Cumartesi, Aralık 30, 2006

"EKMEK TÜM ACILARA İYİ GELİR"


Bu fotoğraf Selin Çağlayan'ın güzel sitesindeki ekmek tariflerinden birinde yer alıyor, çok iştah açıcı, öyle değil mi?
Yukarıdaki fotoğraf gibi, başlıktaki bu söz de benim değil. O da "mutfaktazen"de okuduğum bir yazıdan;
bir İspanyol sözü imiş.
Herşey Tijen İnaltong'un Radikal'deki yazılarını okuduğum zamanlarda başladı!
Herşey: Önce her haftasonu o yazıları kaçırmadım hiç, sonra gazetedeki yazıları, nedense sona erince, "mutfakta zen" blogunu buldum, onun sıkı bir izleyicisi oldum. Geçen sene birara başlığını yukarıya yazdığım yazısını okudum ve o günden sonra "ben de ekmek yapabilirim, ah bir ekmek yapsam" düşüncesi kafamda dolaşıp durdu. En sonunda cesaretlenip evde, kendim mayalayıp,yoğurarak ekmek yapmaya başladım. Ailemdeki tüm bireyler benim bu hevesimden paylarını alıyorlar; yaptığım ekmekleri onlara tattırıyorum. Kısa zamanda bu çalışmalarım aranır ve istenir oldu. Ancak, itiraf etmeliyim ki, artık sadece onlara ekmek ve türevlerini yapmak bana yetmez oldu.
Geçen hafta, üç genç arkadaşımın bizim yakaya yollarının düşeceğini öğrenince;
DUYDUM Kİ, PAZAR GÜNÜ BİZİM YAKAYA GEÇECEKMİŞSİNİZ. DİYORUM Kİ, HAZIR TEEE
KARŞILARA GİDİYORKEN, BİRAZ ERKEN DAVRANIP, BANA KAHVALTIYA GELİR MİYDİNİZ?
HEM NE ZAMANDIR GÖRÜŞEMİYOR OLMANIN ACISINI ÇIKARIRIZ, HEM DE SON MARİFETİM OLAN "EVDE EKMEK YAPMA" ÇALIŞMALARIM İÇİN, TAT DENETİMİ YAPARAK KATKIDA BULUNMUŞ OLURSUNUZ.
diyerek bir mail gönderdim ve de onların olumlu cevabıyla çook sevinerek, hazırlıklara koyuldum. Onlara üç çeşit ekmek yaptım: Birincisi klasik bir "Söke Un" karışımı olan "7 Tahıllı Ekmek", ikincisi küçük, çıtır, sandviç ekmeği-francala kerışımı olarak tanımlanabilecek "Alman Ekmeği" ve üçüncüsü de peynir ve biberiyeli "Foccacio" idi. Bu arada mayalanma sürelerini beklerken, hazır elim değmişken deyip bir de "eritilmiş bitter çukulata soslu kakaolu kek" çıkarıverdim aradan! Evet, biraz abartmış olduğumu itiraf ediyorum, yalnız bilinmeli ki çok büyük bir zevk alarak ve mayaladığım her ekmeğin kabardığını görünce adeta havalara uçarak bir sabah geçirdim. Herşey bittiği an, arkadaşlarım kapının zilini çaldılar ve sonra da tatlı bir sohbet eşliğinde ekmekleri ve onların tamamlayıcılarını tüketerek, paylaşılan zamanı ve dostluğu çoğalttık.
Sonra, bana aşağıdaki mail geldi:
"Pazar sabahından beri gündüzüm gecem o ekmekleri düşünmekle geçti desem inanır mısınız? Önce bi annemlere anlattım, anlatırken karnım acıktı; sonra şirkettekilere anlattım anlatırken karnım acıktı; sonra erkek arkadaşımla telefonda konuşuyorduk, anlattım, anlatırken karnım acıktı. Yani nedir bu hal, nereye gidecek bu işin sonu bilemiyorum.
Sizin bahsettiğiniz yazıdaki gibi ekmekten midir ekmeğin bir çeşit terapi olması yoksa sizlerle geçirdiğimiz güzel vaktin yansıması mıdır bilmiyorum, bu işi ekmekli veya ekmeksiz tekrarlamamız lazım, biran önce..."
İşte hikaye bu...
Haa, tabi bu arada birde şu blog işine bulaşmak durumu var. Onun da başlangıcı biraz "mutfakta zen"e dayanıyor yine. Günlük yazıları izlerken, zaman zaman yan sütunda link verilen sitelere, bloglara gire-çıka, oradaki ilginç günlükleri ve yazıları okuya okuya, ben de yazsam mı acaba diye düşünmeye başladığım sırada sevgili bir arkadaşım "ben blog yazmaya başlıyorum" dedi ve bu iş artık önüne geçilmez bir şekilde beni kendisine çekti.
İşte diğer hikaye de bu...
Şimdi kendimi, (şu sıralar sadece kendime ifade ediyor olsam da) burada anlatıyorum ve bu anlatma işinden büyük keyif alıyorum. Kimbilir, utangaçlığım geçerse, birgün arkadaşlarıma da blogumu tavsiye edebilirim, belki...

Hiç yorum yok: