Çarşamba, Nisan 25, 2018

BALONDAN KAPADOKYA SEYRİ

Yıllar önce Kapadokya'ya gittiğimizde Bayan E. "o balon gezisine katılamazsın, burada sen dönene kadar fenalık geçirerek bekleyemem" diyerek ültimatomu çekince, biraz da balon gezisi için çok erken kalkma mecburiyeti nedeniyle, arkadaşımı kırmamış, balona binmemiştim.
Bu sene yeni bir Kapadokya gezisi imkanı doğunca, grubumuzdaki arkadaşlardan biri ile birbirimize "sen binersen binerim" desteği verip balon gezisini de programa aldık.

Son senelerde Kakpadokya'da balon uçuşları turizm içinde ayrı bir uzmalık konusu haline gelmiş anladığım kadarıyla. Tüm süreç düzenli bir programla yapılıyor ve  organize şekilde gerçekleştiriliyor.
Uçuş şirketinin aracıyla, sabah 04:30'da otelden alındık, diğer yolcuların hepsiyle bir kahvaltı salonunda buluştuk. Saat 06'yı geçerek, yine araçlarla balonların havalandığı Göreme yakınındaki vadiye götürüldük. Az sonra herkes balonlarına yerleşip, sırayla gökyüzüne yükselmeye başladı.




Balonlar kalkışa hazırlanıyor
Aracımızdan inip balona yerleşmeden hemen öncesi, çevredeki faaliyet ve hareket dikkat çekici.



Gökyüzüne yükselmek için sıcak hava gerekiyor
Balonların içinde homurtu halinde duyulan ama dışarıya da ciddi ses efekti yapan bir işlem bu.



Havalanmaya başlıyoruz
Kısa süre içinde balonun sepetine yerleşiyoruz, etrafta havalanmaya başlayan pek çok balon var.



Artık havadayız
Henüz 700 metreye ulaşmadık ama, az kaldı, sakince ve hızla yükseliyoruz.



Yüzlercesi birarada
Etrafımızda mantar tarlası ya da denizanası sürüsü var sanki, her yerde balonlar var.



Güneş doğuyor
Yerden yükseldikçe güneşin ışıklarıyla merhabalaşıyoruz.



Peri bacalarıyla dans
Bir süre yukarda dolaştıktan sonra biraz alçalıp, peri bacalarına yakından bakmaya başlıyoruz.




 Öyle yakınız ki
Kocaman peri bacalarına yukarıdan o kadar da büyük değilmiş havasında bakıyoruz. 



 Morning kiss
Bazen balonlar birbirine çok yakınlaşıyor, ama herşey kontrol altında, pilotlar birbirleriyle sürekli telsizle haberleşiyorlar.



Aşıklar Vadisi üstünde
Bir önceki gün yürüyerek dolaştığımız etkileyici vadiye bir kez de yukarıdan bakıyoruz.



Artık yere inmek zamanı
Bizim pilot gayet usta şekilde,  balonu onu taşıyan aracın üstüne hem de hiç sarsmadan indiriyor; diğer balonların bazısı araca bazısı toprağa iniyor.



Balonumuz sönüyor, birazdan toplayacaklar
Her balonun büyük bir ekibi var; her gün o balonların taşınması, açılması, şişirilmesi, uçması, konması, söndürülmesi, sarılması gerçekten dikkat ve özen isteyen işler.

Hasılı, balonla  sadece  bir saatlik bir gezi yapmış olsam da, çocukluğumun en sevdiğim kitaplarından biri olan 80 Günde Devrialem'i bir nebze de olsa yaşadığım için mutluyum.



Cumartesi, Nisan 14, 2018

erguvan seyrine niyetlenebilirsin de talihine ne çıkarsa...

 ... işte, istanbul öyle bir şehir; bir tarafındaki denizde sis yüzünden kıpırdayamaz kalırsın, diğer tarafındaki denizde güneşli bir yürüyüş yaparsın.
erguvan mevsimi geldi geleli, içimiz kıpır kıpır. boğaz vapuruna binelim, boydan boya erguvan seyredelim istiyoruz.
bir grup arkadaş bu sabah için sözleştik, üsküdar'dan şehir hatlarının özel  boğaz turu vapuruna bindik, çevremizi seyrederek kanlıca'ya doğru yol alıyoruz.
biraz sis var galiba dedik, bakınırken. sonra tepeler görünmez oldu, sonra denizde görüş mesafesi iyice kısaldı.
üstelik boğaz'ın erguvanları henüz tamamen açmamış, büyük kısmı tomurcuk halinde, tek tük açılıp renklenen var. gel gör ki, güneş olmayınca, o güzelim renkleri parlayıp göz alamıyor ki!





vapur yolculuğumuz boğazın kavaklarına kadar sürdü. rumelikavağı'nda inmedik, son iskele anadolukavağı'nda indik.
biraz köy içinde gezinip, yoros kalesi yoluna doğru çıktık, ama, çıksak bile aşağıyı göremeyeceğiz diye geri dönüp kıyıda bir balıkçıda oturduk.
balık, kalamar, midye tava, salata derken bir güzel doyduk. kahvelerimizi içtikten sonra, bu sefer sahil tarafına yürüdük, ağ çeken balıkçı teknesini seyrettik.
o sırada denizin üstünde döne döne uçan, bir iki dakika sonra durup suya dalan, sonra bir iki dakika sonra tekrar döne döne uçan yelkovan kuşlarını gördük.
ben böyle etkileyici bir gösteriye hiç şahit olmamıştım. bakmaya doyamadık.





vapurun saati gelince bindik, gelirken oturduğumuz alt ön salona yine yerleştik, yine çevreyi seyrederek boğaz'ı bu defa yukardan aşağıya doğru geçmeye başladık.
üsküdar meydanı, düzenleme inşatı nedeniyle karmakarışık ve keşmekeş halindeydi. minibüs, dolmuş ne bulduysak binip evlerimize doğru yola koyulduk.




mahalleye yakın yerde inip yürümeye başladım.
bizim mahallenin erguvanları -zaten biliyorum ve görüyorum- yine coşmuş taşmış, ışıldıyor.
bir daha sefere erguvan turunu anadolu yakasıyla sınırlı mı tutsak nedir?



üstelik bizim mahallede sisten eser yok, gökyüzü pırıl pırıl, güneş ısıtıyor.
o beyaz örtü nasıl kalkmış olabilir diyor ve bana inanmıyorsanız buyrun işte ispatı, arka sokaktaki bahçede açan jakarandalar ve üzerlerindeki mavi gökyüzü.
istanbul baharı böyledir; şaşırtır insanı...


Çarşamba, Nisan 11, 2018

ANKARA BAHARI


Bi koşu gittim geldim, Ankara'ya. 
Otobüs yolculuğu molasız cinsindendi, biraz yordu beni. Belki de nevazil oluyorum diye direncim düşmüştü, halsizdim; yorgunluk hissi ondan sebepti.
Geçen hafta giderken hava pırıl pırıl ve açıktı. İzmit civarında yol kenarındaki vadilerde erguvanlar coşmuş açmıştı. 
Bozkıra yaklaşırken yeşil azaldı haliyle, onun yerine şunun gibi bir kaç bulutu seyrettim durdum.




Ankara'da zaman, orada oluş nedenime uygun olarak, kızımın evi için yiyecek alış verişi yapmak, yemek pişirmek, buzluğu doldurmak, buzdolabını kalabalık hale getirmekle geçti.
Cumartesi günü, birlikte evden çıkıp ODTÜ'ye yürüdük. Kızım topluluk çalışmasındayken ben deli gibi patlayan bahar dalları arasında gezindim.
Bu sene bahar Ankara'ya -ılık geçen kışın etkisiyle olsa gerek- erken ve tüm coşkusuyla gelmiş, sanırım. Ben oradayken hava da ılık ve güneşli geçti, tam bahar şenliği oldu.





Bir akşamüstü Kızılay civarından başlayıp, Esat, Tunalı diye devam eden bir tur yaptık.
DOST kitapevine gittik, küçük butikleri ve hediyelik eşya dükkanlarını dolaştık. Sonra Esat'a geçip, bin tane kadar olan  ASPAVA'lardan birinde, bol ikramlı bir yemek yedik. Bulunduğumuz yerin anneannem ve teyzemin eski evlerine ne kadar yakın olduğunu fark edince, yemek sonrasında kızımla o sokaktan geçtik, eski evi gösterdim ona ve çocukluğumun anılarını anlattım. Oradan ver elini Tunalı, nasıl da cıvıl cıvıldı yine...
Güzel bir Ankara akşamı yaşadık, birlikte.




Sadece bahar dalları değil, leylaklar da mis gibi açmıştı, bahçeler dolusu.
Mor salkımların eli kulağındaydı.
Ve  en çok sevindiğim iki erguvan gördüm şaşkınlıkla; biri üniversitenin bahçesinde kuytu bir köşede, diğeri Arjantin ilkokulunun karşısındaki apartmanın bahçesinde.
Oluyormuş demek!