Cuma, Şubat 04, 2011

BENİM SALINCAK HİKAYEME GELİNCEEE...

Dünkü salıncak fotoğraflarının büyüsüne kapılıp, salıncak öykülerini aktaran sevgili arkadaşlarım, çok teşekkür ediyorum size. Ne iyi ettiniz de yazdınız, sayenizde hafızam canlandı, çocukluğumun salıncaklarını hatırladım.

Salıncağı çok severim. Yay burcu oluşumdan mıdır nedir, havayla ilgili her şey çok ilgimi çeker. Ehh, serde havailik olunca, havada sallanmak cazip olmaz mı?


Eski çocuk parklarındaki salıncaklar, dünkü yazının ilk fotoğrafındaki gibi olurdu daha çok. Onlarda sallanırken şarkı söylerdim dilime takılmış gibi "....taaa aya kadar, aya kadar, taaa aya kadar..."
Yine o yazının ikinci fotoğrafındaki salıncak tam gözükmüyor, ama, sanırım eski bir tekerleğe üç tane halat bağlanarak yapılan ve benim bir türlü sallanmayı beceremediğim türden olmalı.


Salıncaktaki kız çocuğu fotoğrafı buradan.

Sallanırken en sevdiğim şey, ileri giderken bacaklarımı dümdüz uzatıp, geri giderken dizden büküp toplayarak olabildiğince hızlanmaktı. Bu hareketleri bir kaç kez üstüste yapınca, uçuyor sayardım kendimi.
Sonra bir süre bacaklarımı hareket ettirmeyi bırakıp, sallanırken çıkan sesleri dinlerdim; salıncağın gıcırtısı, çocukların çığlıkları... Gözümü kapatır, güneş ışığının kirpiklerimin arasından süzülüşünü, ışık gölge hareketlerini izlerdim.


Çocukluğumun başka bir salıncak sefası ise, fazla hareketli olmamasına rağmen, çok keyifliydi.
Evimizin arka bahçesindeki çeşit çeşit meyva ağacı vardı, elma, armut, vişne, seftali...
Vişnelerden bir tanesinin ana gövdeden çıkan ve iki kalın çatal olan dalları arasına salıncak kurardık, bu ağaç altı salıncağı benim cennet köşem olurdu.

Yöntem, bağa bahçeye pikniğe gidildiğinde küçük çocukları uyutmak için yapılanla aynıydı: Vişnenin çatal dalları arasına birbirine paralel kalınca iki ipi gevşekçe bağlardık. İplerin üstünden aşırılan ince bir battaniye, ya da kalın bir örtüyle hafif çukur bir oturma yeri hazırlar, sonra bunu minder yastık uygun ne varsa besleyip, rahatça oturulacak hale getirirdik.
Salıncak hazır olunca, tek yapılacak, keyf halinin hangisini istediğimde karar kılmak olurdu; en heyecanlı yerinde kaldığım kitabı mı okumalı, kucağıma bir kase vişne alıp çekirdeklerini iyice sıyırana dek yemeli mi, yoksa sadece nazlı nazlı ileri geri hafifçe sallanıp, tembelliğin tadını mı çıkarmalı?


.

8 yorum:

Hayatın Süs Payı dedi ki...

Bence:Nazlı nazlı ileri geri hafifçe sallanıp, tembelliğin tadını çıkartmalı :):)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Değil mi ya!
:))

nalan dedi ki...

ah ben çok kötüymüşüm küçükken.
anneannamein bahçesinde kurulan salıncakta arkadaşımla birbirimizi sallarmışız.
ben işime gelmediği için tam hatırlamıyorum, o yüzden bu miş , muş.
ben salıncağa binince biiiirrr, ikkkiiii, üüüüççç diye uzata uzata sayarmışım, arkadaşım salıncağa binince bir,iki,üç,dört,beş hızlı hızlı sayar indirirmişim onu aşağıya.
bencillik var demek ki serde ne yapalım :)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Nalancığım,
Bencillik değil bu, tam çocuk keyfi! Oohh iyi yapmışsın. :))
Uzun uzun saymalı, doya doya sallanmalı çocuklar.

Nehir İda dedi ki...

Ben uyurdum salıncakta. Köye her gidişimizde koskoca ceviz ağacının altına salıncak yapardı dedem. Hatta hafızam yanıltmıyorsa uyumakta zorluk çeken çocukları ceviz ağacının altına yatırırlardı:)) Ceviz ağacı mayışık bir hal aldırıyor insana. Kilimle yatak gibi yaparlardı ağır ağırsallanırken hopp uyurdum:)

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Ahh Ebrucuğum,
O çocukluk uykuları gibisi var mı?
Birden düşersin uykuya, hiç tasasız atarsın kendini uykunun kollarına.
Bir de cveviz ağacının gölgesindeysen, daha ne istersin ki?
:))

şule dedi ki...

salıncak keyfi kadar güzel şey var mıdır? bizim anadolun arkasında her daim urgan bulunurdu. pikniğe gidildiğinde babamın ilk işi bana salıncak kurmak olurdu...

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Hah, tamam! Doğrusu sözcük urgan! Halat kaln, ip ince...

Evet ya Şulem, eskiden piknikte salıncak kurulurdu ve sallanırdık ne güzel! :))