Perşembe, Ocak 23, 2020

GÜZEL SERGİLER VAR, KAÇIRMAYIN...

Bronşiti gönderdim, çok şükür. Arada uzunca nefeslenerek de olsa, sokağa çıkmak, yürümek ne güzelmiş. 
Hazır kızım İstanbul'dayken birlikte yapmaktan en  hoşlandığımız Beyoğlu'na çıkmaktan  güzel sağlık kutlaması olur mu?
İlk hedefimiz Zencefil
İstiklal Caddesi'nin başındaki Aksanat'ın sokağına girip, soldaki ilk sokağa (Kurabiye Sokak) dönünce, az ileride sağ tarafta.
Kızım henüz doğmamıştı,  Zencefil'e giderdim. Yine  gidiyorum ve artık kızımla birlikte...
Balkabağı çorbası, pırasalı kiş, mantarlı kabak pek nefisti.

Karnımız doyunca önce İstanbul Modern'e gittik. 
Oradaki eğitim programına gidip gelirken sergileri gezmiştim. Aradan geçen zamanda Ara Güler'in İstanbul Fotoğrafları sergisi bitmiş, Lütfi Özkök'ün Portreler sergisi başlamış. Lütfi Özkök'ün hayatını ve bir dönemin önemli  edebiyatçılarının şahane portrelerini izledik.
Benim önceden gördüğüm ve yakında bitecek olan Canan Tolon sergisini ve müzenin sürekli sergisindeki eserlerini kızım da ilgiyle izledi.

Bir mola alıp dinlenmek ve nasılsa aklımıza düşmüş olan ekmek kadayıfı yemek eylemini gerçekleştirmek üzere, doğru Balık Pazarı'na gittik. 
Sakarya Tatlıcısı'nın benim bildiğim otuzbeş senedir (aslında çok daha fazla) değişmeyen küçük dükkanında oturduk. Kızımın "bir porsiyonu paylaşacak mıyız, o ancak bana yeter" itirazı üzerine, birer porsiyon kaymaklı ekmek kadayıfı yedik ki, ohh!

Tatlının üzerine Hacopulo Pasajı'nda oturup, birer çay içmeyi de ihmal etmedik, haliyle.

İyice dinlendiğimize göre, yeni bir sergi daha geçebiliriz. 
Bu defa  hedefimiz Galatasaray'daki YKB Kültür ve Sanat Merkezi'ndeki "Bir Zamanlar Toroslar'da, Sagalassos" sergisi.
İki sene önceki şahane bir gezide gördüğüm Sagalassos'u bu kez tarihi perspektifiyle, eserleriyle, canlandırmalarıyla, nefis anlatımıyla yeniden görmek müthiş keyif vericiydi.
Sadece bir ören yerinin değil, coğrafyanın, tarih döneminin arkeolojik, antropolojik, etnolojik her türlü açıklamasıyla birlikte anlatıldığı sergi, her bakımdan etkileyiciydi.

Günler yavaştan uzamaya başlasa da, kış mevsimindeyiz, gündüzler bitiveriyor.
Gün biterken Karaköy'e inip Bostancı motoruna yetiştik, sonra deniz üstünden seyir bakarak köyümüze doğru yola çıktık.



Fotoğraf Sagalassos sergisinden, antik kent bölgesinde Ağlasun  civarında tarihin eski dönemlerinden beri yetişen ağaçlardan örnekler. 

6 yorum:

tülin dedi ki...

İstanbul'u böyle yaşamak lazım dedim okurken. Tam da anlattığınız gibi. Severek, sindirerek.
Teşekkürler.

Zelda Capulet dedi ki...

Ne güzel bir gün :) Kim bilir şu kahveyi içmeyi başarırsak belki böyle bir günü birlikte de yaparız. Öpüyorum çok...

Sumuklubocek dedi ki...

Ne guzel... ben de gezdim sizinle; tam eski tanidigim Beyoglu diyerek.

Son Istanbul ziyaretimde cok ozledigim halde ozellikle gitmemistim Beyoglu'na. Sirf fazla betonlastigini gorup resim/videolarda anilarimda kaldigi gibi kalsin diye dusunerek.

Ama yazinizi okuyunca hata mi yapmisim demeden de gecemedim...

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Tülin,
İstanbul henüz bu kadar bildiğim haline yabancılaşmamışken, onu sevmek daha kolaydı. Şimdi o sevgiyi canlı tutabilmek için, eskinin anısının izinden gitmek gerekiyor.
Sevgler.

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Zeldacığım,
Evet evet, gerçekten kahve randevusunu başardıktan sonra, devamını da getirelim. Devamı için Beyoğlu çok iyi fikir. :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Sevgili Sümüklüböcek,
Aslında Beyoğlu istanbul'da göreceli olarak az değişen yerlerden. Tarihi dokusu onu koruyor. Asıl değişiklik insan faktöründe oldu bence ve sadece turistik olmakla da ilgili değil bu değişiklik.
Gelecek defa kendi gözleminizi ve izleniminizi edinmeniz en iyisi, sanırım. :)