Pazar, Kasım 01, 2009

MİSAFİRLİK

"Bu akşam bir maniniz yoksa, annemler size oturmaya gelecek."
Öyle denirdi.
Kasabalarda yaşayan çocuklar, komşulara gider, böyle söylerdi. Sonra da misafirliğe, akşam oturmasına gidilirdi.
Şimdi o misafirlikler, yakın yerdeki eş dosta gidip oturmalar kalmadı pek. Arkadaşlar birbirini görmek için herkese uyacak orta yerlerde buluşup, kahve içip, biraz gezinip ayrılıyorlar. Ev oturmaları yakın arkadaşları veya akrabalar için olabilen ayrı bir görüşme biçimi gibi çokluk.
Bu hafta sonu eski usul misafir ağırlayıp, biraz da misafirlik yaparak geçti.

Annem, abilerini, kardeşini ve eşlerini yemeğe çağırmak istiyor, ancak tek başına altından kalkabilir mi, kendine pek güvenemiyordu. Sonunda karşılıklı restler, tehditler ve tavizler sonucu, yemek davetine benim katkım sağlandı.

Mesele şu: Annem, yemeğe misafir çağırdığında eski usul düğün sofrası gibi liste yapar. Önce çorba, ardından etli yemek, yanında mutlaka pilav, zeytinyağlı, ama ondan önce arada bir de börek, salata, tatlı, meyve. Bütün bu listeye, kardeşlerinin sevdiği bir-iki çeşit yöresel yemeği de ekleyince -ki, nerdeyse mutlaka eklenir- daha da abartılı bir sofra çıkar ortaya.
Hadi beş on sene öncesine kadar, bu kadar yemek bir öğün için yapılıyor ve yeniliyordu da, şimdi bu yemekleri yemesi beklenenlerin her birinin çeşitli sağlık kısıtlamaları var. İyi evsahibi örneği olacağım derken, misafirleri hasta etmek de sözkonusu, yani.
Önce, listeyi budadım; o kadar çok çeşide gerek yok, diye. Fakat sofranın kalabalıklığına ve sonuca bakılırsa, pek de başarı göstermiş değilim ya, geçelim.
Sonra, sen şunu ve bunu yap, kalanları ben yapacağım, sen yorulma pazarlığı yaptım. O konuda başarılı oldum, neyse ki.
Derken, herkesin uygun gün ve saatinin ayarlaması yapıldı ve dayılar cumartesi öğlen yemeğine çağırıldı.
Hava muhalefeti, yağmurdan su basan yollar, trafik derken biraraya gelindi, yenildi, sohbet edildi ve çok arzu ettiği bu misafir ağırlama sonuçlanınca annemin keyfi yerine geldi.

Akşam, ev oturmasına gitme sırası bendeydi.
Öğlende yemek telaşı devam ederken, P. arkadaşım blog açan oğluna danışmanlık yapmam için beni aramıştı. Akşamüstü ortalık sakinleşince herşey yolunda mı öğrenmek için aradığımda, baktım konuşma uzuyor, "en iyisi geleyim de, birlikte yapalım" dedim. Bir nev'i kendimi davet ettirdim. Sonradan, taze blogcumuz arkadaşlarıyla oyuna dalınca, benim blog danışmanlığı faaliyetim yarım kaldı ya, olsun. Biz de fırsattan istifade bi güzel kaynattık.
Eve dönerken yakında oturan bir arkadaşına akşam yemeğine gitmiş olan Bayan E. ile buluştuk ve bizim eve gece yatısına geldik. "Her gecenin sabahı, her gece yatısının kahvaltı misafirliği varmış" sözünü uyduruyorum, bu noktada ki, sabah kahvaltısı misafirimize bağlayayım konuyu...
Annem kahvaltıya geldi, Bayan E. ile bir güzel muhabbet koydular, birbirlerine misafirlik sözü verdiler.

Biz daha kahvaltı üstü kahvesine yeni geçiyorduk ki, kapı çalındı ve çocuklarımın Hayriye teyzesi geldi. Sohbet dallandı budaklandı, çocukların eve dönüş saatleri öne alındı.
O ara A.Ç. aradı, karşıya geçiyorum, önce bir arkadaşa uğrayacağım, ne durumdasın dedi. Evdeyim, gel beklerim, dedim.
Bayan E., sabah kahvaltısında annemden aldığı tarifleri uygulamak üzere, reçel yapmaya evine döndü.
Çocuklar geldiler, Hayriye teyzeleriyle sarmaş dolaş oldular. Yemek yedik, çay içtik.
A. Ç. tekrar aradı, "arkadaşım çok hazırlık yapmış, laf da bitmiyor, akşamüstü sana gelemeyeceğim" dedi. Hafta içi buluşmaya sözleştik.
Teyzemizi yolculadık, tee Gebze'ye gidecekti.
Pazar akşamı rutinine döndük.


.

12 yorum:

Leylak Dalı dedi ki...

Çok yoğun geçmiş bu iki gün, çok şey yapmışsın. ben yoruldum şahsen okurken. Tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum:))

JoA dedi ki...

hah, ben de "okurken yoruldum yahu" diyecektim:) bravo ekmekçikızcım, bu nasıl enerji böyle? maşallah. üstelik sabır da lazım. zannımca ben delirirdim böyle bir tempoda.

şule dedi ki...

pazar akşamı rutine dönmek iyi olmuş zannımca. yeterince rutin dışı geçmiş haftasonu zaten :)

Ekmekcikız dedi ki...

Leylakcığım,
Ben küçükken hiperaktif değildim. Kesinlikle.
Şimdilerde böyle oldum, hayırdır diyelim!
:)))

Ekmekcikız dedi ki...

JoAcığım,
Benim deliliğim böyle tezahür ediyor, diyeyim.:))
Tahminim, hepimizin farklı türde yüksek tempolarla dayanıklılıklarımız sınanıyor.
Ne dersin?

Ekmekcikız dedi ki...

Şulecim,
Biliyorum, damarıma basmak için söyledin, di mi?
:P
Pekii, müziğe ne diyorsun?
Sizin için hiç bir mesariften kaçınmadan buldum, yapıştırdım.
:))

şule dedi ki...

müzik süper. tam da milliyet sanat'ta brazzaville hakkinda yazilan yaziyi okuduktan sonra üzerine iyi geldi :)

SekerPembe dedi ki...

Annenizin yemek monusunu okuyunca beni aldi bir gulme. Ayni yorenin kadinlari bu kadar mi ayni monuyu izlerler. Ben evlenmeden once, annemin monusundeki zeytinyaglilarin yanina bir de karisik kizartma ve domatesli, yogurtlu sos eklenmisti. Hani gecenlerde benim koca birkac gunlugune geldiydi ya Istanbul'a, anneme yemege gitmis. Dondugunde dedim ki, bunu, sunu, bir de bunu pisirmisti he mi? Koca, ben asermeyeyim, Amerika'nin bu sebze yoksunu sehrinde dertlenmeyeyim diye "yok yok, yorgundu kadincagiz, pek birsey yapamamisti" diye cevap verdi. Aradan birkac gun gecince basladi, "offff annenin su corbasi da pek guzeldi o aksam, aman et yemegi pek lezizdi" diye. Hah dedim, yola gel.

Ben misafir agirlamaya bayilirim. Evimizden hic eksik olmazdi, dolar tasardi hep. Doneyim de artik disarilarda daha az, evlerde daha cok bulusur olalim olur mu?

Bu arada acil akla ihtiyacim var, maillerinize bakiniz lutfen e'feeem.

JoA dedi ki...

çok haklısın derim:)

Ekmekcikız dedi ki...

Şekerciğim,
Evet haklısın, bu abartılı misafir ağırlama faaliyeti biraz da bizim toprakların marifeti olsa gerek.
Neyse, baksan sonuca; alın razı veren razı... Anlaşılan senin benim gibi alafrangalaşanlar itirazcı oluyor.
Tabii ki, dönüşünüzde daha çok evde toplaşmak icabedecek! :))))

BAYAN E. dedi ki...

Teyzemi seviyorum, ayrıca da O'da beni seviyor...biz buluşup muhabbet etmeyi hayal ediyoruz, bu Pazar mesela...sen de gel...:-)))))

Ekmekcikız dedi ki...

Seni kim sevmez ki?
:)))

Hamiş: Davetinizden şeref duydum efendim!
:P