Çarşamba, Mart 10, 2010

"DENİZ OLUNMALI OĞUL!"


İhtiyar bir taş ustası varmış.
Sıcak bir gün deniz kıyısında kaya yontmaktayken, güneş tenini yakıp kavurmuş. Dayanamamış, Tanrıya yalvarmış “keşke güneş olsaydım” demiş. Duymuş sesini Tanrı ve "kabul ediyorum arzunu" demiş. İhtiyar taşçı güneş oluvermiş!
Derken kara bulutlar gelmiş güneşi örtmüş, görünmez olmuş güneş. "Off", demiş taşçı, "bulut olmak varmış!". Tanrı bu isteğine de kulak vermiş taşçının, taşçı bulut oluvermiş.
Taşçı bulut olmanın keyfini sürüyorken, aniden bir rüzgar çıkmış, almış savurmuş bulutu, rüzgarın oyuncağı olmuş bulutcuk. "Vayy" demiş taşçı, "buluttan yaman olanı rüzgârmış, rüzgâr olsaydım!". Tanrı'nın iyi günüymüş anlaşılan, "ol!" demiş.
İhtiyar taşçı, rüzgâr olup esmeye başlamış, fırtına olmuş, kasırga olmuş, önüne çıkanı eğmiş, yere yatırmış, hükmünü sürmüş. Tam da en keyifli esme halindeyken koca bir kayaya rastlamış, esmiş esmiş esmiş, kayayı değil yere yatırmak, yerinden bile oynatamamış. Taşçımız, "kaya olmalı, kaya!" deyince, eh, bu isteği de kabul edilmiş, neyse ki.
Bizim kaya, herşeye karşı sapasağlam dikilip durmuş bir süre. Sonra bir gün arkasında bir acı hissetmiş, "vayy!" demiş.
Vay ki vay, meğer acının sebebi kayayı yontmaya girişen bir ihtiyar taşçıymış.



Eski basım bir Çin Öyküleri kitabım vardı, bu anlattığım sanıyorum oradaydı.
Bu sabah uzak yerlere yolculuğun hayalini kurduğum bir anda rüzgâr yüzümü dağlayınca aklıma geldi.
Hep olamayanı istemek, o anda bulunduğun yer dışındaki yerleri hayal etmek, yakınında olmayanın daha değerli olması...
İstediğiniz kadar çoğaltabilirsiniz bu duyguları, insanın doğası bu anlaşılan.  

.

12 yorum:

SekerPembe dedi ki...

Daha dün akşam laflanıyordum kocaya ''ben Amerika'daki günlerimizi özledim'' diye. Oysa oradayken de buraları, dostlarımı, ailemi öyle özlüyordum ki, anlatamam. Insanın doğası böyle, doğru. Eşyanın tabiatı bu.

metin dedi ki...

http://jazzetta.wordpress.com/2007/08/11/bir-japon-masali-tas-ustasi/

Ekmekcikız dedi ki...

Şekerciğim,
Daha dün akşam düşünüyordum, "Pembe Şeker'ciğim ne alemdedir?" diye!
Sesini duydum, sevindim.
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Metin Bey,
Pesss! diyorum da başka şey demiyorum, kendime!
Nasıl bir bunaklık benimki?
Çin değil Japon masalı, kitapta değil blogunuzda okumuşum...
Hani "Muaviye'nin üç kızı..." gibi oldu, bu hal.
Neyse, çok uydurup anlatmamışım, ana fikir doğru hiç değilse!
:)

fatma sancak dedi ki...

evet, bu hikayeyi çok duymuşuzdur gerçekten ama ekmekçikız metin beyin blogunda okumuş anladığım kadarıyla :)

gerçekten hep isteriz. elimiz avucumuz doluyken bile daha isteriz. ama gitmek duygusunu başka türlü anlamlandırıyorum ben. "sığamamazlık" diyorum. ne bulunduğun yere ne de gitmek istediğin yere... sığamamazlık insan ruhuna biçilmiş daranın verdiği ağırlıktır. ve ben bu duyguyu sadece bilgiyle örseleyebiliyorum, öğrenerek, okuyarak... ama en çok da şiirler. çünkü ruh somut ülkeler değil, soyut iç ülkeler istiyor bizden. ayak izlerimizi kimselerin göremeyeceği, kimselerin bizi takip edemeyeceği son derece bize özgü bir yolculuk rengi. işin tuhaf tarafı da bizi bu sığamamazlık duygusuna iten şey hep bir rüzgar oluyor. ve ben ona lodos diyorum. ruhumu almaya gelen lodos...

hikayenin sonundaki yazıyı çok sevdim ekmekçikız. lodos gibi geldi yüzüme kelimelerin sesi...

sevgimle kalınız...

funda dedi ki...

konuyla alakası yok ama seni özledim.
bahar geliyo dimi.

Eleştirel Günlük dedi ki...

Bu hikayede bir de allah'in dogasi var kayda deger. Neymis oyle issiz gucsuz sikintidan patladigi bir gun muymus ki adam istemeden aklindan geceni verip durmus. Adil olmali bi allah. Adil ol adil.. :-)

Ekmekcikız dedi ki...

Fatmacığım,
Benim "sığamamazlık" halim çok sık olmaz. Ben genellikle bi gidip dönmek isterim. Bu dönüşün de İstanbul'a olmasını arzu ederim.

Aslında dünkü rüzgar sıkı bir poyrazdı ama, lodos hissi vermesi iyi olmuş!
:)

Ekmekcikız dedi ki...

Fundacığım,
Artık bahar geldi sayabiliriz, cemreler düştü bitti.
Gündönümünün gelişi yakındır, onu da beklemeye gerek yok aslında.
Ne zaman şehre yakın geleceksen haber ver, bekliyorum.
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Eleştirel,
Yine bir eleştiri konusu bulmuşsun, tebrikler!
Sanırım, seni değil de taşçıyı tercih edip, onun isteklerini yerine getirmesi de bir miktar kıskançlık konusu olmuş, he mi?
;)

Elestirel Gunluk dedi ki...

Yok valla. Kendim icin bir sey istiyorsam namerdim. :-))))

Ekmekcikız dedi ki...

Tabiii, tabiii! diyoruz biz bu yorum karşısında...
:))