Pazartesi, Kasım 23, 2009

737

Şu başlıktaki sayı da ne diyeceksiniz?
Demediyseniz de hatırım için demiş olun.
Bu postun, bu blogdaki kaçıncı yazı olduğunu gösteren sayaç öyle diyor.
Daha önce 736 yazı yazmışım, bununla 737 olmuş.
Uçak modeli gibi. Komik.

Asıl komik olan, benim burada bunları yazıyor olmam, gibi geliyor bana.
Bundan tam üç sene önce blog yazmaya başladığımda, bu kadar yazı yazacağımı aklımın ucundan bile geçirmemiştim.
Kardeşim, bende ne çene varmış!
Ne çok lafım varmış söylenecek, ne çok fikrim varmış yumurtlanacak...

Ekmek diye başlamıştım, sonra hoop en sevgili sevgilime atlamışım; sinema.
Yaz yaz yaz, 130 tane sinema yazısı olmuş. Pek çok insan için üç senede bu kadar film görmüş olmak akla ziyan bir davranış sayılabilir. Siz bir de görüp de yazmadıklarımı bilseniz...

Ekmek diye başlamışım da sonra ekmeği boşlamış mıyım?
Yoo! Bunca zamanda ekmek ustası oldum çıktım, yediniz bilirsiniz.
Yine de mutfak maceralarıma göre daha az yer tutuyorlar.
Macera da macera hani... Kimi kez bir reçel denemesi, kimi kez uydurulan, icat edilen bir yemek, kimi kez tarifine göre yapılan bir tatlı, bazen kurabiye, kek, börek, limonata.

Sonra İstanbul yazıları var. Onlar da ekmek-mutfak ekseni kadarlar yaklaşık.
Canım İstanbul, sevgili İstanbul; adasıyla, gündelik hır gürüyle, bitkileriyle, konserleriyle, sergileriyle, kafanı kaldırıp gökyüzüne baktığında gördüğünle, İstanbul.

Meşhur gezmelerim var, yolculuklarım. Eski, yeni, özenilen, kıskanılan, istenilen, sıradan, özel, ama hep olacak hep olmasını istediğim.
Sevgili bitkilerim sonra, adını öğrenip yazdığım ağaçlar, kışın vazoyu süsleyenler, evimde yetiştirdiğim çiçekler, yazın bahçede açanlar ve canım erguvan ağacım.

Aa! Bak şimdi! Resim, tiyatro, sergi, konser var, es geçilir mi?
Ya kitaplar, çocukluğumdan beri can dostum olan?
Olmazsa olmaz; müzik, müzik, müzik.
Bir de gündelik yaşam diye bir başlık ki, yazıların yarısı nerdeyse.
Eh, olacak o kadar, günlük bu, adı üstünde.

Ne diye sıraladım ki, marifetlerimi?
Nerden çıktı şimdi bu, onu da yazmışım bunu da etmişim aferin bana öyleyse kabarması?

Boş geç marifetlerini, boş geç!
Asıl önemlisi, bu blog, bu yazılar sayesinde kazandığım hazine. Öyle bir hazine ki, ne iyi etmişim burada yazıyorum dediğim.
İnsanlar tanıdım blog sayesinde.
Sanal arkadaşlar, tanışlar.
Ruhu yazısına benzer, içinin aydınlığını yüzünde gördüğüm, en olmadık zamanlarda "teşekkür ederim, hayat" deme keyfini yaşatan dostlar.


.

38 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

737 nin tamamını okumadıysam da okuduklarımdan ve seni sanal da olsa tanımaktan mutluyum canım. Yazmaya devam et, okumak için buradayız.
Kutlaman için teşekkürler, öğretmenlik emekli olmakla biten birşey değil, bazen dolmuşta falan gürültü eden gençlere "şişşt" derken yakalıyorum kendimi:))
Sevgiyle kal...

metin dedi ki...

Çok iyi etmişsiniz, yoksa nasıl tanıyacaktık sizi, nasıl böyle şeker bi dost olacaktı hayatımda meselâ? 737737 yazı daha yazarsınız inşallah üç vakte kadar.

Ekmekcikız dedi ki...

Leylak Öğretmenim,
:))
Teşekkür ederim.
Düşünüyorum da hiperaktif hallerimiz benziyor, ortak paydamız o olsa gerek.
:P

Ekmekcikız dedi ki...

Metin Beyciğim,
Üç vakta kadar o kadar yazıyı benim gibi geveze bile yazamaz sanırım.
Yine de üç vaktin genişliğine bağlı olarak, düşünülebilir, belki de.
:)))
Gördüğünüz gibi, niyeti bozmuşum ben.

elektra dedi ki...

canım ekmekçim, ilk günden bugüne her zaman ruhumu şenlendirdiğin için,her börek yazınla beni gaza getirdiğin- ha yaptım mı yapmadım, olsun, hayali bile güzel- için, sinema gurum olduğun için, şurada bir tık uzağımda mırıl mırıl yazıp gürül gürül etkilediğin için çok teşekkür ederim. 737 yetmez, 7737 olsun, ben hep okurum:))) öperim:)

Gamlı Baykuş dedi ki...

Sevgili blog arkadaşım,tatlı komşum ekmekçikız, eskiden "hayat tesadüflerden ibarettir" sözüne (bunu da bir çinli mi söyledi acab?)pek inanmazdım ama bizim karşılaşmamız bir tesadüf değil de ne ki? Ne güzel şeyler oluyor hayatta bazen, bizi gülümseten. Yazmaya devam,kimi zaman gülmekten kırıp geçiren kimi zamanda düşündüren, gaza getiren o güzel yazılara devam.
Sevgiler...

serpil dedi ki...

Ne güzel yazmışsın, evet hepsi doğru ya.
Ama biliyormusun ben de ne zaman okusam bir yazını, yalnız olmadığımı hissediyorum, hayat, ev, çocuklar, kitaplar, çiçekler, hepsi bu koşuşturmanın içinde durup soluklandığımız köşeler değil mi zaten?
Sen yaz yine :)

JoA dedi ki...

ne güzel, ne güzel! daha nicelerine...

Ekmekcikız dedi ki...

Blogumun armağanlarından,
Canım Elektracım,
:))
Hımm, şimdi hatırladım. Sen, yazdıklarıma bakıp sesimi ve tonunu tahmin etmiştin di mi?
İyi yazayım oku.

Ancak bir itirazım var Sayın Müdürüm,
Ben de senin yazdıklarını okumak istiyorum.
Bekliyorum yani!
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Komşum, Şen Kuşum,
Bak bunu hangi "Çinli" söyledi biemeycem, belki bir filmde söylemiştir birileri.
Ama, doğru söylemişler.:))

Gönlümüze göre ve mutlu tesadüflerin sürmesi dileğiyle...

Akşama bekliyorum!
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Serpilcim,
Sevgili sıkı takipcim,
:))
Teşekkür ederim ve de bir talep de bulunurum; sen de yaz lütfen. Ya da yazıyorsan, izin ver okuyalım.
Sevgiler.
:))

Ekmekcikız dedi ki...

JoAcım,
Sana neden kanım kaynadı diye düşünürken, burçtaşım olduğunu öğrenince, "tamam yahu" demiştim.
Öyle saf bir inancım var işte, "yay burçları zararsız delilerdir" diye.
Nasıl?
:)))

JoA dedi ki...

aynen aynen ekmekçikızcım:) ama "sadece kendilerine zararları dokunan delilerdir" desek daha mı doğru olur acaba? anlıyorsun sen beni:)

Ekmekcikız dedi ki...

Şimdi efendim, o iş şöyle oluyor:
Önce bir fasıl kendinize zararınız dokunabiliyor, ancak, tarihin bir kesitinde zarar verme kısmını atıp, pür zararsız hale geliyorsunuz.
Az kalmış, yakında olur, sana da! ;)

Ebru dedi ki...

Hakikaten daha nice nice yazılara. Ne güzel dostlar tanıyoruz bloglar sayesinde.

serpil dedi ki...

Ekmekçikız çok tatlısın :)
Şu anda iş gereği sadece yazıyorum ya da çeviri yapıyorum, sürekli üretmek zorundayım, farklı bir şeyler yazmayı denerim belki sonra, nasılsa bir kaç okur garanti şimdiden :)

Ekmekcikız dedi ki...

Ebrucuğum,
Merhaba!
Bugünlerde keyfin yok, sanırım. Sesin çıkmıyor pek.
Seni burada görünce çok sevindim.
Sağol!
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Serpilciğim,
Garanti tabii ki!
Sen biraz da kendine yaz, boşver başkalarını.
:))

neolitik hanım dedi ki...

oy oyy, o kadar yazı olmuş demek? hmm benimkiler henüz sanırım 200'lü rakamlarda -e bu tembellikle fena da degil aslında :)-
metin bey'in dileğine katılıyorum, daha nicelerine, biz burdayız, siz yazın, biz hep zevkle okuruz efenim :)

Ebru dedi ki...

İş nedeniyle biraz sıkışığım. Kafamı kaldıramıyorum ki. Ev desen yatana kadar İda. Bayram tatilini bekliyorum heyecanla. Sağlıkla ilgili değil bu kez vakitsizim sadece.

şule dedi ki...

iyi ki bu blogu acmissin canim arkadasim. sen cok cok yaz. biliyorsun ben her koşulda seni okur, hatta yorum bile yazarım.
hayranınızım :)

Adsız dedi ki...

Nice 3 senelere diliyorum.... Tum bu yurekten paylasilan yazilarin sahibinin yuregine saglik.... Bir de Pink Martini eklemissiniz ki, bana gidemedim diye deriin bir "ahhh" cektiren :) Ama ne de guzel soylemisler... Ne olur sanki az birazcik Ispanyolca, az birazcik da Fransizca konusabilsem, sirf bana sarki soyletecek kadar olsalar tamam, vallahi fazlasinda gozum yok; ben simdilik papagan seklinde eslik etmeye calisiyorum calan guzelim sarkiya :) arzu

Ekmekcikız dedi ki...

Neocum,
Çok yazmak marifet değil aslına bakarsan, benimki biraz gevezelik, sanki. :))
Siz az-öz yazıyorsunuz efenim, tembellikten değil.
Hah! Bak sana bir sipariş, son zamanlarda yaptığın bir tatlıyı yaz, mesela. Ne dersin?
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Ebrucum,
Sık dişini o zaman, az kaldı tatile. İyi dinlenmeler sana.
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Şulecim canım,
Her koşulda okuduğunu biliyordum da, her koşulda yazdığına tanık olunca...
Süpersin! deyip, huzurlarınızdan hörmetlerimle ayrılıyorum, efendim.
:P

Ekmekcikız dedi ki...

Arzucum,
"Pis çocuk" kimmiş öğrendim, nihayet. Çok hoş!
Godiva ne demekmiş, peki?
:P

Pink Martini evet, bilet bulamayınca hiç değilse eskilerle anayım kendilerini dedim. Yeni albümü merak ediyorum, gelmiş midir acaba?
Fekat, onların şarkıları için Fransızca, İspanyolca yetmez ki!
İtalyanca, Arapça, Portekizce, Japonca...
Ooooo!
:))

endiseliperi dedi ki...

kutlarım! kutlarım! daha nice yazılara...

Ekmekcikız dedi ki...

Mersi, mersi.
Hep birlikte efendim!
:))

kacakkova dedi ki...

evet, nice yazilara, sevgili ekmekcikiz, eksik olma hic....

Ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Kaçak,
Sizi burda görmek ne hoş!
Çok teşekkür ederim dileğinize ve nazik iltifatınıza.
:))

Adsız dedi ki...

Ama onlar bi sürü kişiler, ben o kadarcığını söylesem daha ne :)

Pink Martini dinleyen öyle milyonlarca falan insan yoktur ama benim, sizin, BayanZ'nin, Miss Melty'nin onları bu kadar çok sevmesi yalnızca tesadüf müdür? arzu

Ekmekcikız dedi ki...

Hayır tesadüf değil!
Bu saydıklarına Bayan E.'yi de ekleyelim, okur, alınır sonra. :)))
Haa, ne diyordum tesadüf değil, hepiniz benim stajyerimsiniz!
Oldu mu?
:P

metin dedi ki...

Oooops! Pink Martini'yi size ne zaman önce dinletmiştim ben!

Ekmekcikız dedi ki...

Tamam Metin bey, tamam!
Dinlettiniz evet.
Sizin bizlere dinlettiğiniz, daha önceden duymadığımız şahane müzikleri unutmak mümkün mü?
Ancak, takdir edersiniz ki, siz dinletmeden önce de biz bazı müzikleri önceden dinlemiş olabiliriz başka kaynaklardan filan, di mi?
:)))

metin dedi ki...

Amanin! Ben onu demek istememiştim! Bu ne şiddet bu celal!

metin dedi ki...

Bakınıs, "ben dinletmiştim" dememişim ki, "dinletmişim ben" demişim. Bildiğiniz üzere, sözdizimi önemlidir efenim, di mi?

metin dedi ki...

Siz şimdi buna da kızarsanız valla ne yaparım bilmem!

Ekmekcikız dedi ki...

Hiii!
Yok yok yok!
Valla kızmadım.
Sadece takılmak için öyle yazmıştım.
Siz o sözleri kavga tonundan okumayın lütfen. Gülerek, hatta kahkaha atarak söyledim ben onları, valla!
Öyle anlaşılmıyor mu?
Yani, bir deneseniz, o tonda okumayı?
Haa?
:)))