Pazartesi, Temmuz 27, 2009

"EKMEK" MEKTUBU


Fundacığım,

Bendeniz ekmek üstadesinden "yardım" isteyen mektubun geldikten sonra, bugünkü blog yazını gördüm.
Yazını gülümseyerek okudum, çünkü bana ilk ekmek yapmaya başladığım zamanlardaki aceleciliğimi, telaşımı hatırlattı. Kaç defa, taş gibi çökmüş ekmekler yapmıştım, bilsen!
"Hah, oldu artık! Bundan sonra şahane ekmek yapıyorum ben" dediğim, her defasında yaptığım yeni ekmek, bir şekilde kontrolümün dışına çıkmıştı.


Şimdi sana önerim, önce her gün yediğiniz temel ekmeği yapmakta ustalaşman. İki günde bir veya ekmeğiniz bittikçe mayala ve yeni ekmeği yap. Bir süre sonra, bu rutin sana hangi malzeme ile nasıl sonuç alacağını, hamurun iyi kabarması için ne kadar sabretmen gerektiğini öğretecek.
Ekmeğin içine başka malzeme ve çeşni katmakta acele etme. Her yenilik, hamurun kıvamı, kabarma süresi, pişme şekliyle ilgili bir farklılığa neden oluyor, bunları sindire sindire dene.

Bunu böyle yazıyorum diye, sanma ki her yaptığım ekmek mükemmel oluyor. Ekmek yapmaya başlayalı nerede ise üç sene olmasına ve artık hamurun kıvamını ölçüsüz ayarlayabilmeme rağmen, şimdi bile falso verdiğim oluyor.
Neden mi?
Maya canlı. Yani, maya su ve un ile birleşince bir yaşam başlıyor.
Bu yaşam havadan, nemden, ısısıdan etkileniyor, bir gün hamuru yoğurup mayalanmaya bıraktığın koşulla ertesi günkü aynı olmuyor.
Üstelik, rahatça şunu söyleyeyim ki, ekmek pişirmek, o gün bulunduğun ruh durumundan bile etkileniyor. Kaldı ki, zaman geçip senin elin de alıştıkça, ölçüleri ve mayalanma sürelerini kendin ayarlayabileceksin.

Gelelim şu sert kabuk/yumuşak kabuk sorunsalına!

Evde, elektrikli fırınlar kullanmamız kabukla ilgili sertlik ayarlamalarını yapmak bakımından esnek olmayı engelliyor. Bu iş için yapılmış fırın taşlarının işe yaradığını okudum, ama burada onlardan yok, bildiğim. Ya da, ekmek pişerken fırının içine bir tas içinde su koyup, buhar oluşmasını sağlamak kabuğun yumuşak olmasını sağlıyormuş. Baştan denemiştim bu buharlama işini, sonra çok faydasını görmediğimi düşündüm ve vazgeçtim.

Şimdilerde, tava emeği yaptığımda kabuğu kalın oluyor, ama sert olmuyor. Bunun sırrı, ekmeğin uzunca bir süre tavanın kapağı kapalı olarak pişiyor olmasında, sanırım. Üzerinde hiç plastik malzeme olmayan bir tenceren varsa, mutlaka denemeni öneririm.

Bir de, ekmeği kek kalıbına benzeyen ekmek kalıplarında pişirmeni öneririm; en azından şekli garantili oluyor.

Kırk Fırın Ekmek Kitabını tarif ve ölçüleri bakımından beğeniyorum. Oradan çok faydalanacağını söyleyebilirim.

Ekmek yapmak sana iyi gelecek, Fundacığım. Hem de çok. Vazgeçme!


Sevgilerimle.

.

12 yorum:

endiseliperi dedi ki...

dersten gelir gelmez telefon çaldı; babannenin keki bitmiş. ben de limonlu kek yapacağım ama önce senin şu şeftali clafouti'yi yapıp fırına koydum, bakalım nasıl olacak. bana hamur kısmı epey sıvı geldi, ama bu turta gibi bir şey değil anladığım kadarıyla. heyecanla bekliyorum yarım saatin dolmasını. ben şimdi limonlu kek hazırlıklarına başlayayım. teşekkürler tarif için:)

Ekmekcikız dedi ki...

Periciğim,
Bak şimdi ben de heyecanlandım. Bakalım nasıl olacak? Kızlar beğendilerdi, sen ne diyeceksin meraktayım.
:))
Haklısın, turta gibi değil, yani kaplayacak bir hamur değil o, bir çeşit şekerli beşamel sos diyebiliriz, kıvamına.
Afiyet olsun!
:)

şule dedi ki...

fundacigim, guzel ekmekler yemenin daha kolay bir yolu daha var: ekmekcikizla mahalle komsusu olmak :) hem keyifli hem bereketli :)

funda dedi ki...

Nasıl güzel bir mektup bu..çok duygulandım ve çok mutlu oldum..
Daha çok yolun başındayım ekmekçikızcığım , 40 fırın ekmek yemem gerek, yada boup yapmam gerek belki ama azimliyim, çünkü hamurla oynaşmanın verdiği keyfi çok seviyorum..
Evdeki denekler de çok hoşnutsuz değil ya bu durumdan, son gaz devam o zaman..
Ben bu mektubu yazıcıdan çıkarıp mutfağıma asmazmıyım şimdi..Hergün bakılası, okunası ..

Bu arada Şule, nasıl isterdim onunla komşu olmayı, ah keşke...

zafer dedi ki...

Ekmek yapmak bana da iyi gelmez mi? :))..Bütüm gün aç durdum,kilolar ah o kilolar yok mu?..
..Bu hafta yolcu gönderme haftam.Kimini Anadolu"nun en güney sınırına kimini Kanada"nın Amerika"nınDetroit"nin karşi kıyısına..Hava limanlarında gündüzlüyorum(neden sabahın köründe bu uçaklar kalkar acep?Acıyın biraz bana yaff uykusuz kaldım..)..
Dilim dilim ekmek gel beni ye derken şeytan diyorki sen de yap ekmekleri sıra sıra çek resimlerini.Cevizlisi,fındıklısı,çavdarlısı şöyle mmmmmm mis ve de nefis :))

zafer dedi ki...

Ekmek mektubundan Asker mektubu'na..Sabah yeğenimi havaalanından Şırnak"a uğurladım.4 ay"ı kaldı,inşallah yüzünün akıyla vatani görevini bitirip dönecek..İzine gelmişti !..
....

ASKER YOLU BEKLERİM

Yozgat-Nedim Akdağ-Nida Tüfekçi

Asker Yolu Beklerim,
Günü Güne Eklerim.
Sen Git Yarim Talime De,
Ben Sılayı Beklerim.

Mendilimde Tel Oya,
Gülmedim Doya Doya.
Asker Yolu Beklerim De,
Günleri Saya Saya.

Sucu Sucu Suyunan,
Soğan Acısıyınan.
Küsüdüm De Barıştım,
Yarin Bacısıyınan.

Mendilimde Tel Oya,
Gülmedim Doya Doya.
Asker Yolu Beklerim De,
Günleri Saya Saya.

Pilav Pişirdim Yavan,
Üstüne Koydum Soğan.
Yatağına Uzanmış Da,
Uyan Askerim Uyan.

Mendilimde Tel Oya,
Gülmedim Doya Doya.
Asker Yolu Beklerim De,
Günleri Saya Saya.

Ekmekcikız dedi ki...

Şuleciğim,
Bense, bu komşuluğun diğer tarafından çok memnunum; anında program yapıp, üç dakika sonra olay mahallinde olunmasından...
:)))
Ve hiç şüphesiz, dostluktan!
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Fundacığım,
Bu da fena değil yahu!
Biz de şurada blog komşusuyuz ki, düşünürsen aslında normal koşullarda hiiç rastlaşmamız ihtimali yoktu.
Oysa, şimdi burada ne güzel laflıyoruz, hayatlarımızı paralel sürdürüyoruz.
:))
Sen devam et, ben her gün teftişe gelirim.
Ensendeyim!
:P

Ekmekcikız dedi ki...

Zafer Bey,
Allah kavuştursun!
Bu izinler, hasretler, gitmeler gelmeler, zor valla! Kolay gelsin, tüm ailenize.
:))

Ekmek ve kilo arasında çok doğrudan bir bağ olmamalı.
Neden derseniz, evde yapılan ekmek daha tok tutucu oluyor ve daha az yiyerek doyuyor insan.
O gün yapılan ekmek fazla gelirse, dilimleyip buzluğa koyuyorum ve ertesi gün tüketiyoruz.
Taze ekmeği bir sonraki gün yapıyorum.
Bunu tavsiye ederim; hem sağlıklı beslenmiş, hem az yemiş olursunuz.
:))

zafer dedi ki...

Ekmek fırınlarında fırıncıların yaptığı birşey dikkatimi çekmiştir.Ekmeği fırına vermek için tahta kürekleri üstüne dizdikten sonra bir fırça ile üstlerine su (başka birşey de olabilir)sürdüklerini görmüştüm.Sanırım bunun ekmeğin ne biçim bir kabuk yapmasında büyük önemi var..Sürülen suyun (veya suyla birlikte ona her ne karıştırılıyorsa "su da bir miktar yumurta akı da olabilir belki")kabuğun ince-kalın oluşmasında büyük etkisi var...

zafer dedi ki...

Evdeki fırınlarda bu bir dezavantaj oluyor galiba.Çünkü fırıncılar kızgın,kıvamına gelmiş bir ısı derecesine aniden üstleri ıslatılmış ekmek hamurlarını sürme şansına sahipler.Fırından çıkan ekmeğin kabuğu ise malumunuz ki ben sırf o kabuğun çıtır çıtır verdiği zevkli yiyiş için zaman zaman fırından ekmek alırım.

Tolga69 dedi ki...

Mektup çok hoştu.Bende furmda paylaştım.İster kızın ister sevinin.:D

http://www.cerezforum.com/gerekli-bilgiler/33755-ekmek-ustadesinden-fundaya-mektup.html#post228637