Pazar, Ekim 04, 2009

"DOLUNAYDA GÖKYÜZÜ PIRIL PIRIL OLUR" TEORİM BU GECE İKİ SEKSEN YATMAK ÜZERE Mİ? ve İSTANBUL SENİ SEVİYORUM!

Arkadaşlarım,
Yıllardır kendim üretip, kendim inanıp, kendim yayıp, yaşattığım bir teorim vardır: "Dolunayda gökyüzü pırıl pırıl olur."
Bu demektir ki, o gün hava yağışlı bile olsa -yağmur, kar farketmez- mehtap tepede parladığı saatlerde bulutlar çekilir, yağmur, kar durur.

Hiç bir bilimsel dayanağı olmayan, sadece kişisel gözlemlerime dayanan bu teoremi ürettiğim zamandan beri, -ki en az onbeş yıl olmuştur- her dolunayda hava durumu tahminlerine daha çok kulak kabartırım. Böylece, teorimi tekrar tekrar sınarım.
Dün gece, sevgili teorim yine sınandı. Gün boyu kapanan, zaman zaman yağan hava, gece açtı açtı açtı, bulutlar dağıldı gitti ve sonunda gece gökyüzünde parıldayan mehtabı gördük.
Harika!

Geldik bu güne.
Sabah bulutlu bir hava ve bir seri can sıkıntısıyla başladı.
Üstüne, gün boyu şehrin her köşesinde şakır şakır yağmurlar yağdı. O yağmurların ıslatmasından ben de nasibimi aldım, bir güzel.
Bir-iki saattir yağmur durdu. Henüz ay gözükmüyor, bulutlar kalın bir örtü gibi sarmış göğümüzü. On dakikada bir çıkıp gökyüzünü kontrol ediyorum. Teorim yeniden doğrulansa da, şu akşamdan da yüzümün akıyla çıksam...



İşte, bugünkü yağmurlardan biriyle Büyükada'da Aya Yorgi'de rastlaştık.
Bir arkadaşımızın doğum gününü kutlamak için Büyükada'ya, yarı piknik bir pazar gezisine davetliydik, Bayan E. ile. Sabah yaşanan bir-iki aksilik nedeniyle, öncü grubu kaçırdık, onlar kahvaltılarını bitirmiş Aya Yorgi'ye tırmanırken, biz henüz vapurdaydık.
Sonra biz de faytonla Aya Yorgi'ye gittik. "Eee, neredesiniz" diye aradık arkadaşlarımızı.
"Buradayız" dediler.
Nasıl yani? Kimse yok, "buradayız" denen yerde. Ahh, meğerse, Aya Yorgi'ye faytonla ulaşılmıyormuş, yolun kalan kısmını tırmanarak tamamlamak gerekiyormuş!
Kahvaltıyı kaçırdığımız için, bir yandan karnımız zil çalıyor, bir yandan yağmur öncesi buğuntusu var havada.
Tırmanmak da, tırmanmak hani! Yaklaşık ben diyeyim yirmi dakika, siz deyin yarım saat, herhalde 45 derece eğimli bir patikadan yürüyeceksiniz ki, İstanbul'un en yüksek tepelerinden birine çıkın, nihayetinde.
Yürüdük. Durduk. Yürüdük. Nefeslendik. Yürüdük. Terledik. Yürüdük. "Kaç dakika kaldı" diye sorduk, inenlere. Yürüdük. En sonunda! Ulaştık.

Ödülümüz paha biçilmezdi.
Uzun zamandır görülmemiş arkadaşlar, soğuk kavun, soğuk bira, kızarmış patates, soluk kesen çepeçevre bir manzara, dost sohbeti, kahkaha ve az sonra başlayan sağanak yağmur...
Yağmur altında açık havada oturmaktan vazgeçmedik, şemsiyelerimiz açtık, yemeğimizi yedik.
Yağmur şakır şakır yağarken yokuş aşağı saldık kendimizi, fayton durağına ulaştık, güç bela bulduk birer tane, iskeleye indik, kahvemizi içtik, vapura bindik, şehre döndük.

İskeleye yanaşırken gün batıyordu, yağmaya ara vermiş bulutların arasından kırmızı kırmızı parlayarak. Şurup gibi mi derler, hani?

Ne demiştim en başta?
İstanbul seni seviyorum.
Böyle bir günü yaşadığım için teşekkür ederim, başta İstanbul'a ve sonra diğer tüm emeği geçenlere.
.

12 yorum:

Ekmekcikız dedi ki...

Yaşasın!
Teori iki seksen miki seksen yatmadı, tüm haşmetiyle yerli yerinde durmakta!
An itibarıyla o kalın bulut tabakası sürmüş gitmiş ve ay gökyüzünde ışıldamakta.
İşte budur!
Kendimi tebrik ediyorum, valla.

Bayan Z. dedi ki...

O emeği geçenlerden biri olmak beni çok memnun etti, tamam evet tepemizdeki ağaçtan bir türlü inemeyerek Bayan E.’yi rahat bırakmayan kedinin de emeği geçti, hatta müessesenin yola koyduğu çoluklu çocuklu İngiliz ailenin bile emeği var bu işte, ama en çcok “biz” olan “eski dostlar”ın değil mi? :))

Bayan A. dedi ki...

Doğum günü çocuğu olarak, bu güzel gün için ben de sizlere çok teşekkür ediyorum. :)

Ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Z.'ciğim,

Bak iyi ki hatırlattın müessesenin ikrami İngiliz aileyi, şahaneydiler! :)))

Yazmayı unuttuğum ya da ihmal ettiklerimin arasında yağmur sırasında yokuş aşağı kaymadan inmeye çalışan tokuplu pabuçlu hanımefendilere destek olurken arada genzime dolan, mis gibi çam kokusu da vardı.

Ve, evet!
Dostların, eski dostların içtenliği gibisi yok.
:)))

Ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Doğumgünüçocuğu! :)))

İyi ki doğmuşsun ve iyi ki adada doğum günü kutlamaya karar vermişsin.
Sağol!

Yahu, şimdi hatırladım. Biz doğum günü pastası yedik mi?
Yemedik di mi?
Eh, o zaman pasta yemek için adaya dönmemiz gerekecek!
:)))

şule dedi ki...

bu "eski dostlar" konusunda bir kıskançlık yapmamak için kendimi zor tutuyorum ya hadi neyse :P

aya yorgiye baharda tesekkur'e gidicez di mi :)

Ekmekcikız dedi ki...

Değerli Şule Hanfendiciğim,
Bakınız sadece "eski dostlar" denmemiş orada. "Dostlar" da denmiş, di mi?
O halde neymiş?
Kıskançlığa mahal yokmış, değil mi efendim?
kaldı ki, zaman zaman "eski dostatlar"ın da kendi kendilerine kıskançlık kuruntusu yaptıkları sizce de bilinmekte, değil mi canım?
Akşam-ı şeriflerinizin hayırlı olmasını dileyerek, huzurlarınızdan hörmetlerimle ayrılırım hanfendiciğim.:)))

Hamiş: Aya Yorgi'ye ille de gidicez, bahar yaz... Artık, kısmet!
:))

şule dedi ki...

ekmekcikiz hanimcigim;
icimi rahatlattiniz efendim. yoksa bendenizi aksam aksam uyku tutmayacakti, tahmin edersiniz ki. sizin durumunuz ise, bildiginiz uzre, pek sahanedir, soylemeden gecemeyecegim hanimefendicigim. zira, eski dostlar, yeni dostlar derken kiskanilan ve paylasilamayan bir kisiliksiniz gordugunuz uzre, tadini cikarin efendim :)

Ekmekcikız dedi ki...

Çıkarıyorum efendim!
Ziyadesiyle hem de...
Çok şükür!
:)))

Bayan A. dedi ki...

Ekmekcikız Hanımcığım,
Benim doğum günüm cumartesi idi, amma velakin cts. yapılacak bir sürpriz partiyi ben çakarım diye, benim sevgili arkadaşlarım bu partiyi Cuma akşamı için planlayıp, beni Bach’a götürdüklerini söyleyerekten Cezayir’deki partiye götürdüler. Çok mutlu oldum. :) Pastayı da o gece yemiştik. Size de daveti facebook’a göndermişler; ben kendilerine bu hatalarını ancak sonradan söyleyebildim tabii.
Dedim ki “kendisi bir bloggerdır, facebookcu değildir, davetinizi ancak önümüzdeki ay görür!”
Kutlu doğum haftasonusu kapsamında cts. de bi takım bişeyler yaptık elbet.
Pazar günü artıkın kendimizi adaya atıp doğayla baş başa dinlenelim diye düşündüğümüzden olayın içinde pasta falan yoktu. O zorlu tırmanış içinde bi dinleniş de yoktu ya. :)

Bir daha adaya gitmek için pastayı bahane edeceksek ben dünden razıyım; amma vekalin sözüm Bayan E. ve Bayan Z.’ye de dir ki “tiyatro, sinema, konser ve Nevizade etkinliklerimiz de arada lütfen kaynamasın”
:))

Angel dedi ki...

Benim de dolunayla ilgili bir teorim var; Dolunay zamanı rüya görmüyorum.
Diğer zamanlarda görüyorum. Bunu hep test etmişimdir.

Ekmekcikız dedi ki...

Angel,
Doğanın, doğa olaylarının, doğanın ritminin üzerimizde ne çok etkileri var. Bir kısmını biliyoruz, bir kısmını sadece hissedebiliyoruz.
:))