, lütfen.:)

B5 dedi ki...

Akmak kelimesini internetten Türk TVsi izlerken duydum ilk. Cok fazla da olmadi sahi bu kelimeyi duyali. Komik buldum pek anlam da veremedim bi hikayesi vardir belki diye..

IDSO'dan, Burhan'dan dün bahsetmisken ne tesadüf böyle bir konser.
Benim en fazla düsündügüm ne biliyor musun? Ayni yazdigin yerlere bir zamanlar gitmisken, bir daha ayni sekilde bulamamak. Rus lokantasi duruyor demek. Bab ise ben lisedeyken degisti galiba. Ilk donemlerini hep duyar gece gitmek icin yasimi tutturamazdim :)
Hayal i sen soyleyince hatirladim. Gitmis kadar oldum sayende... Bu isimleri bilen kimseyle karsilasmiyordum uzun zamandir...
Sevgiler,

Tijen dedi ki...

En son ne zaman konsere gidip beşte yattım hatırlamıyorum bile. Komik gelecek belki ama (gelmez sanki) o kapalı mekanı, sigara kokusunu, dipdibe insanları düşündüm birden, içime fenalık geldi. Benden çoook geçmiş desene.

ekmekcikiz dedi ki...

B5'ciğim,

Doğrusu arkadaşlarım ve benim için de geçmiş anılarımızı canlandırdığımız bir gece oldu. Ben Taksim civarında çalıştığım için, arada yine o yerlere gidebiliyorum. Onlarsa uzun zamandır gitmemişti ve en güzeli de hiç değişmemiş olmasıydı.

Demek, sen de İDSO müdavimiydin? Ne güzel.:)

ekmekcikiz dedi ki...

Tijenciğim,

Dedim ya, baştan o son mekana girmemem gerekirdi, ya, oldu bir kere. kocaman bir sigara bulutu vardı havada, üstelik havalandırma iyi çalışıyordu.
Neyse, bu da böyle bir anımız oldu, işte.:)

Elif dedi ki...

Bana hic uymaz! :oP

www.elifsavas.com./blog

ekmekcikiz dedi ki...

Hangisi uymaz, Elifciğim?

Akması mı, akarken akarken uyuyakalması mı?
:))

Ayca dedi ki...

Güzel bir gece, geceyarisi ve sabaha karsisi yasamissiniz :)

Ben de feci halde bunaldigim bir aksam yemeginde, masada elimi yanagima dayamis sekilde dinliyor süsü vererek bir kez uyumusum!! Suratimda "allah allah, hadiii" diyen de bir ifade var, nasil olmussa :))

Howard Griffiths'in ne harika Türkce bildigini de eklemek gerek :) Ankaralilar bilirler demissin ya ;) görev bildim simdi bu notu eklemeyi ;)

Sevgiyle...

ekmekcikiz dedi ki...

Ay Çobanı Ayça hoşgeldin!
:)

Ertesi sabah arkadaşlarım, nasıl uyuduğumun taklidini de yaptı. Yüzümde sakin bir tebessüm, sanki huşu ile bir romans dinliyor havasında... Olacak şey değil o gürültüde, amma, oldurmuşum işte.:)