Çarşamba, Şubat 09, 2011

DEDEM ANLATIYOR (6) Büyük Taarruz günü ve sonrası

24-25 Ağustos'ta ilerliyoruz cepheye.
26 Ağustos'ta, bizim 15. Turgayı Tınaz Tepe mevkiine verdiler, Afyon cephesinde harbe, artık düşmana taarruz edeceğiz: Ya ölüm, yahut zafer diye.
O vakit hepimiz subayından erine, her şeyine varıncaya kadar hücum ettik. Allaha yalvarıyoruz. En önde de ben, benim bölük.
Daha Tınaz tepeye gitmeden evvel, Alay Kumandanı yaralanmış, bizim tabur kumandanı alay komutanı oldu, bölük komutanı da bizim tabur komutanı oldu. Bölük bana kaldı. Bölükte bir subay daha var, bir de çavuş var.
İşte o Afyon Tınaz tepeye yaklaştığımız zamanda öndeki makinalı tüfek bölüğü böyle gidiyor.
Yaklaşmışız düşman siperlerine, meğer onlar o gece temsil yapıyorlarmış haberleri bile olmamış. Onların teyyareleri vardı, bizim teyyaremiz bile yoktu.
Biz ormanlıktan öylece gitmiştik, o sabaha yakın, gideceğimiz yere varmıştık, şafak aydınlığı zamanında, benim bölük önde, Tınaz Tepe hattına gittik. Düşman siperlerine girdik. Ama bizim topçular orayı, düşman elinde sanarak ateş altında tutuyorlardı, ben işaret verdim.
Bizim bölüğün yarısı da daha önce, düşmanın makinalı tüfek ateşine tutuldu, yandan böyle. Yirmi otuz tane kadar erimiz yaralandı düştü. Bağıran kim, çağıran kim, ben ne yapayım, herkes derdinin başına çağırır. Ben de tık tık tık sağıma soluma nokta ateşi yapıyorum, neyse makinalı tüfek beni tutturamadı, ateş hattından girdik içeriye, ondan sonra ilerlemeye başladık.

Ondan sonra ilerlemeye başladık, düşman kaçıyor, bizim topçular da siperlerini dövüyor.
Dövdükten sonra filamayla işaret ediyorum: "Şimdi daha gerilere ateş et, düşman yok" anlamında. Orada da bizim erlerden 1-2 tane şehit oldu, bizim topçu ateşinden...
O gün, düşman kaçtı, ilerlemeye başladık. Atatürk de gelmiş, hemen bizim hattımız civarından savaşı idare ediyordu. Bizim solumuzdaki fırka zamanında ilerleyememiş, o fırka komutanı üzüntüsünden intihar etmişti.
Sonra 10-15 dakika sonra orası da (Çiğiltepe) tekrar alındıydı. "Yazık oldu" dendiydi bu tepenin şehit olan fırka komutanı albaya, bilmem kim, tarihte yazıyor işte.

İkindi vakti oldu, düşmanın mukabil taarruzu başladı.
Bizimkiler ta Afyon'a girmişken, düşman Afyon'dan takviye kıta alıyor, yeniden taarruz ediyor.
Ben, işte orada yara almışım, topçu mermisinin kayadan çıkan şarapnel parçası gelmiş bacağıma değmişti; bu bacağımın burasını, simsiyah, kömür gibi etmişti, kurşun yarasından daha fazla ağrıyordu.
Sıhhiyeler geldiler, sardılar mardılar, ben tekrar bölüğe döndüm.
Tabur kumandanı, bizim bölük komutanı olduğu için bana, "sen geride kal" dedi, diğer arkadaş bölüğün kumandanlığını yaptı. Ben orda kaldım, o gün ikindi vakti.

Akşam oldu, fırkanın alay komutanları "makinalı tüfekler siperlerde yerleşip, düşmanın eski siperlerinden ateş edecekler" dediler. Diğer piyadeler geriye çekilsin dendi. Buradan bir adım geriye kımıldamak yoktur dedi.
Düşman yaklaşıyor;,kendi eski siperlerine 100 metre kadar yaklaşıyor, ateş başlıyor. Ondan sonra bakıyor ki olacak gibi değil, hadi bakalım, gece yine kaçıyor.
Gece, bize, 2. Kafkas Tugayı yetişmişti, yani Erzurum tarafından Kazım Karabekir’in askerleri yetişti de, harp cephesinde muvaffakiyet oldu.
Yoksa buradaki adamların hiç birisinin harb edecek bir kabiliyetleri yoktu. Bizimkiler Adana'lı bilmem kim, Eskişehir'li bilmem kim, bu civarların insanları, hep kaçıyorlardı. Akşehir’de bile kaçtılar ben bölük komutanıyken. Firar kaydını vereceksin, sonra bu kaydı kim götürecek? Silahıyla beraber kaçarlardı.

Dumlupınar’da düşmanın ordularını mağlup ettik, İzmir’e girdik.
İzmir’e gireceğimiz zaman, Seydi Köyünde, kaçmaya çalışan bir çok Yunanlı gördük, bizim askerler epeyisini kurşuna dizdiler, yani Yunan askerlerini. Gittikleri zamanlarda, bir çok ırza, mala falan tecavüz ettikleri için bunu hak etmişlerdi.
Bizim Orduya Hıristiyanlar iştirak etmemişti, hepsi Müslüman askerlerdi, Kürt askerler de Müslüman askerlerdi.

İzmir’in Seydi köyü vardı, trenle yarım saat bir saat sürüyor, orada tren muhafızlığına memur edilmiştim.
Bizim arkadaşı, 57. Fırkada Hasan Hulki’yi, doğru bir adam olduğu için, Rumların Yunanistan'a yollanma vakitleri geldiği zaman, Rumların vapura yerleştirilmesi için memur edilmişti onun bölüğü. Takımın subayları paralar kazandığı halde, o beş paraya tenezzül etmemiştir. Hatta ben maaştan 3-5 kuruş artırmıştım, geldi benden borç para aldı. Halbuki kendi takım subayları zengin olduydu.
Kendisi bölük komutanı olarak vazife görüyordu, üsteğmendi. Hasan Hulki Malatya’nın Adafı’sından idi. Ankaraya beraber gelmiştik. Sonra öğretmen oldu. Sonunda inhisara geçti, İnhisar memuruyken öldü. İki oğlu vardı, zannedersem, bilmem ne iş görürler Malatya'da?
Bir tane de Şevki vardı, Hasan Şevki isminde, Malatya’da bir kahvecinin oğlu diyorlardı. O Şevki de İzmir’de evlendi. Ben de İzmir’deydim o vakit.
Deveceli’nin Bekir de İzmir’deydi. Bizleri çağırdı düğününe, biz gitmedik. Hasan Hulki gitmişti, orada tabancayla oynarken, tabanca mangal ateşinin içersine düşüyor, patlıyor; gözünün birisini kaybettiydi.
Onun üzerine, alayı yahut taburu sevdiği için Hasan Hulki’yi vazifeye giderken filan, merdivenden düşüyor, merdiven gözüne geliyor filan diye doktorlar rapor veriyor; o suretle bir ay sonra, maaş bağladılardı, maluliyet maaşı.

Biz, sonraları, İzmir’de Abdullah Ağa Çiftliğinde kaldık.
Orada, biraz talim terbiyeyle uğraştık. Orada kaplıcadan da istifade ettiydim. Ben yorgun bir haldeydim.
Rumlar kaplıcayı yıkmışlar, harabeye çevirmişler, kaçmışlardı.
Kaplıcanın borularından akan suyundan küvete doldurtup, talimden sonra gidip, günde iki defa yıkanıyordum, bu bana iyi geliyordu.

Ondan sonra, 1-1,5 bir sene kadar kaldık.
İstanbul’a bizim kolordudan adamlar gitti; İstanbul’u yeniden teslim alsın, yahut icap ederse, düşmana taarruz etsin, muharebeye girişsin diye.
Beni de yazmışlardı, ben gitmedim.
Bizim kolordu, kolordu kumandanının maiyetinde İstanbul’a gitti. İstanbul’daki düşmanlar da çekilmeye başladılar.

Sonra İsmet Paşa, Lozan’a gönderildi. Biz de, o vakit terhis olduk, geldim Malatya’ya.
Maaşımın -Teğmen maaşımın- bir kısmını, kardeşim, anam, bacıma harçlık olarak gönderiyordu.

Sonra:
Malatya'ya Dönüş
.

Hiç yorum yok: