Salı, Şubat 13, 2007

BREAKING AND ENTERING (HIRSIZ)

Fragmanını görüp, yönetmenini ve oyuncularını öğrendiğimden beri beklediğim bu film, Londra'da yaşayan, karşılaşan bazı Avrupalıların birbirleriyle ilişkileri üzerine... Doğrusu, sanırım senaryodaki aksaklıklar nedeniyle, beklentimin altında kalan bir film oldu. Demiştim, önce. Sonra ayın 14'ü tantanasından kaçarak, iki sevgili arkadaşımla tekrar bu filme gittim. Demek ki, ikinci seyri hakediyor bu film, iyi ki de gitmişim çok beğendim, bu defa.

Filmin açılış sahnesinde Jude Law'un (İngiliz Will) karakterinin yaptığı; kadın-erkek ilişkisinde "ne zaman, tam olarak hangi anda, birbirinden uzaklaşmaya başlandığına" dair yorum bile, filmi seyretmek için yeterli bir neden. Kaldı ki, oyuncunun kendisi de bu nedenin kuvvetlenmesine katkıda bulunuyor, hiç kuşkusuz!

Filmlerini seyretmeye bayıldığım oyuncu Juliette Binoche (Saray Bosnalı Amira) ve yine çok beğendiğim Robin Wright Penn (İsveçli Liv) de filmin diğer artıları.Ayrıca yan karakterlerdeki oyuncular da tek tek çok başarılılar.
Filmin, güzel görüntüleri ve başarılı anlatımı yanısıra, sevdiğim bir kent olan Londra'da geçmesi benim için cazibesini artırdı.


Eee? O zaman, neden ilk başta "pek olmamış bir film bu" yargısı ile işe başlamış oldum? Çünkü, filme çok yüksek bir beklentiyle gitmiştim, olağanüstü bir sonuç bekliyordum. Oysa, pekala, yüksek sesle haykırmayan, o şehirde o sırada yaşananı, Avrupa'nın aslında tek parça olmayıp kuzeyi-güneyinin kendi içinde bile farklı olduğunu, en önemlisi herkesin ikinci bir şansı hak ettiğini anlatan bir film bu.
Peki, sonuç? Sonra bu yazıyı bulunca, görüşlerime benzer olduğunu gördüm, sevindim.
"Hırsız"ı görün; oyuncuları için, farklı dünyaların çatışması için, Londra'nın değişik görüntüleri için, birbirine değen ve koşulların dayatmasıyla biraraya gelemeyen veya başka bir noktada o şansı yakalayabilen insanları için...

Hiç yorum yok: