Cuma, Temmuz 11, 2008

AKVARYUMDA BALIK OLMAK

Kedimiz Mişa, nerdeyse iki sene oluyor, bizi terketti. (Hikayesini şurada anlatmıştım.)
Aynı sene, çocukların baba evindeki dostları siyam kedisi Siyami de henüz bir yaşını doldurmamışken -genetik bir hastalıkmış- ölünce, çocukların hayal kırıklıkları ve üzüntüleri katmerlenmişti.
Geçen seneye kadar, eve yeni bir canlı alalım talepleri olmadı.

Kızım, bu sene yeniden kedi istemeye başladı. Bana sorarsanız hemen alırım ya, korkuyorum, ya yine arıza çıkarsa?
Sonunda, kediden geçtim kuş, balık alalım bari demeye başladı.

Geçende Çim Adam'ın kavanozdaki balığını görünce,
Şule'ye hemen sordum; "bakımı zor olmuyor mu?" "Aslında, zor değil. Ancak, erbabından bakımının püf noktasını öğrenene dek, bir-iki kayıp verdik" dedi.
Şimdi düşünüyorum, acaba bir sürpriz yapsam mı, miniğime?

Bugün, arkadaşımdan gelen bir postanın ekinde şu kısa film vardı. Berlin Film Festivali'nin kısa film yarışmasında ödül almış.
Filmi seyredince, yine kavanozda balık beslemek fikrinden vazgeçesim geldi.




Haksız mıyım?



16 yorum:

metin dedi ki...

Ekmekçikız Hanım,

Bence balığın yeri denizdir, ırmaktır, göldür. Kuşunki de gökyüzü.

Kediye gelince... O artık binlerce yıldır evde yaşamanın rahatına alıştı. O yüzden evde [gene] bir kediniz olsa fena olmaz. Yine de siz bilirsiniz tabii.

Amma velakin, tatile çıkmak istediğinizde zor oluyor. Ben kimselere güvenemediğim gibi kedi pansiyonlarına hiç güvenemiyorum. Bir de kaybolunca veya ölünce çok kötü oluyor insan.

(Filmin özellikle sonu çok hoşmuş.)

funda dedi ki...

Ben de mutlu sonu çok sevdim. Ve tam da balık alma düşüncesinde bu filmin karşınıza çıkması keramet mi demeli yoksa tesadüf mü. Ama bana da o küçücük kavanozlarda pek bi canları sıkılırmış gibi geliyo balıkcıkların kıyamıyorum.

metin dedi ki...

Ekmekçikız Hanım, izin verirseniz Funda Hanım'a seslenebilir miyim buradan:

Funda Hanım,

Kapınızı ilk kez çalıyorum. Merhaba. (...Demiştim ki, sizin bloga sadece blogspotçuların yorum yapmasına izin verdiğinizi farkettim.)

Birşeyi merak ettim: Tereyağının orda ne işe yarayacağını sordunuz mu anneanneye?

Bir de şeriğin cinsini söyleyip ölçüleri de verebilir misiniz acaba mümkünse?

metin dedi ki...

Pardon, "şeriğin" değil, "eriğin" olacaktı...

ekmekcikız dedi ki...

Metin Bey,
Aslına bakrsanız, evde yaşayacak canlı konusunda, ben de sizin gibi düşünüyorum. Gelgelelim, kız çocuklarını bilirsiniz; bir tutturdular mı.... Üff, yani!
Neyse, zaten bu konuyu kapatmıştım, en iyisi bu son ikircik durumundan sözedip hiç canlandırmayayım, konuyu.

Film çok hoşuma gitti, benim de.
:)

ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Funda,
Tesadüf olsa gerek. :))

Film özgürlük duygusunu anlatarak, canevimden vurdu, beni.
:)

ekmekcikız dedi ki...

Metin Bey,
Şeriğin (!) tarifine karışamıycam, ama, tereyağının hikmetini bilirim.
Reçelin renginin parlak olması için konulur, fındık-ceviz arası büyüklükte bir parça tereyağı.
:)

metin dedi ki...

Kalın kafam, tahmin etmem gerekirdi! Teşekkür ederim Ekmekçikız Hanım. Şimdi Funda Hanım da tarifi yaparsa tamamdır yani.

funda dedi ki...

Metin Bey inanın sadece blogspotçulara izin verdiğimin farkında değilim ve hatta blog yazma konusunda da çok acemiyim deneyerek ve yanılarak bişeyler yazmaya çalışıyorum.Diğerlerine nasıl izin vereceğim konusunda bilgilendirirseniz eğer hemen uygularım. Bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıpmış değil mi :) Tereyağı aynen Ekmekçikızın anlattığı işe yarıyormuş ve reçelin yada marmeladın taşmamasını sağlıyormuş anemden öğrendim. Ve her cins erikten marmelat yada reçel yapılabiliyor. Ama benim kullandığım büyükçe ve koyu renk olanlardandı.1 kilo şeriğe 1 kilo şeker konuluyor. Ölçüsü de bu . Umarım bilgilendirici olmuştur. Sevgiler ve Ekmekçikıza teşekkürler yer işgalim için

ekmekcikız dedi ki...

Estağfurullah, Metin Bey, kalınkafalılık olur mu?
Bu mutfak sırları, sanki bazı kadınların genleriyle öbür nesildeki kadınlara aktarılıyor. Öyle sanıyorum. :)

Funda, rica ederim yer işgali olur mu, çok memnun oldum. :)

B5 dedi ki...

Kuslar, surungenler, baliklar bir yana evcil hayvanlarin yeri insanin yanidir elbet, gelisimini oyle yapmis, bir de turleri yaratilmis. Dogada kosar oynar da, sonra insansiz yerde yasayamaz ki evciller.
Dogadan koparilip alinmadikca kultur incisi gibi yapay ortamda yetistirilmis olanlarin evlat edinilmesine karsi degilim : ).
Iyi egitilmis cocuklara daha da iyi meziyetler kattigini dusunuyorum. Evcil hayvan beslemek neyle karsilastirilabilir ki :)

Hayvan seven birine ne alsaniz o canliya zaten baglanacaktir. Baliklarin hafizasi 4 saniye degil mi zaten (tamam, bu son gerekce etik disi, saka :)))))


ps. Iyi egitilmis cocuk = hevesi gecince hayvani birakmayacak cocuk. : )

ekmekcikız dedi ki...

B5ciğim,
Bu eğitim konusu önemli. Sorun, bizim usullerle alaturka yetiştirilen çocuklarda değil, onları yetiştiren bizlerde.
Çocuklarımıza sorumluluğu öğretmenin iyi bir yolu, evcil hayvanla yaşamaları.
Ancak gördüğüm, tam senin dediğin gibi, "heves" noktasında işler karışıyor.

Elif dedi ki...

Valla Ekmekci, kedinin olumu uzuyorsa, baliklar o kadar cabuk oluveriyorlar ki, vay sizin halinize! :oP

Alin bir kedi yine caniiim. Herkes, hersey oluyor. Oluyor diye sevmeyecek miyiz? :o)

www.elifsavas.com/blog

metin dedi ki...

Elif Hanım,

Bugün bir vesileyle sizin oraya yolum düştü. Şöyle bi dolandım ortalıkta. Kedi ve müzik; bu iki hususta pekalâ anlaşabilirmişiz, onu farkettim!

Yeni CD'ler çıkarmadınız mı diye de sorayım size...

metin dedi ki...

Funda Hanım,

Tarif için çok teşekkürler.

Ben wordpressçi takıldığım için blogspottan anlamıyorum maalesef! Blogspot kullananlar (e işte mesela evsahibemiz) yardım edebilir bu konuda diye düşünüyorum.

Benim de "şerikli" bir tarifim var. Belki birgün yazma fırsatım olur.

Tekrar teşekkürler, saygılar.

ekmekcikız dedi ki...

Elifciğim,
Tabii ki seveceğiz! :))
Ne kadar çok seversek, o kadar çok da üzüleceğiz, beri yandan.:(

Dur bakalım, alırız bir şeyler, bir ara.:)