Pazartesi, Eylül 14, 2009

"BİBİ"M

Ben hiç "bibi" demedim kendisine. Benim yaşıtlarım da "bibi" demezdi, artık. Onun çocukluğunda "bibi" denirmiş, "hala" yerine. Aslında "hala" da diyorlardı, o "teyze" yerineydi.
Oralarda onun doğduğu yerlerde, babamın tüm ailesinin doğduğu yerlerde öyle denir; teyze haladır, hala da bibi.
Anne babamın aileleri geniştir, çok kardeşlidirler onlar, beşer beşer. Çocukken akrabaları sayarken, bu kalabalık hoşuma giderdi. Dayılar, amcalar çoğunluktaydı, teyze hala birer taneydi.

Dantel örerken hatırlarım, onu hep. Elinde tığ, ya motif çıkarırdı, ya da kocaman bir masa örtüsünün, upuzun bir çarşaf kenarının parçalarını örer, birleştirirdi. Çeyiz yapardı kendine, hiç kullanamadı o çeyizleri ne yazık ki.
Çocukluğumda, bir seferinde divanda kucağına uzanmış masal anlattırıyordum. Yine elinde tığ vardı, dantel işliyordu. O sırada kardeşim yanımıza gelip divana çıkmaya mı çalıştı, ben mi bir şekilde hareketlendim hatırlamıyorum, elindeki tığ, başımın derisine saplanıverdi. Yok canım! Öyle kan revan içinde kalmadım, tığ bir şekilde üstteki deriye yatay şekilde batmış ki, kolayca çıkıverdi. Yasaklanmıştı sonra, öyle tığ işlenirken kucakta yatmaklar.

Yaz tatillerinde sırayla akraba ziyaretleri yapardık, şehir aşırı.
Yedi-sekiz yaşlarında olduğum bir sene, babaanne tarafını ziyaretten sonra anneanne tarafına gitmiştik. Kulağımdaki dantelden yapılma küpemi anneanneme göstermiştim. Deliği kim deldi diye sordu anneannem, "halam" demiştim. "Oyyy, nasıl özü tuttu, sabim!" demişti, anneannem. Halamın yorgan iğnesinin ucunu yakıp, mikrobunu kırdıktan sonra, kulak mememi kolonyayla ovduğunu ve iğneyi sapladığını ballandırarak anlattığımda, anneannemin içi daha da fena olmuştu.
O gün bu gündür, kulağımda o deliklerle dolaşırım. Okullar bitene dek pek küpe düşkünü değildim. Sonradan hemen her gün küpe takar oldum. Her gün halamı anar mıydım? Hayır, gözden ırak olan gönülden de ırak oluyor.
Yıllar geçip, babamın ailesi birer birer azalmaya başlayınca, biz İstanbul'a yerleşip o uzak şehirle bağımız zayıflayınca, arada sırada telefonda konuşarak, bir iki senede bir onlar geldikçe, görüşür olmuştuk.

Babaannem ve hiç evlenmeyen halam, önce ortanca amcamın ölümünü yaşadılar. Sonra dedem veda etti, bu dünyaya. Bir kaç sene sonra babam gitti. Ardından da küçük amcam.
İki kadın; babaannem ve halam, acılarına ve birbirlerine dayarak yaşadılar.
Sadece acılar olmadı hayatlarında elbette. Birlikte anne oldukları küçük amcamın kızını evlendirdiler, onun çocuklarını gördüler.

Yedi sene önceydi; babaannem, doksanını geçtikten sonra bu dünyaya veda etti. Halam, bir kez daha ölüm acısı yaşadı. Bir sonraki sene meme kanseri teşhisi kondu.
Tedavi için sık sık İstanbul'a gidip gelmeye başladı, daha sık görüşür olduk.
Geçen sene, kızı gibi büyüttüğü kuzenimin oğlu evlendiğinde, düğünde biraz fazla çökkün görmüştüm kendisini. Meğer, hastalık ilerliyormuş.

Son iki-üç ay içinde başaşağı yuvarlanan, kayan bir hali vardı; her seferinde daha kötüleşmiş olduğunu görüyordum.
Cumartesi öğlende kuzenim; "abla, halamı kaybettik" dedi.
Sabah kalbi durmuştu, çalıştırmış, yoğun bakıma almışlardı. Beyin fonksiyonları durmuştu, herşeyi makineye bağlıydı. Doktorla durumunu konuşup, bir karar vermek gerekecekti. Amcam, "sen karar ver kızım" demişti.
Bu vicdan yükünün altında kalmak üzereydim ki, halam beni ezmedi; çektiği acılar sona erdi ve son nefesini kendiliğinden verdi.

Dün toprağa verdiğimizde, kaç gündür yağan deli yağmur, son damlalarını tabutuna, kefenine yağdırdı. Bu defa sakin sakin, acıları dinsin diye sarıp sarmalar gibi.

Eve gittiğimizde, içerde duası okunurken helvasını kavurdum. Geçmişlerinin canına değsin, Allah rahmet eylesin, rahat uyusun diyerek.

.

11 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Huzur içinde uyusun, başınız sağolsun. Yaşlar ilerledikçe etrafımızdakiler bir bir eksiliyor. Allah gençleri esirgesin, sizlere ömür versin...

Lilium Bosniacum dedi ki...

Allah rahmet eylesin. Başınız sağolsun...

nalan dedi ki...

Cennet olsun mekanı. Nasıl güzel,sevdikleri anacak onu. Arkasından iyi diye konuşacaklar kötü değil. Sadece iki kelimeye iniyor yaşamın anlamı göçüp gittikten sonra. Sanki o koca yılları hiç geçirmemiş gibi...

şule dedi ki...

canim benim başınız sağolsun. halanın mekanı cennet olsun.

Ebru dedi ki...

Başınız sağolsun. artık acıları dindi:(

Gamlı Baykuş dedi ki...

Başınız sağolsun! Umarım acıları dinmiş ve sevdiklerine kavuşmuştur. Yolu ışık,mekanı cennet olsun.

Ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Arkadaşlarım,

Sağolunuz. Yerinde rahat etsin, dilerim.

JoA dedi ki...

mekanı cennet olsun, huzurla uyusun halan.

Ekmekcikız dedi ki...

Sağol JoA'cığım, sağol!

Elif dedi ki...

Basin sagolsun. Yoksa bu kisi, hani Taksim'de kafede birseyler yerken rahatsiz oldugunu telefondan ogrendigin kisi mi?

elifsavas.com/blog

Ekmekcikız dedi ki...

Evet Elifciğim, oydu.
Bu kadar çabuk bitiyor işte, ne yazık ki!
Sağol canım.