Salı, Haziran 09, 2009

BİR DENİZİN ÜSTÜNDE

Yaz başı.
Marmara'dan Boğaz'a giriş.
Güneş var, parlak.
Pamuk şekeri bulutlar kaplamış gökyüzünü, biri onları düzgünce sıralamış sanki.
Kümülüs müydü, bunlar? Ofise gidince bakmalı şu cloud charta.
Alçacıklar, güneşi kapatmıyorlar yine de.
Rüzgar serin esiyordu, denizin rengi turkuvaz lacivert karıştığına göre poyraz olmalı.
Balık var herhalde, balıkçı kayıkları dizilmişler sıra sıra.

Kocaman bir tanker geçti, kıçında bandırası ne yazıyor diye bir bakış atıyor ardından.
Her seferinde oyun gibi; Panama, Malta yazardı çokluk eskiden, şimdilerde Vietnam, Çin...
Çocukluğunda duyardı, bilemezdi ne demek bandıra.
Sonradan bandıranın geminin adı ve bağlama limanı demek olduğunu öğrenmişti.
Bu defa: Rio Blanca-Hamburg.
Aa, hiçbiri değilmiş, kuzeyin kocaman soğuk limanıymış; Hamburg.

İçinde bulunduğu deniz aracı, koca tankerin dümen suyuna daldı, yalpalanmadan geçti.
"Dümen suyuna gitmek" boşa söylenmiş söz değil, demek ki.
Oysa, balıkçı kayıkları beşik gibi.
O tankerin ardından sallanmamak mümkün mü?

Soldan yeni nesil, eski isimli arabalı vapurlardan biri geçmekte, Harem'e gidiyor olmalı.
Sağdan bir şehir hatları vapuru atağa kalktı, Beşiktaş'a geçecek galiba.
Aman yahu bu ne?
Aniden İstiklal Caddesine benzedi, boğazın kocaman girişi.
Çoğu kere, yine bu saatte geçtiğinizde bütün bu deniz taşıtlarını tek tek geçerken görürsünüz.
Bugün, hepsi birarada.
Bazen evet, böyle oluyor.

İşte yine o olağanüstü perspektif oyunu; Tarihi yarımadanın muhteşem anıtları... Yaklaştıkça uzaklaşıyorlar sanki.
Topkapı Sarayı, Ayasofya, Sultanahmet derken geride kaldılar, Yeni Cami göründü bile.
Karaköy'de rıhtımda, iki kocaman yolcu gemisi.
Bugün cadde kalabalık olur yine, turistler gezmeye çıkarlar.

Birazdan karaya yanaşılacak ve bu sabahın deniz üstü seyri son bulacak.
Her günkü "Yanaşma manevraları sırasında ayağa kalkmayınız, inişlerde dikkatli olunuz." anonsu.
Dinleyen yok ki, aceleciler kapı önünde sıralandı bile.

Denizaracı yol kesti, yanaşma manevrasına başladı.
İskeleye sancaktan bordaladı.

.

11 yorum:

Ekmekcikız dedi ki...

Ve fakat "pess arkadaşlar" diyorum!
O kadar özene bezene İstanbul'da deniz üstü halini yazıyorum, birinizin gıkı çıkmıyor da, bir şarkıya tav oluyorsunuz!
Valla, bilirim ben size yapacağımı...
:O)

SekerPembe dedi ki...

Nasıl özledim vapur yolculuğunu. Benimse günlerim 06.30'da garajdaki arabama binip gıpgri, çirkin Ataşehir olacak semtteki çirkin binanın sevimsiz insanlarıyla saatlerimi geçirmekle, kendimi fiziksel olarak çirkin hissetmekle, üzerime giyecek birşey bulamamakla ve sürekli gezmeyi, şöyle hiçbir yere yetişmeden saatlerce yürümeyi özlemekle geçiyor. Bu kez kendim için birşey yapıp bu doğum izni denen şeye 1 ay kadar erken çıkacak ve asla planlamadığım şeyler yapacağım. Çok özledim şöyle bana birşeyler katan arkadaşlarla sohbet etmeyi, öğlen tatillerinde dedikodu yapmayan insanlarla birlikte olmayı.

Yok yok, benim serbest avukatlığa alışmış bünyemde durmadı bu şirket mevzuu. Ve bu bünye bugünlerde çok sıkılıyor...

Ekmekcikız dedi ki...

Aman aman aman!
Ben istemişim Tanrı'dan tek göz, o verdi bana bir çift parlak göz! Şekerim gelmiş!
:)))

Çook özledim bende o dediklerini yapmayı, seninle.
Öğlen tatillerim, akşamüstü kavelerim ıssız kaldı.:(

Ancaaak, bir itirazım var!
Hiç de bile çirkin olmamışsındır. Bu durum geçici. Çok az sonra bambaşka bir duruma geçeceksin. Hem de ne keyifle!
Üzerine giyecek şey gırla be güzelim. Al, giy. Şişire şişire göbeciğini gez.
Bu özel zaman kaç kere olur bir kadının hayatında? Tadını çıkar.
Sonra, zaten bir süre kendini unutacaksın. Yeniden ortaya çıktığında ise, bu günler anı olacak, tadını çıkar lütfen!
Öpüyorum seni.
Özledim.
:)))

BAYAN E. dedi ki...

İşte tam olarak seni yansıtan bir yazı ve senin her şeyi gören, her detayı algılayan gözlerin ve aklın...gördüğünden keyif alan yumuşacık halin....ben aynı vapura olsaydım büyük ihtimalle bir vapurda olduğumu, bir yerden bir yere gitmekte olduğumu unutur, kendi dünyamda şaşkın kaybolurdum.
Hehe sen de gelir beni toplardın :-)))

elektra dedi ki...

bir ara, böyle 5 sene önce falan, stressli günler yaşarken ben ve yine her bir haltı yenerim numaraları yaparken, bu nedenle ruhumu çok zorlamışken, bir deniz araçlarından korkma olayı başladı bende. yine kontrol edemeyeceğim şeyler kontenjanından bir korku. benim tüm korkularımın ortak paydası bu zaten. kontrol manyağıyım ya. hah, bir gün vapurun üst baş yarı açığında, - sigara da içebildiğim mutlu günler o zaman, hırrrrrrr- vapur denizin ortasında bir düdük koydu etrafa, ama nasıl yüksek perdeden. kulaklarımı kapatıp ağlamaya başlamaz mıyım. nasıl korkuyorum?? uzuyor düdük, uzuyoooor, uzuyorrr, bende onunla yarışacak bir çığlık atma dürtüsü. düdük bitti, ama ben inmek istiyrum. kız kulesinin oralarda vapur ve kadıköy'e çok var. allahım, delireceğim... hakan'ı aradım ve adamın var ya ödünü koparttım. ağlaya ağlaya beni oyala, beni oyala diye yalvarıyorum. hayır, atacam kendimi vapurdan, o kadar kötüyüm. neyse, sağ salim hakan'ın telkinleriyle bastım ayağı karaya. işte korku bu olayla başladı. bütün bunlar olurken kış olması, rezil olduğum insan sayısının az olmasını da sağladı diye bugün seviniyorum:)))ama bu korkumun üzerine hemen gidip kendimi fırçalaya fırçalaya kronikleşmeden gönderdim gitti . zira, şu şehrin en sevdiğim şeylerinden olan vapurlardan kendimi mahrum edemezdim.
vapura biner binmez, hemen üniversitemin göbeğindeki kuleye bakmayı severim ben bir de. nedense, gençliğim orada durur dolaşır gibi gelir:)))selamlaşırız yolculuk öncesi mutlaka:))

elektra dedi ki...

oldu mu? yazıyı kabarttık mı?:)))) öperiiiim:)))

Ekmekcikız dedi ki...

Bayan E., sevgili Bayan E.!
Toplamam mı?
Biz "bunun için"* birbirimizi anlayıp, bunun için birbirimize destek olmuyor muyuz?

*"bunun için"
dostluk, arkadaşlık, sevgi, ortak dil, anlayış, özen, varlığına duyulan şükran...

Ekmekcikız dedi ki...

Elektracığım, canım arkadaşım,
Korkularının hiç de yersiz olmadığını düşünüyorum.
Sabah sabah haberlerde gördüğüm söyletiyor bunu bana: San Francisco'da bir kuş, caddeden geçenlere pike yaparak saldırıyordu. Hem de bir-iki değil, planlı programlı ve defalarca... Hem de bu haberi komik bişeymiş gibi verdiler.

Şimdiden sonra, sen her türlü korkunu açıklamaktan muafsın, gözümde; korkabilirsin!
Hem böylelikle korku da kalmaz bakarsın? :)))

Neyse, bu bahsi kapatalım ve deniz üstüne gelelim:
Evet evet, başak hiç ama hiç bir şehirde bu keyif yaşanamaz.
Yok mudur vapur, gemi, deniz otobüsü başka şehirlerde de? Vardır tabii!
Fakat, buradaki olağanüstü çarpıcı manzara yoktur.
Martılara atılan simit yoktur.
Kıç tarafa, rüzgar altına oturup içilen çay (hadi sigara demeyeyim!) yoktur.
Yoktur işte!
:)))

Ekmekcikız dedi ki...

Haa, Elektram,
Kibire kapılıp "yazı yazdım, hiç bi şey demiyorsunuz, nankörler" kıvamında yazılmış bir serzenişe de kırk türlü işinin arasından çıkagelip yetişen has arkadaş, herkese nasip olmaz.
Şansıma şükrediyorum.
Bir de şu bloga şükür!
Sizi tanıdığım için, sayesinde...
:))))

elektra dedi ki...

kıç baş olsun ve açık olsun diyoruz yani:p heheheh, ayıp elektra yuh hatta:)
ama bir sor neden böyle saçmaladım? verdiğin haber yüznden yaaaa... o ne öyle, yapıyorlar mıymış nihayet benim en korktuğum şeyi.planlı ve hedef gözetecek bir biçimde saldırıyorlar mıymış??? yaaaaa, ama yaaaaaa....

ama yuh ya, olmaz ama yaaaaaa.

bir de haberi vernler gülüyorlar ha? şuursuz yaratıklar. didsin onları kuşlar da ben güleyim onlara:((((

Ekmekcikız dedi ki...

Elektracım,
Bu saldıgan, evet saldırgan(!) bir sürü felan değil gülüm, tek bir kuş!
He valla!
Acayip bi iş, yani...

Haberi verenlerin şuursuzluğuna sebep, kuş korkusu olan arkadaşları olmamamsı bence. Hiç arkadaşlarının derdine düşmemişlerdir de, ondan...

Fakat şu; "kıç baş olsun ve açık olsun"u anlayana dek üç kere okudum, onu da itiraf edeyim.
:O)