Pazar, Mart 30, 2008

TANRININ VADİSİNDE/ IN THE VALLEY OF ELAH

Yüzlerini sık göremediğim, bazen mesajlaşıp, arada telefonla konuştuğum ve buraya yazdıklarımı okuyan arkadaşlarım, "ooo, yine gezmişsin" derler.
Burayı unutup, "aa, nerden çıktı gezme" deyiveririm; "hiç bir yere gittiğim yok".
Aslında mesele, sinemaya gitmeyi "gezme" olarak algılamayışımdan kaynaklanıyor. Hani, farklı bir yere, yola gitsem tamam da, sinema gezme mi sayılır?

Bugün akşamüstü, dün akşamdan beri evde bulunan kız nüfusunu (kızım, iki sınıf arkadaşı ve yeğenlerim) besleyip, derleyip toplamaktan sırtım tutulmuş halde kendimi karşı kıyıya attığımda ilk durağım bu haftanın ilgimi çeken filmiydi.

In the Valley of Elah, Paul Haggis'in çok Oscar alan filmi Crash'dan sonraki yönetmenliği. Anlaşılan 11 Eylül sonrası ortamda pek beğenilen Crash'a rağmen, bu filmdeki sert tavırlı savaş, ordu ve Amerikan sistemi eleştirisi filmin gözardı edilmesine neden olmuş.
Oysa, oyuncularıyla, anlatımıyla ve "uluslararası yardıma muhtaç oluşu" ifade biçimiyle (ters çevrilmiş bayrak) hiç de gözardı edilemeyecek bir film.

Beyazperde'deki kritikten bir bölüm:
Oldukça ağır tempolu ama iyi kurulmuş, merak unsurunu canlı tutmayı başarabilmiş bir film Tanrının Vadisinde. Adım adım yeni bilgilere ulaşılıp olayın aslında hiç de ilk bakışta gözüktüğü gibi bir vaka olmadığı ortaya çıktıkça, babasıyla birlikte biz de kayıp asker Mike’ı tanıyoruz. Ve onun özelinde, Irak’a giden genç yaştaki hevesli askerlerin neler yaşadıklarına, nasıl değiştiklerine dair bir fikir ediniyoruz.


6 yorum:

şule dedi ki...

Bu filmi merak ediyordum ben de. İyi ki yazmışsın. En kısa zamanda gitmeli :)

pelin dedi ki...

ah yazdim yazdim sonra hepsi uctu gitti:(

pazar gunu izledim ben de bu filmi. cok guzeldi gercekten. bosuna degilmis Crashi hatirlamam demekki.
bizim okulun yemekhanesinde calisirken oraya gelen asker universite ogrencilerini hatirlatti bana. hepsi orta sinif ailelerin cocuklari. universite okuyabilmek icin orduya katiliyor cogu. o sirada savas cikarsa gonderilmek sartiyla tabi. oyun oynar gibi ulkelerinde yaptiklari askerlik. sonra savasin icine dusunce ne yapacagini sasirmis bir avuc cocuk olacaklari aslinda basindan belli.

film gercekten cok iyiydi. Susan Sarandon kisa olan sahnelerinde ne kadar da etkileyiciydi.

bir de nerde bu zencefil merak ettim? cok hos geliyor kulaga anlattiklarin.

ekmekcikız dedi ki...

Merak etmeyin, sinema yazarınıza sorun efendim.:))
Abarttım, di mi Şulecim?
:)

ekmekcikız dedi ki...

Pelinciğim,
Savaşa gitmek gerekince, dünyalarını şaşıran delikanlıların hali, sahiden üzücü. Beri yandan da, insan onlara üzülsün mü, devletlerinin saldırganlığının bedelini onlar ödediği için kızsın mı, bilemiyor doğrusu.

Zencefil, Taksim'e yakın Kurabiye sokakta. Sen buralara gelirsen, gideriz bak, ne güzel olur.
:)

şule dedi ki...

yok vallahi abartmadin. ben de yoruma senin benim biricik sinema elestirmenim olduguna dair bir sey yazacaktim, hadi dedim yazmayayim, abartiyorum sanacak. oysa zevklerin ortustugu birinin elestirileri o kadar degerli ki. Yaz sen yaz, ben en sıkı takipçiniz ve daimi hayranınızım sayın eleştirmenim :)

ekmekcikız dedi ki...

Mahcup oldum Şulecim, teşekkür etsem...
:))