Perşembe, Ekim 22, 2009

NE DİYECEKTİM?

Yine dağdan aşağı çığ kıvamına gelmek üzere yuvarlanan kartopu yumağı andırışlı günlerdeyim, günlerdeyiz.
Gündem değişiyor, sabahtan akşama, akşamdan sabaha.
Harala gürele, kavga kıyamet, kafa karışıklığı... Sakin ol bekle, diyen pek yok.
Bir yandan açılım, bir yandan domuzlu virüs, diğer yandan bayrak indiriciler, hiç bir şeye aldırmadan sınavları zırt pırt şekilden şekle sokanlar, yazılan tarih, yazılamadan geçen küçücük hayatlar...
Öyle işte.
Bütün bunlar yaşanacak bitecek, sonra geriye bakıp neler olduğunu kitaplardan okuyacağız. Bugün içindeyken kâh anlamadığımızı kâh farklı algıladığımızı, bambaşka göreceğiz, şaşakalacağız.


Geçen hafta, "kendinizi şanslı görüyor musunuz" sorusunu ortaya atmıştım. Evet, şans yaverimdir diyen de oldu, nerde bende şans bahtsız bedeviyim diyen de...

Önce kendi soruma cevap vereyim. Ben de kendimi şanslı görenlerdenim.
Yakın zamana kadar bunun tersini söylerdim, oysa. Tam ne zaman aklım başıma geldi ve kararım değişti, bilemiyorum.
Yoo, piyango çıkmadı, aniden dünyamdaki bütün olaylar düzelmedi, şan şöhret sahibi olmadım. Belki olgunlaştım, belki hayatımın değerinin farkına vardım. Hayatımın, kendimin, çocuklarımın, yaşadıklarımın, dostlarımın, dünyanın, nefes almanın, ...... herşeyin.

Sonra bir gün bir kitapta* okudum.
Diyor ki, "kendini şanssız görenlerin büyük çoğunluğu, bunu düşüncelerini, algılarını, hayatlarını bu şekilde tanımlamalarını haklı çıkaracak aksilikler yaşamışlardır. Ancak daha ilginci, şanslı olduklarını ifade edenler de en az kendilerini şanssız sayanlar kadar ağır koşullar yaşamışlardır. Nasıl oluyor da bu insanlar kendilerini "şanslı" görüyor peki? Bilinçsizliklerinden ya da saflıklarından mı? Hayır, tam aksine!
Bu kişilerin yaşadıkları o zorlu deneyimler, her şeye karşın öğrenmelerine, gelişmelerine, daha iyi insanlar olmalarına, hayata ilişkin bakış açılarını genişletmeye, taşları yerli yerine oturtmalarına, bastırdıklarını özgür bırakmalarına yaramış ve böylece iyi olan her şeyin bir armağan olduğunu, eğer kişi yaşadıklarına anlam vermeyi dener ve o anlamı çevresindekilerle paylaşmayı seçerse, tüm bu sıkıntılardan bilgelik yemişinin toplanabileceğini kavramışlardır.
Bu insanların ortak özellikleri, olumlu, iyimser, edimlerinin sorumluluğunu taşıyan, karşısındakini suçlamayan, hatalarından sonuç çıkaran, özgüvenli, azimli, çözüm odaklı, hayal kurabilen, yapıcı, başka insanlara katkıda bulunan, sevecenlik, şükran duygusu, coşku, neşe gibi olumlu duyguların bilinçli üreticisi ve yayıcısı olmaktır.
Kısacası şanslı insanın hayat karşısındaki tavrı, onun temel özelliğidir. Şanslı oluş, varoluşumuz için tercih ettiğimiz hayat tavrımızın bir yan ürünüdür."

İşte dedim, bu tam da benim düşündüğüm. Arkadaşlarıma bu keşfimi anlatmalıyım.
O gündür bu gündür, kitabı yakınlarıma armağan ediyorum. Ne olur ne olmaz, okumayan kaçamasın elimden diye burada da böyle beyin yıkıyorum, işte.

Okuyun lütfen!
Bu karamsarlığa yatkın günlerde biraz ışık girsin pencereden içeri.





*Kitap:
İyi Hayat
Alex Rovira
Literatür
.

12 yorum:

funda dedi ki...

sen bu yazıyı bahse girerim benim için yazdın :) şu paragraf yetmez diycem bana da..bir de en olumsuzumdan ekliycem taşolukta kitapçı bile yok güzelimmmm...diye :)

Adsız dedi ki...

Ben de o kitabı okuyanlardanım, hem de Ekmekcikiz'in alıp bana hediye etmesi sayesinde. Herşey kendi içimizde ve kendi elimizde, başka hibir şeyde ve hiç kimsede değil. Hayat çok güzel, hepimizin hayatın güzel taraflarını görebilmesini diliyorum. Bu yorum vesilesiyle de çok sevdiğim Ekmekcikiz Hanımcığım'a bir kez daha çok teşekkür ediyorum. arzu

hafif abi dedi ki...

"Bu insanların ortak özellikleri, olumlu, iyimser, edimlerinin sorumluluğunu taşıyan, karşısındakini suçlamayan, hatalarından sonuç çıkaran, özgüvenli, azimli, çözüm odaklı, hayal kurabilen, yapıcı, başka insanlara katkıda bulunan, sevecenlik, şükran duygusu, coşku, neşe gibi olumlu duyguların bilinçli üreticisi ve yayıcısı olmaktır."

Bi haksızlık seziyorum ben burada valla Çavdar Teyze.

Ekmekcikız dedi ki...

Fundacığım,
İçinde bulunduğun olumsuz koşulların sende hayal kırıklığı yarattığını biliyorum.
Haklısın!
Her şeyi bir kenara bırakıp Polyanna olmanı beklemek, saçmalık ve haksızlık olur. Diyeceğim, senin gibi akıllı, duygulu ve azimli insanın kendine bir yol bulacağıdır.
:))

Not, "bu" yazıyı sadece senin için yazmadım. Evet, aklımdaydın da, senin için geçen hafta yazmıştım.
:)

Ekmekcikız dedi ki...

Arzucum,
Ben sana teşekkür ederim. Değil mi ki, görüyor, dinliyor, anlıyor, tartıyor ve yoluna devam ediyorsun, asıl teşekkürü sen hakediyorsun.
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Hafif Abicim,
Bırakın koca kitabı, bir dolu paragraftan, üç beş cümleyi, orasından burasından çekiştirip yapıştırınca, derdimi tam anlatamamış olabilirim.
"Haksızlık" dediğiniz, acaba kendini şanssız sayan insanların yukarda sayılan özelliklere sahip olmadığı algısı mı?
Öyle ise üzülürüm.

Amacım, kendini bir şekilde şanssız sayıp, hayat karşısındaki dirençleri azalmış olanları eleştirmek filan değil. Tam aksine, onların sırtını dostça sıvazlayıp, el vermek. Kendilerini hayata karşı harekete geçmeye hazır hissetmeleri için haddim olmayarak yüreklendirmek.

Umutsuzluk, öylesine hızlı yayılan bir virüs ki, domuz gribi haltetmiş yanında!
Derdim, hayata direnecek gücü bulabilecek gözlerle bakmamızın, sadece özel hayatımız için değil, toplum hayatı için de ne kadar önemli ve değerli olduğunu dilim döndüğünce anlatmak.
Budur!
:))

hafif abi dedi ki...

"Öyle ise üzülürüm."

Öyle. Ama üzülmeyin.

"Budur!"

Elbette budur! Ah bi de becerebilsem!..

(Bu arada bu yorum zımbırtısı düzelmiş. Artık HA imzası atabiliyom gene! Ne güsel!)

Ekmekcikız dedi ki...

Üzüleceğim, ama! :((
Kimseyi bu şanslı oluş teorisi sebebiyle kırmak istemiyorum.
Üstelik, kitapta diyor ki, kendini şanslı addeden insanlar ile şanssız oldukları varsayımından hareket edenler arasında gerçekte hiç fark yoktur. Bütün mesele, kişisel algıdadır.
O nedenle, özellik sayarak haksızlık yapmış olmak üzücü.
İfade edebildim mi?

Yorumları "adsız"lara açtım, düzelme o sebeple oldu anlaşılan. Fakat tuhaf, siz zaten adsız değildiniz ki!

thesaint dedi ki...

bence adamcağız (alex gerçi kadın da oluyor ama bence bu erkek) fazla uzatmış. tek cümleyle kendisini şanslı görenler hayata iyimser bakanlardır da diyebilirdi.

yalnız, bu bana biraz tek boyutlu gözüküyor. ben de tek cümleyle özetlersem hayatta karşı çıkılacak şeylere isyan etmenin yolu her zaman iyimserlikten geçmez.
ayrıca, başımıza gelen iyi şeyleri bize verilen bir armağan olarak görürsek bu aynı zamanda başımıza gelen kötü şeyleri de bize verilen bir ceza olarak görmemizi sağlar ki bu pek de çıkar yolu olmayan bir sokak. hem, kim veriyor bu armağanları-cezaları gibi belirsiz ve edilgen bir soru da üzerimizde asılı durur.

Ekmekcikız dedi ki...

Simoncum,

Kızmışsın!
Yahu, bunlar bir adamın (ha, bu arada "Alex" adam, baktım fotosuna yakışıklı duruyor, acaba bunun etkisinde kalmış olabilir miyim? :P) düşündükleri. Ben de okudum, aklımdan geçenlere uygun gördüm, kafa ütülüyorum işte.
Aldırma, sen!

"başımıza gelen iyi şeyleri bize verilen bir armağan olarak görürsek bu aynı zamanda başımıza gelen kötü şeyleri de bize verilen bir ceza olarak görmemizi sağlar ki bu pek de çıkar yolu olmayan bir sokak."
demişsin ya, son derecede haklısın. O zaman kadercilik sarmalına da dolanırız.

Bu düşüncenin benim yazdıklarımla doğrudan bir bağını kuramadım, ama. Benim yazımdaki "armağan" sözü, kitabı armağan etmekle ilgili. "Hayattaki iyi şeyler armağandır" demiyorum bir yerlerde, di mi?
Kaldı ki, iyilikleri armağan saymanın tersi, terslikleri ceza olarak görmek olmayabilir. Terslik, sadece tersliktir. Yaşanır, çözülebiliyorsa çözülür, olmadı yol değiştirilir, olmazsa başka bir yol aranır.

Neyse işte!
Derdim canı sıkılanın canını daha da sıkmak değildi, ders vermek hiç değildi kendimle ilgili bir laf etmek istedim, daha çok.
:)

elektra dedi ki...

Bu güzel kitaba sahip olanlardan biri de benim:) mızırdadığım günlere denk geip hediye almışlığım ve hüüüüp diye okumuşluğum var, okuyun bence de, okurken en azından iyi geliyor:)
ekmekçikızcığıma çoook teşekkür ederim bir kez daha:)


not: ekmekçim, ben bu kitapları okurken pek bir huzur buluyorum, sonra kitap bitiyor, gerçek hayata dönüyorum, uygulayamıyoruuuum:(((

Ekmekcikız dedi ki...

Elektracım,
Dırdırcı Ekmekciniz her daim desteğe hazırdır efendim; kitap bittiyse açıp beni okuyacaksınız!
:P

Not: Reca ederim, hiç bi şey deil.
:)