Cuma, Haziran 12, 2009

HAYATIM SANA BAĞLI


Ardıç ağacının üreyebilmesinin, neslini devam ettirebilmesinin yegane yolunun, ardıç kuşunun, ağacın tohumlarını yemesi ve sonra da bunu dışkılamasıyla olabildiğini biliyor muydunuz?

Şimdi bunu okuduktan sonra, en azından hafif bir gülümseme ile, "tuhaf" bulacağınızı, ya da işin içine dışkılama girdiği için "ıyyy!" diyecekler olduğunu düşünüyorum.
Sahiden tuhaf ya da pis mi bu durum?

Bir canlının (ağacın) tohumunun doğurganlık özelliği göstermesi, üreyebilmesi için bir başka canlının (kuşun) kursağından geçmesinin, dışkı haline gelmesinin gerekli oluşu, bence bir doğa mucizesi.
Veya belki, mucize değil de evrimin bir aşamasını gösteren bir durum, sadece.

Bu hadi neyse, diyebilirsiniz.
Asıl bir kopi luwak kahvesi var ki...
Elif anlatmıştı bir tarihte:

Kopi luwak, kedimsi civet denilen bir hayvanın kahve tanelerini yemesi, sindirim sisteminden geçirmesi, kakayla atması, kahve tanelerinin kakaların içinden ayıklanması ile imal e-ttiri-len bir kahve çeşidi. Hafif-sindirilmiş kahvenin tadı daha cazip, kafeini daha makul oluyormuş. Tuhaflık aslında yöntemden çok, kahvenin yaygınlaşmış olmasında.

Ne diyeceksiniz? İnsanoğlu bi tuhaf!
Demek ki, iğrenç ve pis oluş, tıpkı ahlak gibi, neresinden baktığınıza göre tanımı değişecek kavramlar.

Biz yine dönelim ardıç kuşuna.
Ardıç ağacının neslini sürdürmenin yanısıra, 200 kadar türü bulunan, çok yaygın bu kuşun bir diğer marifeti de güzel sesi.
Burada, daha ayrıntılı bilgi var, isterseniz.

Gelgelelim, ardıç kuşunun pabucu dama atılacak gibi gözüküyor.
Değerli ardıç ağaçlarının erozyon nedeniyle fonksiyonlarını yitirdiği ülkemizde, yapılan bir araştırma sonucunda, bu ağaçlar ardıç kuşu süreci aradan çıkartılarak üretilebilmiş.

" Bugüne kadar başta Rusya olmak üzere birçok ülkenin bilim adamları, ardıç kuşu dışkılarını toplayarak, çimlendirme çalışması yaptı. Ancak, bu çalışmalar yeteri kadar başarılı olamadı. Eğirdir Orman Fidanlığı olarak, ilk kez biz uzun yıllar süren denemelerin ardından, kimyasal ortamda ardıç tohumunu çimlendirmeyi ve bu çimden fidan üretmeyi başardık."

Burada, yazının tamamını okuyabilirsiniz.


Yukardaki fotoğraf şuradan.

.

10 yorum:

Ebru dedi ki...

Linklerden birinde vardır belki de (açamadım işyerimde genellikle açamıyorum) bu konuyla ilgili geçen haftaydı sanırım bir mail gelmişti çok beğenmiştim. Ardıç ağaçları yok oluyor çünkü kuşlar şehir çöplüklerinden besleniyor diyordu. Cidden mucize bu. Doğal olanı doğalmış gibi görünen bizler bozarak ve tahrip ederek yaşıyoruz.
Oğluma adını veren İda Dağı geliyor aklıma. Umarım yok olmadan görebiliriz oraları.

erguvan ağacı dedi ki...

kahveyi ayrı tutarak, ardıçın bu tür çoğalmasını iğrenç bulmuyorum, kahvaltı da yediğimiz, tereyağın üzerine misler gibi sürdüğümüz bal nedir o halde ? :) bunların hepsi doğal seleksiyonun bir parçası.

elektra dedi ki...

ay ama yok artık, yine mi kuş:)

şaka şaka, bu pek sevimli görünüyor üstelik, nasıl da güzel öterler di mi? yani anlayacağın korkumuza rağmen nesnel duruşumuzu bozmuyoruz karşılarında.
doğa ve ona edilenler mevzuusu ohoooo ne yazsak az kalır bir mevzuu.

şu kahve olayını okumuştum ben de elif'te, okuduğumdan beri irkilmiyor değilim yediğim içtiğimden. hoş o dünyanın en pahalı kahvesiydi di mi? benim tükettiğim 300 kuruşluk canımmm:)

Ekmekcikız dedi ki...

Ebrucuğum,
Ne güzel bir isim vermişsiniz, oğlunuza!...
:))

Doğada, bu tür mucizeler olmaya devam ettikçe, yok olmaya daha çok vardır, o kadar umutsuz olmamalı diye düşünüyorum.

Ekmekcikız dedi ki...

Erguvan ağacı, hoşgeldiniz!
En sevdiğim ağacın adını almışsınız, ne hoş!
:))

Pislik ve doğal olan ile mikroplu olmak halini karıştırmamak gerekir değil mi? Bu da öyle.
:)

Ekmekcikız dedi ki...

Nesnel duruşlu öğretmenim,
Saygıyla selamlıyorum sizi, size de bu yakışır zaten...
:)))

Kahve di mi?
Hem de en pahalısı...
Diyorum ya, insan tuhaf!
Bizim fal baktığımız kahvenin ne alakası var, bununla canım?
:O)

beyaz mendil dedi ki...

İlk defa duydum ve çok ilginç geldi bana.Paylaşım için çok teşekkür ederim hayatım.Sevgilerimle

zapere dedi ki...

Amanin bu bizim serçeye benziyor.Vallahi ben kuşları bir işe yaradıkları için değil,doğa"nın bireyleri olduğu için seviyorum.Her halûkârda tabiat ana ona bir görev yüklemiştir, bilirsiniz evdeki anamız gibidir çünkü şu Tabiat Ana.İllâ yatağı sen topla, odanı karışık-kuruşuk istemiyorum,dağınık görürsem hımmm diyecektir Sevgili Tabiat Ana.İnsanoğlu"nun zevk müptelalığı ise absürdlüğünü her zaman sürdürecektir.O yüzden dervişlerin 40 yaşına kadar çile odalarında varlığımın anlamı dersi almalarına gıptayla bakarım.İnsan olmak zevkime neyi alet edeceğimin ötesinde birşey olmalı derken zevkimizden de ödün vermediğimizin çelişkisini yaşamak epeyce gülmece gelir bana.Sevgiler

Ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Beyaz Mendil,
Ben de ilk duyduğumda çok şaşırmıştım ve sonra bu mucizeyi çok sevmiştim.
Benden de sevgiler.
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Zafer Bey,
Ben onların, yani tüm canlıların, görevli olduklarını düşünmek yerine, büyük dengenin bir parçası olduklarını düşünmeyi seviyorum.
Belki, sonuç aynı kapıya çıkıyor ama...
:)