Çarşamba, Mayıs 16, 2018

KÜBA GÜNLÜĞÜ - 5

18. yüzyıldan itibaren şeker kamışı üretimi sayesinde zenginliğin zirvesini yaşamış ve şimdi onun anılarını taşıyan güzel bir şehir Trinidad. Kahvaltı sonrası tatil köyünden çıkıp, şehri keşfe başlıyoruz.



Trinidad'ın ufak tefek değil de hallice taşları 

Yolları yuvarlak  taşlarla döşeli, otelden çıkmadan önce uyarıyor rehberimiz "düz ve sağlam ayakkabılar giyin, yolda kaymayın" diyerek.



Ünlü müze ev, Casa del Alfarero

Gezimiz esnasında eskiden kalma bir zengin evini, bir Sanaterian dini (Afrika kökenlilerin Hristiyanlığı kendi inançlarına uyarlaması sonucu oluşan din) mabedini gezip Canchanchara isimli kafede mola verip limon suyu bal karışımı içkileriyle serinliyoruz.



Süslü bir Trinidad evi, sağ köşede ucu gözüken bitki evle yaşıtmış

Öğlen yemeğine kadar geçen sürede kendimizi hediyelik eşya alış verişine adıyoruz; kadınlar ufak tefak süs eşyası, erkekler puro peşindeler.



Plaza Mayor meydanındaki süslü heykeller, seramikler, arka planda konaklar

Trinidad'dan itibaren hava çok sıcak ve rutubetli olmaya başladı. İstanbul'da olsa yerimizden kıpırdanırken söyleneceğimiz türden bir havada, turist olmanın verdiği sınırlı zaman baskısının itici gücüyle habire dolaştık durduk.




Camaguey şehrine doğru yoldayız, arkada Küba'nın en yüksek dağları

Trinidad'tan çıktıktan sonra yolumuz uzun bugün, mola verip dinlenmeye çalışıyoruz. Yolda Che'nin hayatını anlatan bir film izliyoruz, Küba müzikleri dinliyoruz.
Akşam otele ulaşıp yemek yedikten sonra yine yerimizde durmuyoruz ve şehre müzik dinlemeye gidiyoruz. Bulunduğumuz mekan bir iç avlu şeklinde. Burada turist az, daha çok Camaguey'lilerin oluşturduğu insanların bir hafta sonu akşamı eğlencesine tanıklık ediyoruz. Dans eden çiftlerin zarif ve kıvrak hareketlerine hayran oluyoruz.



Bizim çocukluğumuzda evlerin salonlarının süsü kauçuk bitkisi, burada kocaman ağaç halinde

Sabah kahvaltıdan sonra Camaguey'in keşfi var sırada; şehir 1514 yılında ilk kurulan İspanyol şehirlerinden. Bağımsızlık savaşının kahramanlarından Ignacio Agramonte buralı. 



Eski binalar onarılmış, UNESCO desteğiyle bakım görmüş

Bisikletin çektiği bir tür fayton olan bicitaxi ile kısa bir şehir turu yapıyoruz. Dar sokaklara otobüsle giremeyeceğimiz ve tümünü yürüyerek dolaşmak çok uzun süreceği için bu hafif ve hızlı turdan memnun kalıyoruz. Fakat, maalesef hava yine çok sıcak.




Seramik sanatçıcısı Martha Jimenez'in mutluluk veren eseri, Üç Kadın

Gezdiğimiz meydancıklardan birinde bir sanatçının atölyesi var. Martha Jimenez, Eskişehir'de de eserleri parklara konmuş, dünyada tanınan bir sanatçı. Eserlerinin taş baskıları bizim gruptakilerin çok ilgisini çekiyor ve çoğu kişi satın alıyor.



Küba'nın milli marşı La Bayamesa'yı yazan Pedro Figueredo'nun heykeli

Yolumuz bugün de uzun, Bayamo'dan geçiyoruz, kısa bir mola verip meydanda turluyoruz. 
Hedefimiz Küba'nın ikinci büyük şehri ve ilk başkenti olan Santiago de Cuba. Burada iki gece kalacağız. Otelimiz büyük ve rahat burada. Biraz dinleniriz belki, ama sıcak ve rutubet arttı iyice.



2 yorum:

Oytunla Hayat dedi ki...

Sıcak ve rutubet daha da yormuştur sizi eminim...
Ama çok keyifli bir gezi...
Bayılarak okuyorum ♥

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Yolculuğun sonuna doğru zorlandık doğrusu, ama gezmek ve bilinmedik yerleri görmek var ya acayip enerji veriyor. :)