Cumartesi, Kasım 08, 2008

SENARYO, SENARYO, SENARYO


Cannes'te ödül aldığından beri "Üç Maymun"u heyecanla bekliyorum.
Nuri Bilge Ceylan'ın fotoğraflarını çok beğendiğimi daha önce yazmıştım. Filmlerinde de fotoğrafçılığının büyük etkisi olduğunu düşünüyordum. Bu düşüncem, ödüllü filmi seyrettikten sonra pekişti.
Ne var ki, sinema sadece çok güzel fotoğraflardan oluşan bir görsellik değil.
Sinemada, anlatılan konunun, onu aktarış biçiminin, senaryonun, yönetmenin bize göstermek istediğinin, oyuncuların verdiği performansın ve yönetmenin onlardan aldığının, ayrı ayrı çok önemli yerleri var.

Üç Maymun'un ilk yarısını filmin adeta içine girerek izledim. Derken, ikinci yarı başladı ve film sarkmaya, sözünü toplayamamaya başladı. Bir ara kendimi Yavuz Bingöl'ün filmin son çeyreğinde giydiği ceketin ne kadar da şık olduğunu ve bunun o adamda sakil durduğunu düşünürken buldum. Hemen ardından da, Hatice Aslan'ın dudaklarını büzerek leydi gibi salınıyor olmasının canlandırdığı karakterle uyumsuzluğuna takıldım. Eh! Bu demektir ki, filmde aksayan bir şey var, dikkat uçmuş gitmiş.
Aksayan en önemli şey, filmin ana ekseni, üzerinde kendini var ettiği yer; senaryo.
Soru soru üstüne:
Kadın, para için yattığı adama ne zaman aşık oldu, o küçük çocuk ne zaman, nasıl öldü, bu kayıp aileyi neden bu kadar sarstı, bütün bu entellektüelce susuşlar neden?
Hiç şüphesiz senaryonun açık öğretim fakültesi dersi verir gibi olması gerekmiyor. Hiç şüphesiz, seyircinin de katkısı-katılması beklenebilir. Yine de bütün bunlar için, ne dediğini bilen bir senaryo gerekli.
İnanın acımasız bir yargı değil, bu.
Şunu düşünüyorum; filmin tanıtımlarında açıklanmaya çalışılan konuyu, sağlam bir senaryo ile Zeki Demirkubuz anlatsaydı nasıl olurdu? Belki, senaryo daha sağlam olsa, bu soruyu aklımdan geçirmeme bile gerek kalmayacaktı.

Filmi çok övenlerin sinirine dokunacak bu kadar aykırı sözden sonra bir kaç beğeni: Ercan Kesal, beklemediğim kadar iyi oynuyor. Ahmet Rıfat Şungar'ın da gelecekteki çalışmaları meraka değer.
Bir de Nuri Bilge Ceylan'ın -görüntüsüne aşık olduğu çektiği şahane karelerden besbelli olan- İstanbul'un Kumkapı sahillerinin fotoğraflarından oluşan bir sergi açmasını içtenlikle bekliyorum.

.

12 yorum:

Simon Templar dedi ki...

içeriden bilgi veriyorum: kadın adama arabada "ne istersen yaparım" dediğinde aşık oldu. çocuk film başlamadan iki gün önce öldü.

tamam, bu esprili tarafıydı. aynı aşık olma sorusunu söyleşide ben daha seyretmediğim için kulaklarımı tıkarken sordular, yeterince anlatılmıyor diye. aslında anlatan şeyler var dedi NBC. ama biraz daha açıklanabilirdi de dedi, yanlış hatırlamıyorsam.

kadının durumu pek anlatılmıyor gerçekten. bence çocuk tarafı biraz belli. önceden ölmüş ve ağırlığı ailenin üzerine çökmüş. ama genel olarak katılıyorum, senaryo çok işlemiyor. ben de çıkınca bunu düşündüm ve 3 kişi tarafından yazılmasına bağladım.
yalnız, filmde hikayenin üzerinde birşeyler var (klasik bir filmden ayıran). ayrıntıları ihmal etmeyi bile göze alarak bir durumu göstermeye doğru gidiyor film: fatih özgüven'de de okuduğum bir suçluluk-kuşku durumu. ben bir de o görselliği de kullanarak verdiği film duygusunu çok iyi buldum. hikayenin üzerinde dediğim biraz bu.

funda dedi ki...

ben senin hızına yetişemiyorum valla. hepsini not edip almaya çalışıyorum ama daha çoook aşağılardayım. bende biraz türk yapımlarına karşı antipati var. deniyorum ama ı ı ..nedense içine alamıyor beni bir noktda donuyorum..

elektra dedi ki...

yapma be?:((( peki, 'vicdan'ı merak ediyorum ben. gittin mi?

Ekmekcikız dedi ki...

Simon,
Filmin ilk yarısı için bu söylediklerine katılıyorum. Ancak ikinci yarıdaki sarkma, toparlayamama hali, görselliğinin etkileyicini azalttı benim nazarımda.
Ne yapalım? :)

Ekmekcikız dedi ki...

Fundacım,
Yerli yapımlara karşı hiç antipatik olmamanı tavsiye edeyim.
Son senelerde, en az üç-dört çok iyi Türk filmi seyrediyoruz.
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Elektracığım,
Yalnış olmasın, görülmesi gereksiz bir film değil, asla. Bir miktar hayal kırıklığı ile de olsa, görülmeli bence.
Vicdan mı?
Gittim dersem dayak yemeyeceksem, onu da anlatırım birara.
Kısa not: Oyuncular, özellikle Nurgül Yeşilçay ardından hatta ona eş Tülin Özen çok iyiler.
Birşeyler, çok parlak film olmasını engellemiş ama, görmeye değer.
:)

elektra dedi ki...

hiii, aşkolsun ekmekçim ya:S merakımdan sordum ben...

miso dedi ki...

Ekmekçikızcım,
Üç Maymun'a bugün gittim. Ve evet, dediklerine aynen katılıyorum. Ben biraz hayal kırıklığıyla çıktım filmden.

Vicdan? Hiç beğenmedim ben :( Ve bir şeyler de yazdım. Ama sert biraz, söylemedi deme :)

marruu

Ekmekcikız dedi ki...

Misocuğum,
Vicdan'a, daha doğrusu Nurgül'e giydirdiğin yazını geçerken okumuştum da, yorum yazmayı sonraya bırakmıştım. Şimdi gidip yazayım.:))
Esasında sana katılıyorum, "Vicdan" olamamış bir film. Ne var ki, Nurgül'ün kredisi var bende sanırım, onu biraz kayırıyorum.
:)

Ekmekcikız dedi ki...

Elektracığım,
Miso'ya yazıp geldikten sonra, sana bir not düşeyim dedim: yukarda "Vicdan görmeye değer" gibi bir laf etmişim ya, filmi tekrar hatırlayınca pek de değmez demnin daha doğru olduğunu düşündüm.
Nurgül'e özel gıcığın yoksa, merak sonucu seyredilebilir, diye özetleyeyim. Aksi halde, değmez.
Yine de Tülin Özen'in iyi oyuncu olduğunu belirtmeden geçmeyeyim.

Adsız dedi ki...

geçerken yazmış oluyorum ama vicdan samimiyetsizlikten kaybeden bir film olmuş bence izlenecek tek yanı nurgül yeşilçayın oyunculuğu bence,kendisine ara sıra kıl olsam da yeteneğinin limitlerinin son derece geniş olduğunu düşünüyorum ama ne yazıkki tülin özen için düşünemiyorum ,her ne kadar ekonomik oyunculuk altında çok fazla şey yaptığı iddia edilse de ne bir karakter yaratabilmiş ne de filmde ona sunulan eşsiz alanı değerlendirebilmiş özellikle doğaçlamalarda sıçtığı ortada nurgül daha rahat kotarmış onu da.

Ekmekcikız dedi ki...

Geçerken yazanlar çoğaldı mı, yoksa, siz Şark Pazarı'ndaki adsız mısınız?
:)))

Tülin Özen'i ilk kez seyrettim, kesin bir yargıya varmam anlamsız olur. Ancak, Nurgül'ü tüm patavatsızlığı bir yana çok beğeniyorum.
Vicdan'la ilgili "samimiyetsizlik" teşhisinize de katılıyorum.
:)