Pazar, Ocak 24, 2010

NEZLE GÜNLÜĞÜ

Sevgili arkadaşlarımın "dur bi otur" tezahüratları arasında, nezle günlüğüme devam edeyim.

"Julie and Julia"yı seyrettim.
Bu saman kafa hastalık halinde izlenebilecek yegâne filmdi belki, iyi geldi. Mutfağa meraklı olana, yemek pişirmeyi sevene ve bir şeyi tutkuyla yapma arzusu olana iyi gelecek şeyler...

Filmin esas kızlarından biri olan Julie Powell bir blogger. Filme ulaşan süreç bir blogdan yola çıkıyor:
The Julie/Julia Project.
Bir tıklayıp bakın isterseniz, fazla değil yedi-sekiz sene öncesinde bir blog nasılmış?


Blogun yazılmaya başlanmasının yıllar yıllar öncesinde bir yemek kitabı var: Mastering The Art of French Cooking.
Hani, insanın işi gücü bırakıp bir yemek kitabını hazırlama sürecinin baştan çıkarıcılığının peşinden gidesi geliyor, diyeceğim.


Yemek hikayelerinden, yemek ve seyahatin birleşmesine geçelim ki, burada cazibe ikiye katlanıyor; gezelim, tadalım, keşfedelim.

Travel Channel'in ünlü gurme şefi Anthony Bourdain, "No Reservations" programında geçen hafta İstanbul'u anlatmış.

Nasıl bir İstanbul ve onun yeme içme halleri var karşınızda, buradan seyredip görebilirsiniz.


Bu kadar mutfak ve yemek seyirlikleriyle haşır neşir olunca, iştahım kabardı.
Yeni bir hasta çorbası yapayım dedim ve pirinçli mercimek çorbası yaptım.


Çok kolay:

Bir baş kuru soğanı doğra, az zeytinyağında öldürüp, üstüne bir bardak pirinç, iki bardak kabuksuz sarı mercimek, üstüne de suyunu ekleyin ve kaynamaya bırakın.

Mercimek ve pirinç hallenince, el blenderı ile bızzttt yapın, yoğun kıvamlı olursa sıcak su ekleyin. Kimyon, karabiber, tuz ve kırmızı biberi ağız tadına göre serpiştirin. Ocaktan almadan en son tereyağı eklemeyi unutmayın.
O kadar!


Tabağınıza alınca, isterseniz acı biber veya kimyon, olmadı limon, ya da benim gibi rendelenmiş az peynirle keyfini çıkarabilirsiniz.



.

9 yorum:

Ekmekcikız dedi ki...

Siz nasıl görüyorsunuz bilemiyorum da, şu yazının fontları deli çıkardı beni, deminden beri.
Öff, bi ayarlayamadım!

Leylak Dalı dedi ki...

Ekmekçim kocaman görüyoruz yazıları ama hiiiç mühim değil. Sen nevazilli nevazilli zahmetlere girip bizim için yazı yazmışsın da boyutunu mu dert edeceğiz. En kısa zamanda iyileşmen dileğiyle afiyet olsun diyor ve ben de kendime mercimek çorbası pişirmeye gidiyorum.

şule dedi ki...

benim hasta corbam, kar corbam, soguk corbam tektir: tarhana :) o olmadan iyilesemem, onsuz isinamam. diger corbalarin hepsi gunluk corbalardir sanki...
sen iyiles ama bir an once. gecmis olsun tatlim :)

elektra dedi ki...

geçmiş olsun ekmekçim:) hasta olunca tavuk suyuna çorba da merhem gibi geliyor bak. ne kadar sinir bozucu bir kar yağışı oldu değil mi? yerler çamur, çatılar ve bahçeler ehhhh, ama eziyeti en üst seviyede. yok ok, artık hiç bir beklenti içerisinde değilim hem yaşamın sürdüğü hem de lapa lapa güzelliğiyle karın eşlik ettiği bir kent yaşamına dair. ve bu beni çoooook bedbaht ediyor:(((

Ekmekcikız dedi ki...

Leylakcığım,
Sana da afiyetler olsun!
:))
Ve fakat, bu yazının sözgeçirilemez hali beni hakkaten hasta etti, öff!

Ekmekcikız dedi ki...

Şuleciğim,
Tarhanayı dün yapmıştım.
Bu hastalık hali sürerse, yarına başka bir çeşit çorba bulmalı...
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Elektracığım,
Mıyır mıyır bir kar yağdı. Ufak tefek, kara benzemeyen, üşüten, keyfi az.
Sahiden kar keyfi bir nuara büyük bu şehir için; keyif meyif hak getire, eziyet daha çok....

Gamlı Baykuş dedi ki...

Komşu'cum, biraz geç bir geçmiş olsun notu oldu, kusura bakmayın.Bu hafta sonu kar fonu önünde çay keyfi yapalım niyetindeydim ben de ama çamaşır, ütü ve bu kara kışa rağmen kayınvalidenin çıkardığı sürpriz bir ziyaret planımı bozdu. Başka zamana diyelim. Julie ve Julia'yı nerden buldunuz, eğer hala elinizdeyse ve hemen geri vermeyecekseniz ben de izleyebilir miyim, zira ne zamandır bu filmin peşindeyim. Tekrar geçmiş olsun diler, sevgilerimi sunarım.

Ekmekcikız dedi ki...

Reca ederim komşum, misafir(ler)iniz var, meşguliyet var, olur elbet çay keyfi de. :))
Film bende, yarın veririm.
:)