Pazar, Ekim 05, 2008

YANILSAMA

Başlığı yanılsama diye attım, bir yandan da düşünüyorum; illüzyon daha mı iyi olur diye.
Çıkmasını heyecanla beklediğim bir kitap vardı.
(Burada parantez açmak zorundayım. "Çıkmasını" demişim, "yayınlanmasını" değil. Düzelteyim dedim, vazgeçtim. Yayınlanmak sanki daha ciddi, benim ulaştığım sonuç için, "çıkmasını" demek daha uygun olacak.)
Bir aydan fazla oldu, yazmıştım da erken erken alıverince.

İlk sayfalarda bir soğuk duş! Bu mu yahu, beklediğim yazı?
Nedir bu, kötü çeviri gibi yazılmış cümleler?
Aaa! Bu kitabın editörü yok mu, açık yalnışlar var, not almalı. Sonra bıraktım ipin ucunu, eleştirmenler düşünsünler not almayı, bana ne? Okurum, zevk alırım veya söylenirim. İşte bu kadar.
Romanın (yine parantez, daha doğrusu roman olduğu söylenen metnin) içine giremeyince, geri kalanını görev gibi ağır ağır okudum. Sonunda iki gün önce bitirdiğimde, önce üstünden atlayıp geçmeyi düşündüm, sonra da yazayım da hatırlayayım hiç olmazsa, fikri üste çıktı.

Önce, şunu söylemeliyim: Ben, sade, sıradan bir kitapseverim. Okuduğum kitapla ilgili fikrim, o kitabı okurken hissettiklerimden ve o hislerin bana düşündürdüklerinden oluşur.
Hiç şüphesiz, yaratılan havadan, beklentiden, öndekini izleyeni merak etmekten de, kendimi sıyıramam. Yine de nihayetinde, elimdeki bir metni okurken, artık onunla başbaşa kalırım.
Kitabı okumuş, bitirmiş, bunun için zaman ayırmış bir okur olarak, bu kitabın editörü olsaydım, yazarıma derdim ki, "gelin biz bu kitabı bölelim, üç kitap yapalım; bir tanesi Kemal'in Füsun'a olan takıntısını anlatsın, diğeri "İstanbul" kitabının kaldığı yerden şehri ve yazarın onu algılamasını anlatmaya devam etsin, gerekliyse, üçüncüsü de yazarımızın kişisel müzesinin kataloğu olsun. Üçü bir yerde olmasın, gereksiz enerji sarfına yol açmasın." Diyemedim tabii ki!

Yazarın kitabı için reklam yapmasını da, yayıevinin pazarlama faaliyetini de, kitap piyasadan önce ellerine ulaşan köşecilerin bunu asrın buluşu olarak hepimize kabul ettirmeye çalışmasını da anlayabilirim. Anlayamadığım, yazar bir tıkanma yaşıyorsa, neden illa billa yazacağım, yazıyorum, yazdım diye kendini zorlamak gereğini duysun?
Belki, birisi de bunun kitabını yazar.

.

13 yorum:

Köşenin Delisi dedi ki...

Orhan Pamuk'un üç farklı romanına üç ayrı zamanda başlayıp hepsini de yarım bırakmış biri olarak bu konuda yorum yapmam ne kadar nesnel olur bilemiyorum, çünkü belli ki benim yazarlarımdan değil kendisi ve hiç ısınamıyorum. Hele ki son kitabı için yapılan yok aşk romanıydı, yok Türkiye'deki tabuları cinselliği anlatıyor laflarıydı, yokmüzedeki ayakkabıydı dondu hikayeleri fazlasıyla itici geldi bana baştan itibaren. Tamam, bir insan ünü sever, göz önünde olmayı sever, anladık ama bu kadar da göz çıkarılarak mı yapılması gerekiyor bunun? Haftalardır en çok satanlar listelerinde 1 numara. Ve ben - zaten Orhan Pamuk sevemeyen ve aşk romanı okuyamayan bir insan olarak - kitabı dolaşırken ilk gördüğümde aldım elime, açtım kapağını, ve daha ikinci cümlede gördüğüm inanılmaz hatayla şaşıp kaldım! İkinci cümle yahu, ikinci sayfa bile değil! Tekrar tekrar okudum cümleyi, ben mi anlamıyorum diye, ııh... aslında bu kadar uzun da yazmazdım bu konuda ama herkes öyle bir göklere çıkarıp dile doladı ki bu kitabı ve "muhteşemliğini", sen de böyle negatif yazınca tutamadım artık kendimi.

şule dedi ki...

sonunda bitirdin kitabı yani, öyle mi? ben ilk 200 sayfadan sonra belki seversin diye dusunmustum ama beklentim dogrulanmamis sanirim :P
ben orhan pamuk fanatiklerinden biri degilim. bu kitabi sevmemin bir nedeni de bu sanirim.
ben begendim, biliyorsun ama kitapla ilgili olarak "artik ask uzerine soylenecek bir sey kalmadi, hersey bu kitapta soylenmis" denmesine sadece gulebiliyorum. bu mudur yani? bu kadar basit mi? herseyi ne kadar kolay yuceltebiliyor ya da batirabiliyoruz. sasakaliyorum...

metin dedi ki...

Ekmekçikız Hanım,

Vallahi heyecanla bekliyordum ne diyeceksiniz diye. Yanıltmadınız beni. Kendimle gurur duydum, heh heh!

Köşenin Delisi Hanım,

Tebrikler. Evet, tebrikler. Birçok insan böyle açık gerçekleri bile algılayamıyor.

Tabii acı veriyor bana Orhan Pamuk aleyhine yazmak. Çünkü onun kanını içmek isteyen ulusalcı faşistlerin yanıbaşına düşmüş gibi hissedip iliklerime kadar ürperiyorum. Ama ne yazık ki öyle. Romancı Orhan Pamuk'un içindeki pazarlamacı Orhan Pamuk pek itici. Hele de o içler acısı "aşk romanı" yaftası... Bu kadar mı düşülür yahu! Hem ayıp, hem yazık.

En iyisi başa dönmek. "Cevdet Bey ve Oğulları", bu ülkede ve bu dilde yazılmış en güzel 100 romandan biridir. Tavsiye ederim.

ekmekcikız dedi ki...

Elifciğim,
Kısaca, "gaza gelmeyi seviyoruz" desem?
Bir de maçta taraf tutar gibi atışmayı...
Şunun için söylüyorum: Geçen sene, Orhan Pamuk Nobel aldığında, bir itiş kakıştır gitmişti. Çoğunluk, edebiyatçı olarak bu adam nerededir, ne yazmıştır konusuna hiç girmeden vatan hainliğine takılmıştı.
Bu sene ise, her okuyan kitabı çok beğeniyor, bayılıyor. Geçen senenin rövanşı niyetine mi, acaba?

Bir yazarın her yazdığının en değerli edebi metin olması gerekli mi, bu mümkün mü? Bu sefer olmamış, işte.:(

ekmekcikız dedi ki...

Şuleciğim,
Ben de fanatik okuyucu değilim. Kaldı ki fanatik olsaydım bile, okuduğumdan zevk almak ayrı bir şey ki, bu kitaptan zevk almadım.
"Aşk" meselesinde, yerden göğe haklısın; bu mudur?

ekmekcikız dedi ki...

Metin bey,
"Cevdet Bey ve Oğulları" en sevdiğim Orhan Pamuk kitabıdır. Sonra "Beyaz Kale" ve "İstanbul" gelir. Bir de "Babamın Bavulu"nu çok içten bulurum.
Kardeşim, "Benim Adım Kırmızı"nın en iyilerden biri olduğunu söylüyor, okumadım. Bir şans vermek istiyorum.
Yazarın düşüncelerine yönelik saldırılar hakkında çok haklısınız.
Bizdeki hastalıklardan birisi, beğenmediğiniz düşünceyle ilgili fikir beyan etmenin tek yolunun, fikir sahibinin kişiliğine saldırmak olduğu sanılması. Ne yazık! Keşke, o tartışma düzeyine ulaşabilsek.:(

funda dedi ki...

Benim adım kırmızı uzun zaman durdu rafta , sonunda kuzenime gönderdim, masumiyet müzesine de elim gitmiyor bir türlü nedendir bilmiyorum. Senin objektif yazdığıunı düşünüyorum ve herkesin neden bu kadar çok abarttığını anlayamıyorum. modaya uymak için mi acaba. ama en iyisi elimin gitmesini sağlayıp okuduktan sonra yorum yapmak sanırım..

elektra dedi ki...

ne moda ne ulusalcı faşist görünmemek çabası. ben bu romanı beğendim. fanatik orhan pamuk'çu da değilim. ama orhan pamuk'un kitaplarını okumak, kitap okumaktan beklediğim şeyleri bana verir. anlattığı aşk, aşk mıdır, kölelik midir; kadın karakterler niçin bu kadar yüzeysel ele alınmıştır falan gibi soruları ben de sordum kendime? kızdım da yeri geldiğinde. ama kemal gibi her şeyi hazır bulmuş, dert tasa çekmemiş, hani tek derdi kendisi olmuş bir bencilin aşkı da anca böyle anlatılırdı. ama böyle güzel anlatılırdı:))))

ekmekcikız dedi ki...

Fundacığım,
Bir yazarı ve o yazarın bazı kitaplarını sevmek, bazılarını sevmemek kişisel beğeniyle ilgili. Yukarda yazdım, sevdiğim kitapları.
Ne var ki, bu kitap benim ruhuma uymadı işte.:(

ekmekcikız dedi ki...

Elektracığım,
Biliyorum, senin kitapla ilgili düşünceni. Senin o kategorik tanımlamalarla ilginin olmadığını da iyi biliyorum.
Kaldı ki, sen zevk alarak okuduysan, kime ne?:))

Benim düşüncem, bu kitabın lanse edilmek istenen kitap olmadığı ve bu kitabın "müze" gibi bir kavramla içiçeleştirilmesinin hiç de gerekli olmadığı, bunun kitaba lüzumsuz bir yük ve hacim getirdiği, aşk anlatılmak istenmişse de bunun güme gittiği ve kitabın bu nedenlerle bana yakın gelmediği, şeklinde.

ayçobanı dedi ki...

Bitirebildigim ve hoslandigim tek kitabi "Sessiz Ev"di. Burada cok cok iyi takip edemedim Türkiye'de nasil lanse edildi son kitabi ama coktan Almanca cevirisi raflarda yer aliyor. Spiegel'in özel Türkiye sayisinda da uzun uzun bu yeni kitap tanitiliyor. Ben de merak ediyordum dogrusu, fuarda edinirim diye düsünüyordum. Ben yine de edineyim :) Okuduktan sonra da bu iletine bir daha dönüp yorum birakayim!!

ekmekcikız dedi ki...

Eve,t en iyisi kitabı alman ve buraya tekrar gelmen, Ayçacığım.
Beklerim.
:))

metin dedi ki...

Elektra Hanım'ın yorumu dolayısıyla kendi yorumuma bir dipnot:

Buradaki yorumumdan Orhan Pamuk'un üstünü çizdiğim gibi bir izlenim doğsun istemem asla. Önemlidir kendisi. Okunmalıdır. Siyah da değildir, beyaz da -hayattaki herşey ve herkes gibi.

Ben severim Orhan Pamuk'u. Okurum. Kimi kitaplarını beğenir, kimilerini beğenmem. İçindeki pazarlama canavarını anlayabilirim ama sevmem. Siyasi duruşunu önemser, beğenir ve paylaşırım.

Vs vs vs.